Biz şimdi alçak sesle konuşuyoruz ya
Sessizce birleşip sessizce ayrılıyoruz ya
Anamız çay demliyor ya güzel günlere
Sevgilimizse çiçekler koyuyor ya bardağa
Sabahları işimize gidiyoruz ya sessiz sedasız
Bu, böyle gidecek demek değil bu işler
Biz şimdi yanyana geliyor ve çoğalıyoruz
Ama bir ağızdan tutturduğumuz gün hürlüğün havasını
İşte o gün sizi tanrılar bile kurtaramaz

Cemal Süreya

1930'larda Türkiye'nin Kültürel ve Sanatsal Değişimlerine Kısa Bir Bakış - 1

1930'larda Türkiye'nin Kültürel ve Sanatsal Değişimlerine Kısa Bir Bakış - 1



Türkiye'nin 30'lu yıllarda modernizmle yüzleşmesi, dünyanın iki kampı arasındaki siyasal çekişme atmosferinde gerçekleşti. Birinci kamp, Avrupa'da yükselen faşizmdi. Almanya'da Hitler, İtalya'da Musssolini, İspanya'da Franco, Portekiz'de Salazar iktidarları ile beraber Avrupa'da kırkın üzerinde faşist parti yükselişe geçmişti. Bu süreçte Avrupa'da modernizm ve avangard yenilmiş, Bauhaus kapatılmış, modernist sanatçıların eserleri "dejenere sanat" olarak yaftalanmıştı.

İkinci kampta ise Stalin yönetimi altındaki SSCB bulunuyordu. Avangard ve konstrüktivizm, Lenin döneminde Sovyet sanatının başat sanat ekolüyken, 1930 yılında konstrüktivizm bir ekol olarak yasaklanmıştı.

Bu karışık ortamda, 1930'lu yıllar, genç Türkiye Cumhuriyeti'nin (1923-1945 yılları, Terrakiperver Halk Fırkası ve Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın çok kısa var olmaları hariç CHP'nin tek partili olduğu dönem) kültür ve sanat programları kapsamında, birçok yeni kültür-sanat merkezi açıldı, Osmanlı'dan beri var olan bazı kültür-sanat merkezleri ise değişim süreçlerinden geçirildi. Yurtiçi ve yurtdışında birçok sergi düzenlendi ve müzeler açılmaya da başlandı.

1931 yılında Ankara'da karma resim sergisinin açılış konuşmasını yapan Hasan Ali Yücel; "Bu sergide birbiriyle münakaşalı sanat akımlarını huzurlu bir ortamda bir araya getirdik" dese de sanata bakış açısı Türkiye'de de kabaca üç akıma ayrılmaya başlamıştı.

Bu akımlardan ilki; "geleneksel, figüratif sanat"ı savunan başta Ülkü Dergisi yazarları ve gazeteci Cemil Sena Ongun'du. Ongun, milliyetçi projelerdeki ulus inşa etme süreciyle modernist sanatın bağdaşmayacağını savunuyordu, Beddi (estetik) kıymetlerde anarşinin hüküm sürdüğü bir dönemin ürünüydü ve marazi bir ruh halini yansıtıyordu.

İkinci akım ise, modern sanatı savunan dönemin Kadro, Yeni Adam ve La Turquie Kemaliste dergilerinde görebiliyoruz. 1 Ayrıca (Osmanlı) Türk Ressamlar Cemiyeti'nde bulunan çoğu empresyonist (izlenimci) ve nü çalışan, İbrahim Çallı gibi sanatçıları modernist kategorisine sokabiliriz. Ayrıca yekpare bir sanat akımının, düşüncesinin etrafında toplanmak yerine dönemin sanatlarını insanlara daha fazla ulaştırmayı, daha çok sanatçı yetiştirmeyi amaç edinmiş, Cumhuriyet'in kurulan ilk resmi sanat topluluğu Müstakil Ressam ve Heykeltıraşlar Birliği'nde de bu modernist etkileri görebiliyoruz.

Müstakil Ressam ve Heykeltıraşlar Birliği'nin çalışma programından bazı maddeler; şahsi teşebbüsler veya maarif vasıtasıyla azanın İstanbul'da kalmalarını temin etmek. Cemiyete bir bina bulmak, san'atkarlara hususi bir mahfil temin etmek, kütüphane tesis etmek. Cemiyetin varidatını tezyid için balolar, müsamereler vermek. İstanbul'da ve Ankara'da galeri ve müzeler inşa ettirmek. Resim ve heykel atölyeleri açmak, neşriyat yapmak, konferanslar vermek. Büyük vilayetlerde sergiler açmak. Memleket haricinde sergiler açmak ve ecnebi san'atkarlarını memlekette sergi açmak için davet etmek. 2

Ayrıca Müstakiller, CHP'nin Yurt Gezileri Programı'na katılmışlardır. Üye sayısı gittikçe artan birlik, İzmit sergisi kataloğundaki bilgilere göre 1939'da 25 üyeye ulaşmıştır.

Üçüncü ve son akımımız çoğu insana göre diğerlerinden daha radikal olan bu akım, görüş ise avangard ve Rusya'nın konstrüktivizm akımından esinlenmiş bir kategoriden söz edebiliriz. Bu grubun ilk temsilcileri ülkemizde, plastik sanatlarda d Grubu sanatçıları ve edebiyatta da kurucuları Cumhuriyet'in ilk kadın gazetecisi, feminist Sabiha Sertel ve eşi Zekeriya Sertel olan Resimli Ay (1924-1931) dergisiydi. 1

Türkiye'nin 30'lu yıllarda modernizmle yüzleşmesi, dünyanın iki kampı arasındaki siyasal çekişme atmosferinde gerçekleşti. Birinci kamp, Avrupa'da yükselen faşizmdi. Almanya'da Hitler, İtalya'da Musssolini, İspanya'da Franco, Portekiz'de Salazar iktidarları ile beraber Avrupa'da kırkın üzerinde faşist parti yükselişe geçmişti. Bu süreçte Avrupa'da modernizm ve avangard yenilmiş, Bauhaus kapatılmış, modernist sanatçıların eserleri "dejenere sanat" olarak yaftalanmıştı.

İkinci kampta ise Stalin yönetimi altındaki SSCB bulunuyordu. Avangard ve konstrüktivizm, Lenin döneminde Sovyet sanatının başat sanat ekolüyken, 1930 yılında konstrüktivizm bir ekol olarak yasaklanmıştı.

Bu karışık ortamda, 1930'lu yıllar, genç Türkiye Cumhuriyeti'nin (1923-1945 yılları, Terrakiperver Halk Fırkası ve Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın çok kısa var olmaları hariç CHP'nin tek partili olduğu dönem) kültür ve sanat programları kapsamında, birçok yeni kültür-sanat merkezi açıldı, Osmanlı'dan beri var olan bazı kültür-sanat merkezleri ise değişim süreçlerinden geçirildi. Yurtiçi ve yurtdışında birçok sergi düzenlendi ve müzeler açılmaya da başlandı.

1931 yılında Ankara'da karma resim sergisinin açılış konuşmasını yapan Hasan Ali Yücel; "Bu sergide birbiriyle münakaşalı sanat akımlarını huzurlu bir ortamda bir araya getirdik" dese de sanata bakış açısı Türkiye'de de kabaca üç akıma ayrılmaya başlamıştı.

Bu akımlardan ilki; "geleneksel, figüratif sanat"ı savunan başta Ülkü Dergisi yazarları ve gazeteci Cemil Sena Ongun'du. Ongun, milliyetçi projelerdeki ulus inşa etme süreciyle modernist sanatın bağdaşmayacağını savunuyordu, Beddi (estetik) kıymetlerde anarşinin hüküm sürdüğü bir dönemin ürünüydü ve marazi bir ruh halini yansıtıyordu.

İkinci akım ise, modern sanatı savunan dönemin Kadro, Yeni Adam ve La Turquie Kemaliste dergilerinde görebiliyoruz. 1 Ayrıca (Osmanlı) Türk Ressamlar Cemiyeti'nde bulunan çoğu empresyonist (izlenimci) ve nü çalışan, İbrahim Çallı gibi sanatçıları modernist kategorisine sokabiliriz. Ayrıca yekpare bir sanat akımının, düşüncesinin etrafında toplanmak yerine dönemin sanatlarını insanlara daha fazla ulaştırmayı, daha çok sanatçı yetiştirmeyi amaç edinmiş, Cumhuriyet'in kurulan ilk resmi sanat topluluğu Müstakil Ressam ve Heykeltıraşlar Birliği'nde de bu modernist etkileri görebiliyoruz.

Müstakil Ressam ve Heykeltıraşlar Birliği'nin çalışma programından bazı maddeler; şahsi teşebbüsler veya maarif vasıtasıyla azanın İstanbul'da kalmalarını temin etmek. Cemiyete bir bina bulmak, san'atkarlara hususi bir mahfil temin etmek, kütüphane tesis etmek. Cemiyetin varidatını tezyid için balolar, müsamereler vermek. İstanbul'da ve Ankara'da galeri ve müzeler inşa ettirmek. Resim ve heykel atölyeleri açmak, neşriyat yapmak, konferanslar vermek. Büyük vilayetlerde sergiler açmak. Memleket haricinde sergiler açmak ve ecnebi san'atkarlarını memlekette sergi açmak için davet etmek. 2

Ayrıca Müstakiller, CHP'nin Yurt Gezileri Programı'na katılmışlardır. Üye sayısı gittikçe artan birlik, İzmit sergisi kataloğundaki bilgilere göre 1939'da 25 üyeye ulaşmıştır.

Üçüncü ve son akımımız çoğu insana göre diğerlerinden daha radikal olan bu akım, görüş ise avangard ve Rusya'nın konstrüktivizm akımından esinlenmiş bir kategoriden söz edebiliriz. Bu grubun ilk temsilcileri ülkemizde, plastik sanatlarda d Grubu sanatçıları ve edebiyatta da kurucuları Cumhuriyet'in ilk kadın gazetecisi, feminist Sabiha Sertel ve eşi Zekeriya Sertel olan Resimli Ay (1924-1931) dergisiydi. 1

d GRUBU

Nurullah Berk (1906-1982), Zeki Faik İzer (1905-1988), Elif Naci (1898-1987), Cemal Tollu (1899-1968), Abidin Dino (1913-1993) ve Zühtü Müridoğlu (1906-1992) gibi beş ressam ve bir heykeltıraşın kurduğu grup; daha sonra, Turgut Zaim (1906-1974), Bedri Rahmi Eyüboğlu (1911-1975), Eren Eyüboğlu (1907-1988), Zeki Kocamemi (1900-1959), Nusret Suman (1905-1978), Fahrünnisa Zeid (1903-1991), Sabri Berkel (1907-1993), Hakkı Anlı (1906-1991), Salih Urallı (1908-1984), Halil Dikmen (1906-1964), Eşref Üren (1897-1984) ve Arif Bedii Kaptan (1906-1982)'ın katılımıyla 1950'li yılların başlarına kadar Türk sanatında André Lhôte (1885-1962)'un kübist, yapısalcı, Fernand Léger (1881-1955)'in sentetik kübist biçim anlayışını temsil etmiştir. Ancak, d Grubu'nun üyeleri ileriki yıllarda tutumlarını yumuşatarak, soyut geometrik kompozisyonlarında ısrarcı olmamışlar ve hatta yarı gerçekçi bir yaklaşımın sezildiği figüratif resme yönelmişlerdir. 3

Dönemin önemli sanatsal, kültürel değişimlere, gelişimlere yön veren kuruluşlar ise;

İlk olarak Halk Ocakları fikri, kaybedilen savaşlar sonucu Osmanlı Devleti'nin iyice zayıfladığını gören 190 askeri tıbbiye öğrencisi tarafından ortaya atıldı, Akçuroğlu Yusuf Bey 3 Temmuz 1911 günü yaptığı toplantıda Türk Ocağı'nın fiilen kurulduğunu bildirdi. Oysa 1912 yılında yayınlanan Türk Ocağı Nizamnamesi'nde Türk Ocağı'nın 25 Mart 1912'de kurulduğu yazılıdır. Türk Ocağı'nın tüzüğünde amacının, "Akvam-ı İslamiyenin bir rükni mühimmi (önemli bir temel direği) olan Türklerin, milli terbiye ve ilmi, iktisadi, içtimai seviyenin terakki ve ilâsıyle (yükselmesi) Türk ırkı ve dilinin kemâline çalışmaktır" olduğu yazmaktadır. Bunu gerçekleştirmek için de eğitim faaliyetlerinden, konferanslardan, tiyatrodan ve sosyal yardım faaliyetlerinden yararlanmışlardır. 1927 yılında toplanan Türk Ocakları Kurultayı'nda, Türk Ocağı Yasası'nda değişiklik yapılarak Ocak, Cumhuriyet Halk Fıkrası ile ilişkilendirilmiştir. Böylece kuruluştaki "asla siyasetle uğraşmama" ilkesi ortadan kalkmıştır. 4 Mustafa Kemal Atatürk, Hakimiyet-i Milliye gazetesine verdiği demeçte Türk Ocakları'nın gayesinin ne olması gerektiğini söyler: Türk Ocakları, Cumhuriyet Halk Fırkası'nın kültür şubesidir. Fırka ulusa eğitmenlik yapacak; bilim, iktisat, siyaset, güzel sanatlar gibi bütün kültür sahalarında yurttaşları yetiştirmek için önderlik edecektir. Ocaklar, Cumhuriyet Halk Fırkası'nın programlarını yurttaşlara anlatmakla asıl görevlerini yapmış, ülkülerine en büyük hizmeti yerine getirmiş olurlar. Atatürk'ün belirttiği gibi CHF'nin bir kültür kolu olmasına karşın, Türk Ocakları'nın bazı şubeleri ve üyelerinin Serbest Cumhuriyet Fırkası'na katılması ki; çok partili döneme geçişi denemesi için Atatürk'ün teşfikiyle kurulan, ömrü 4 ay olan bir fırkadır. Bazı şubelerde ise doğrudan Halk Fırkası'na karşı faaliyetler yürütmeye başlaması CHF yöneticilerinde Türk Ocakları aleyhinde bir düşüncenin gelişmesine zemin hazırladı. 1927 yılında yapılan değişiklikte Türk Ocakları Tüzüğü'nün 3. maddesi açıkça "Türk Ocakları'nın devlet siyasetinde CHF ile beraber olduğu" yazmakta olsa bile 32.000 üyesi olan Ocakları CHF yöneticileri kapatmayı planlıyorlardı, Ocakların kapatılması durumunda yeni bir örgütlenme gerekli idi. Bunun için arayışlara başlanmış, bu maksatla Cumhuriyet yönetimi bazı gençleri Avrupa ülkelerine göndererek buralardaki halk eğitimi çalışmalarını inceletmişti. Selim Sırrı Tarcan İsveç'e, Vildan Aşir Savaşır da Çekoslovakya gibi Orta Avrupa ülkelerine gönderildi. Bunların raporları Ankara'da inceleniyor, Türk Ocakları'nda düzenlenen konferanslarda geniş tartışmalara neden oluyordu. Böylece onların çalışmaları Halkevlerine giden yolu açıyordu.10 Nisan 1931'de Türk Ocakları Olağanüstü Kurultayı toplanır. Ocakların CHF'ye katılması ve bütün mallarının devredilmesi kurultayda oybirliği ile kabul edilir. 5

CHF'nin tek partili döneminin siyasi atmosferini ve elbette bundan etkilenen sanat atmosferini kabaca Mustafa Kemal bir konuşmasında açıklamıştır: "Milletlerin tarihinde bazı devirler vardır ki muayyen maksatlara erebilmek için maddî ve manevi ne kadar kuvvet varsa hepsini bir araya toplamak ve ayni istikamete sevk etmek lazım gelir. Memleketin ve inkılabın içerden ve dışardan gelebilecek tehlikelere karşı masuniyeti için bütün milliyetçi ve cumhuriyetçi kuvvetlerin bir yerde toplanması lazımdır."

Böylece Halkevleri'nin açılması önünde hiçbir engel kalmaz. İlk kurulduğunda, dil, tarih ve edebiyattan güzel sanatlara, spordan müze koluna kadar dokuz dalda faaliyet yürüten Halkevi müze ve sergiler grubunun içindeki müze grubunun faaliyet sahası şunlardır: Çevredeki tarihî eser ve abidelerin iyi korunması hususunda resmî makamları aydınlatır. Bulunduğu yerde resmî müze varsa onları zenginleştirmeye, yoksa bunların kurulmasına çalışır. Tarihî eserlerin ve üzerindeki yazıların fotoğraflarını alır. Tarihî kıymeti olan eski yazılar, ciltler, tezhipler, divanlar, minyatürler, çiniler, halılar ve nakışlar gibi millî kültür vesikalarıyla eski millî kıyafetler ve diğer millî etnografya vesikalarını toplamaya çalışmak suretiyle mahallî müzelerin zenginleşmesini sağlar. Sergi Grubu ise çevrede ve memleketin diğer taraflarında bulunan sanatkârların eserlerinin teşhir edilmesini sağlar. Bu sanatçıların istedikleri eserleri sergiler açmak suretiyle halka tanıtır. Başlangıçta Müze ve Sergi Şubesi olarak açılan bu şube daha sonra, Tarih ve Müze Şubesi adı altında faaliyetlerini sürdürmüştür. 6 Halkevi tarih ve müze kolları kendi bölgelerindeki tarihî eser ve anıtların incelenmesine, kaybolmaya yüz tutan millî etnografya vesikalarının aranıp bulunmasına, yerel müzeler kurulmasına, kurulmuş olanların zenginleşmesine çalışmıştır. Bu komiteler tarihî geziler düzenlemiş, halkın tarih bilincini geliştirmeye gayret etmiştir. Birçok Halkevi topladığı eserlerle kendi müzesini kurmuş, civardan toplanan tarihî eserler şehirdeki devlet ve Halkevi müzelerinde koruma altına alınmıştır. Halkevlerinin müzeciliğe dair yaptığı neşriyat da bu kurumların önemli çalışmalarındandır. "Halkevleri Türk Tarih Kurumunun kurulması ve Türk Tarih tezinin ortaya atıldığı bir dönemde Türk Tarih Kurumunun Anadolu'daki yardımcı kolları olarak tanımlanmıştır. Bu yüzden yapılan tüm araştırma ve tetkikler raporlar halinde kuruma gönderilmiştir". 7 1932 yılından; ilk kez kapatıldığı 1951 yılına kadar 478 şube ve 4322 halkodası ile 10 milyon 73 bin 153 kişinin okuma yazma öğrendiği adres olmuştur. 8

Osman Hamdi Bey tarafından 1882'de Mekteb-i Sanayi-i Nefise-i Şahane adıyla kurulan ve ülkedeki ilk sanat ve mimarlık yüksek okulu olan eğitim kurumu 1928'de Güzel Sanatlar Akademisi adını aldı. 9 İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi veya kısaca İDSGA Geleneği'nin önemi Cumhuriyet Dönemi sanatında epey fazladır.1936 yılında yapılan Güzel Sanatlar Akademisi Reformu sırasında Resim Bölümü Başkanlığına atanan Fransız ressam Leopold Levy (1882-1966) ile başlayan yeni eğitim süreci, 1940 yılından sonra resim sanatında yeni bir dönemin başlamasında etkili olmuş, Nuri İyem (1915-2005), Ferruh Başağa (1914-2010), Turgut Atalay (1918-2004), Selim Turan (1916-1994), Agop Arad (1914-1990), Avni Arbaş (1919-2003), Mümtaz Yener (1918-2007),Fethi Karakaş (1918-1979), Haşmet Akal (1918-1961) o yıl açılan Yüksek Resim Bölümü'ne devam etmişlerdir. 10

Gazi Eğitim, Cumhuriyet Devrimi'nin eğitim reformları doğrultusunda ortaeğitim kurumlarına öğretmen yetiştiren bir kurum olarak 1926 yılında Orta Muallim Mektebi adıyla açıldı. 1929 yılında adı,Gazi Orta Muallim Mektebi ve Terbiye Enstitüsü olarak değiştirildi. Gazi Eğitim Resim-İş Bölümü, 1931 CHP Kongresi'nin "Eğitim Reformları" kapsamında uygulamaya konularak 1932 yılında açıldı. Resim-İş Bölümü'nün açılması ise bu kuruma Bauhaus eğitim programının girmesiyle bir dönüm noktasıydı. Gazi Eğitim, kuruluş aşamasında okulun planlanan bölümleri çerçevesinde İstanbul Muallim Mektebi'nin başarılı öğrencilerini yurtdışına eğitime göndermeye başladı, ilerde Köy Enstitüleri'ni kuracak olan İsmail Hakkı Tonguç (1893-1960) 1918'de Almanya'ya iş eğitimi ve pedagoji eğitimi almaya gönderilenler arasındaydı. 11

1933 yılının Ekim ayında Ankara'da ilki düzenlenen "İnkılap Sergileri", içerdiği yapıtların genellikle Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet konuları üzerine olması, resimlerde kullanılan tekniği daha çok Avrupa'da süregelen dışavurumculuk akımıyla yapılmıştır. 1936'ya kadar her yıl devam eden bu sergilerde, ulus devletin oluşum sürecinde, milli kimlik imgelerinin toplum bilincine yerleştirilmesinde devletin girişimlerinden biri olarak değerlendirilebilir. Sergi ilk açılış tarihi olarak Cumhuriyet Bayramı seçilmiştir. 12 İnkılap Sergileri'nin devamı niteliğinde 1939 yılında ilki açılan Devlet Resim ve Heykel Sergileri günümüzde de halen devam etmektedir.

Moskova, Bükreş, Atina, Belgrad gibi ülkelerde yapılan 1935-1937 yıllarında Resim ve Neşriyat Sergileri, yurtdışında yapılan ilk önemli sergilerdendir.

21 Eylül 1937 tarihli Dolmabahçe Sarayı Veliaht Dairesi'ni tekrar düzenleyerek İstanbul Resim ve Heykel Müzesi'ne dönüştürüldü böylelikle Türkiye'nin ilk Güzel Sanatlar Müzesi olarak kapılarını açtı. 13

1937 ve 1938 yıllarında olmak üzere 2 defa, bu dönemin etkin üç sanatçı birliği bir araya gelerek (Güzel Sanatlar Birliği, Müstakil Ressamlar, Heykeltıraşlar Birliği ve D Grubu sanatçıları) Birleşik Resim ve Heykel Sergisi düzenlemiştir. Ankara'da açılan bu sergiler, hem farklı kuşak ve anlayışta sanatçıların bir araya gelmesi hem de sanatçıların devletle olan ilişkilerinin canlanması açısından önem taşımaktadır. 14

Zorunlu atamalar dışında İstanbul dışına yabancı olan erken Cumhuriyet kuşağı ressamları Kars'tan Edirne'ye kadar dönemin altmış üç kentine gittiler. Bu gezilere Yurt Gezileri ve Sergileri adı verilmişti, CHP ve Halkevlerinin Güzel Sanatlar Kolu'nun etkinlikleri kapsamında 1939 yılından başlayarak 1944 yılına kadar 48 ressam il il dolaşarak Anadolu'yu ve Anadolu insanını resmettiler. 15 Bu gezilerde üretilen 675 resmin büyük çoğunluğu bugün kayıptır. Bu gezilere ve sergilere katılmış bazı ressamlar; Eşref Üren, Behçet Kemal Çağlar, Avni Arbaş ve Cemal Bingöl'dür.

(Osmanlı) Türk Ressamlar Cemiyeti'nin (1927 yılında Güzel Sanatlar Birliği olarak adı değişti) Sergileri veyahut Galatasaray Lisesi Sergileri, Türkiye'nin ilk uzun süreli sanat etkinliği olan Galatasaray sergilerinde 35 yıllık süreçte (1916-1951 yılları arasında) 350 sanatçının 6 bin kadar eseri sergilenmiştir; 16 bunun yanı sıra birlik, 1924 yılından itibaren her yıl Ankara'da bir sergi açmaya başlar. Böylece, klasik/izlenimci tarza yakın olan sanatçıların oluşturduğu açılacak sergilerin resmi nitelikli sayılacağı ve bu sergilerde sanatçılara ödül olarak madalya Güzel Sanatlar Birliği'nin; biri İstanbul (yaz aylarında Galatasaray Lisesi salonlarında), diğeri Ankara'da olmak üzere yılda iki sergi düzenledikleri görülür. Bu sergilere giriş için 10 kuruş ücret alınmaktadır. Bunun yanı sıra, sergilerde titiz bir düzenleme olmadığı, resimlerin üst üste asıldığı görülür. Bu arada, 12 Eylül 1926 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla, Ankara'da verilip, ilerde müze oluşturmak üzere eser satın alınacağı yönündeki gelişme; bu tarihten sonra sanatçıların sergi açma konusunda Ankara'ya özel bir önem vermesini teşvik etmiştir.17

Müstakil Ressam ve Heykeltıraşlar Birliği Sergileri 1929'da yayınlanan tüzüğünden bir yıl önce 1928'de, aynı zamanda birliğin kurulduğunun gayri resmi kanıtı olan ilk sergilerini, Ankara Etnografya Müzesi ve İstanbul'da Cağaloğlu'nda açmışlardı.18 1928-1932 yılları arasında 5 sergi açan Müstakiller, 1937 yılından itibaren Bursa, Balıkesir, Zonguldak, İzmit Anadolu'nun çeşitli kentlerinde bulunan halkevlerinde sergiler düzenlemişler.

Az da olsa, o dönemlerde de sanatçıların tek başına yapmaya çalıştığı sergiler de vardı; Halil Paşa gibi emektar bir isim, 1936 yılından ölümüne kadar (1939) her sene Ankara'da düzenli olarak sergi açmıştır. Buna karşılık, 1937 yılında genç kuşaktan bir sanatçı olan Turgut Atalay, Şişli Halkevi'nde bir sergi düzenlemektedir. Ayrıca Zühtü Müridoğlu, 1932 yılında Alay Köşkü'nde, çağdaş Türk sanatı tarihinin bilinen ilk kişisel heykel sergisini açmıştır. 19

İkinci yazımda da 1930 Türkiye'sinde sanat, kültür ortamında biraz daha dolaşacağız, özellikle yurt dışında genç Cumhuriyeti yanıtmak için gidilen sergiler ve Türkiye'deki avangard sanata ve d grubuna değineceğim... Korona karantinalarından sağlıcakla...

Kaynakça

1- Kağan Güner, Modern Türk Sanatının Doğuşu, Mayıs 2014, Kaynak Yayınları, s:148,149
2- K. Giray, Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği, Akbank Yayınları, İstanbul, 1996, s. 45
3-Yasa Yaman, Zeynep, D Grubu 1933-1951,2002, Yapı Kredi Yayınları.
4- https://www.turkocaklari.org.tr/turk-ocagi-tarihi/turk-ocaklarinin-kisa-tarihcesi-3496
5- https://mudafaaihukuk.org.tr/tr/p/569/19-subat-1932-cuma-gunu-halkevleri-buyuk-bir-cosku-icinde-acilir
6- C.H.F. Halkevleri Talimatnamesi, Ankara:1932; C.H.F. Halkevleri Talimatnamesi, Üçüncü Baskı, Ankara:1934
7- Serap Taşdemir, Türkiye'de Tarih Bilincinin Oluşmasında Halkevlerinin Rolü (bdt.), Dokuz Eylül Üniversitesi, AİİTE, İzmir:2000
8- http://www.halkevleri.org.tr/hakkimizda
9- https://tr.wikipedia.org/wiki/İstanbul_Devlet_Güzel_Sanatlar_Akademisi
10- http://www.idildergisi.com/makale/pdf/1412892172.pdf(TÜRK RESMİNDE MODERNİTE İLE İLK TEMAS:1940-1960-Seyfi BAŞKAN s:8)
11- Kağan Güner, Modern Türk Sanatının Doğuşu, Mayıs 2014, Kaynak Yayınları s:162
12- https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/256359 (TEK PARTİ DÖNEMİNDE ULUS İNŞA POLİTİKALARININ EĞİTİM BOYUTU, Dilşad TÜRKMENOĞLU)
13- https://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0stanbul_Resim_ve_Heykel_Müzesi
14- https://core.ac.uk/download/pdf/38313316.pdf(1923-1950 yılları arasında acılan sergiler-MEHMET ÜSTÜNİPEK, s:3)
15­- https://archive.org/stream/TurklerAnsiklopedisi/Turkler-Cilt18_djvu.txt
16- https://tr.wikipedia.org/wiki/Galatasaray_Sergileri
17- https://core.ac.uk/download/pdf/38313316.pdf(1923-1950 yılları arasında acılan sergiler-MEHMET ÜSTÜNİPEK:4)
18- https://tr.wikipedia.org/wiki/Müstakil_Ressamlar_ve_Heykeltıraşlar_Birliği
19- https://core.ac.uk/download/pdf/38313316.pdf(1923-1950 yılları arasında acılan sergiler-MEHMET ÜSTÜNİPEK:6)

Ekstra Kaynakçalar
* Nilüfer Öndin, "Cumhuriyet'in Kültür Politikası ve Sanat/ 1923-1950", İnsancıl Yayınları, İstanbul, 2003
* https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/258118 (TÜRK OCAKLARININ KAPATILIŞI, BORÇLARI ve EMLÂKİNİN TASFİYESİ Makalesi-Mustafa ARIKAN, Ahmet DENİZ)

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış