İçeriğe geç
Kent

Aliağa’nın Geleceği Üzerine: Kent Konseyleri ve Yerel Demokrasi

Aliağa’nın sanayi kenti olması, kentin bütün geleceğinin sanayi yatırımlarına göre şekillenmesini gerektirmez. Sanayinin yarattığı ekonomik değerin yanında bu üretimin hangi emek koşulları üzerinden gerçekleştiği, çevresel maliyetlerin nasıl dağıldığı, kentin altyapısına ne tür yükler getirdiği ve afet karşısındaki kırılganlıkların nasıl azaltılacağı da tartışılmalıdır. Kıyılar, doğal alanlar ve kamusal mekânlar yalnızca yatırımın ihtiyaçlarına göre düzenlenmemeli; kentte yaşayanların kullanım hakkı ve güvenliği de kararların temel unsurlarından biri olmalıdır.

Suat Turan

Gazeteci Bülent Pınarbaşı’nın, yerel ölçekte yayın yapan Kuzeyin Sesi Gazetesi’nde beş bölüm halinde yayımladığı yazı dizisi, Aliağa’nın geleceği ve kent konseylerinin nasıl bir işleve sahip olması gerektiği üzerine düşüncelerimi paylaşmam için vesile oldu. Aliağa’nın kendi içinden yükselen bu tartışmayı başlattığı, kentimizin önemli bir meselesini gündeme taşıdığı ve düşünmek için bir alan açtığı için kendisine teşekkür ediyorum. Ben de bu yazıyla, açılan tartışmayı Aliağa’nın bugün karşı karşıya olduğu sanayi, emek, ekoloji, kıyılar, ulaşım, afet güvenliği ve halkın söz ve karar hakkı üzerinden sürdürmek istiyorum.

Aliağa, sanayi ile yaşamın iç içe geçtiği kentlerden biri. Demir çelik fabrikaları, gemi söküm tesisleri, rafineriler, enerji tesisleri ve limanlar kentin ekonomik yapısını belirlerken, bu üretim düzeninin çevresel ve toplumsal sonuçları da gündelik hayatın önemli bir parçasını oluşturuyor. İş ve üretim kadar hava, su, toprak, sağlık, ulaşım, kıyılar ve yaşam alanları da kentin geleceğinin konusu. Bu nedenle Aliağa’yı yalnızca sanayi yatırımları ve ekonomik büyüme üzerinden değerlendirmek, kentin gerçekliğinin önemli bir bölümünü dışarıda bırakmak anlamına geliyor.

Sanayinin yarattığı istihdam kadar çalışma koşulları ve iş güvenliği; yatırımlar kadar altyapı ihtiyacı ve çevresel etkiler; üretim kadar bu üretimin kentte yarattığı maliyetler birlikte ele alınmalı. “İş mi, çevre mi?” biçimindeki bir karşıtlık Aliağa’nın gerçekliğini açıklamaya yetmez. Fabrikadaki çalışma koşulları, işçinin yaşadığı mahalle, ailesinin yaşamı, halk sağlığı ve kentin çevresi birbirinden kopuk meseleler değildir. Emek sömürüsü ve güvencesiz çalışma yalnızca işyerinde yaşanan sorunlar olarak görülemez; bunların kent yaşamı üzerinde de sonuçları vardır.

Aliağa’da sanayi yükünün artması, kentin taşıma kapasitesini ve gelecekte hangi sınırlar içinde gelişeceğini tartışmayı zorunlu kılıyor. Yeni yatırımlar yalnızca yaratacağı ekonomik değer ve istihdam üzerinden değerlendirilmemeli; hava ve su kalitesi, tarım alanları, doğal yaşam, altyapı, ulaşım ve halk sağlığı üzerindeki etkileriyle birlikte ele alınmalı. Ekoloji, yatırım kararlarının ardından bakılacak bir başlık değil, kentin gelişme biçimini belirleyen temel unsurlardan biri olmalı.

Bu değerlendirmeye deprem ve afet güvenliği de dahil edilmeli. Türkiye’nin güncel Deprem Tehlike Haritası artık eski “1., 2., 3. derece deprem bölgesi” sınıflamasını kullanmıyor; koordinat bazında en büyük yer ivmesi değerlerini esas alıyor. Ayrıca bu harita doğrudan bir “risk haritası” değil; yapıların, nüfusun, ekonomik kayıpların ve çevresel etkilerin ayrıca değerlendirilmesi gerekiyor. AFAD’ın interaktif haritası da yerel zemin koşullarından kaynaklanabilecek sıvılaşma, zemin büyütmesi ve farklı oturma gibi tehlikeleri kapsamıyor.

Aliağa gibi yoğun sanayi, liman ve enerji altyapısının bulunduğu bir kentte deprem meselesi yalnızca binaların dayanıklılığıyla sınırlı görülemez. Büyük bir deprem sonrasında sanayi tesisleri, limanlar, enerji altyapısı, depolama alanları ve tehlikeli maddelerin bulunduğu tesislerde ortaya çıkabilecek yangın, patlama, sızıntı, ulaşım bağlantılarının kesilmesi ve benzeri ikincil sonuçların da kent ölçeğinde değerlendirilmesi gerekir. Yeni yatırımların ve büyük ölçekli planların deprem tehlikesi, yerel zemin koşulları, afet sonrası ulaşım ve kritik altyapının sürekliliğiyle birlikte ele alınıp alınmadığı kamuoyunun bilmesi gereken sorulardan biridir.

Kıyılar açısından da benzer bir sorun var. Aliağa kıyılarının liman ve sanayi faaliyetlerine açılması, yalnızca ekonomik faaliyetlerin genişlemesi olarak değerlendirilemez. Kıyıların kamusal niteliği, denize erişim, balıkçılık, doğal yaşam ve kıyı ekosistemleri de bu kararların parçası olmalı. Kıyının hangi amaçlarla kullanılacağına ilişkin tercihler, kentte yaşayanların bilgisi ve katılımı dışında belirlenmemeli.

Sanayi ve liman faaliyetlerinin yoğunluğu ulaşım sorununu da doğrudan etkiliyor. Ağır vasıta trafiği, servis araçları ve sanayi bölgelerine yönelen ulaşım kent içindeki hareketliliği artırırken trafik sıkışıklığı, gürültü, hava kirliliği, yaya güvenliği ve otopark ihtiyacını da büyütüyor. Otopark sorunu bu nedenle yalnızca araçlara yer bulma meselesi değil; kamusal alanların nasıl kullanılacağı ve ulaşımın kentin hangi ihtiyaçlarına göre planlanacağıyla ilgili bir kentleşme sorunu.

Bütün bu sorunların ortaklaştığı yer, Aliağa’nın nasıl bir kent olarak gelişeceğine kimlerin ve hangi mekanizmalarla karar verdiği sorusudur. Yerel demokrasi yalnızca seçimlerde oy kullanmaktan ibaretse, yurttaşın kendi yaşamını etkileyen kararlar üzerindeki etkisi sınırlı kalır. Oysa demokratik katılım, halkın gündem oluşturabilmesini, karar süreçlerini etkileyebilmesini, kararların uygulanmasını takip edebilmesini ve gerektiğinde itiraz edebilmesini gerektirir. Aliağa halkının kendi kentinde olup bitenlerin yalnızca izleyicisi değil, geleceğinin öznesi olması gerekir.

Kent konseyleri ve yerel demokrasi

Kent konseyleri bu katılımın önemli araçlarından biri olarak ortaya çıktı. Kent Konseyi Yönetmeliği; kent vizyonunun ve hemşehrilik bilincinin geliştirilmesi, kentin hak ve hukukunun korunması, sürdürülebilir kalkınma, çevreye duyarlılık, saydamlık, hesap sorma ve hesap verme, katılım ve yerinden yönetim gibi ilkeleri kent konseylerinin çalışma çerçevesine yerleştiriyor. Yönetmelik kent konseylerine yerel demokratik katılımı geliştirme, kentin temel stratejilerinin belirlenmesine ve izlenmesine katkıda bulunma ve çevreye duyarlı programları destekleme gibi görevler de yüklüyor.

Bu nedenle kent konseyini yalnızca toplantı yapılan, görüşlerin alındığı ve bunların belediyeye iletildiği bir yapı olarak görmek yetersiz kalır. Kent konseyi kentin sorunlarını görünür kılabilmeli, farklı kesimlerin sözünü yan yana getirebilmeli, araştırmaya dayalı öneriler geliştirebilmeli, yerel yönetimin kararlarını izleyebilmeli ve gerektiğinde eleştirebilmelidir. Belediye ile kent konseyi arasında iş birliği kurulması doğal olabilir; ancak bu ilişki eleştirel mesafeyi ortadan kaldırdığında katılımın demokratik niteliği de zayıflar.

Aliağa açısından tartışılması gereken nokta tam olarak burasıdır aslında. Kentin sanayi yükü, ekolojik baskılar, emek ve iş güvenliği, kıyıların kullanımı, ulaşım ve otopark, halk sağlığı ve afet güvenliği gibi temel sorunlarında kent konseyinin ne kadar görünür bir kamusal tartışma yürüttüğü, ne ölçüde somut öneriler geliştirdiği ve yerel yönetim üzerinde demokratik bir denetim işlevi oluşturabildiği sorgulanmalıdır.

Aliağa Belediyesi’nin 2021 yılında yayımladığı bir haberde Belediye Başkanı Serkan Acar, Aliağa’daki başarıda kent konseyinin belediye kadar payı olduğunu ifade etmiş, aynı etkinlikte kent konseyi başkanı da belediye başkanına teşekkür etmişti. Bu yakın ilişki tek başına bir sorun ya da yanlışlık kanıtı değildir. Ancak kent konseyinin belediyeden bağımsız bir tartışma ve eleştiri zemini oluşturup oluşturamadığı sorusunu önemli hale getirir.

Çünkü kent konseyi kendi gündemini oluşturamıyor, kentin temel sorunlarında sürekli ve görünür bir tartışma yürütemiyor, araştırma ve alternatif üretemiyorsa yalnızca kendi işlevini değil, halkın yerel yönetim üzerindeki demokratik denetim kanallarından birini de zayıflatır, manipüle eder. Böyle bir yapı, kentteki önemli kararların yeterince sorgulanmadığı bir ortamın oluşmasına katkıda bulunabilir. Kent konseyinin değeri belediyeyle ne kadar uyumlu olduğuyla değil, halkın söz ve karar hakkını ne ölçüde güçlendirdiğiyle değerlendirilmelidir.

Aliağa’da kent konseyinin eksikleri

Aliağa gibi sanayi yoğunluğu yüksek bir kentte kent konseyinin gündemi belediyenin günlük hizmetleriyle sınırlı kalamaz. Sanayi yatırımlarının çevresel ve toplumsal etkileri, işçilerin çalışma koşulları ve iş güvenliği, kıyıların kullanımı, ulaşım, kamusal alanlar, halk sağlığı ve afet güvenliği gibi başlıklar düzenli biçimde ele alınmalı; bunun yanında tarım, balıkçılık, tarihsel miras, kültür, çocukların ve gençlerin yaşam olanakları, emeklilerin ve engellilerin kent yaşamına katılımı da kentin bütünlüğü içinde değerlendirilmelidir.

Buradaki eksiklik yalnızca hangi konuların gündeme alındığıyla ilgili değil. Kent konseyinin sorunları tespit etmekten çıkıp alternatif üretme kapasitesine sahip olup olmadığı da önem taşıyor. Sanayi yükünün çevresel etkileri konusunda veri toplamak, kıyı kullanımını araştırmak, işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda ilgili kurumlarla çalışmalar yürütmek, ulaşım ve otopark konusunda farklı seçenekler geliştirmek, afet güvenliği konusunda uzmanlarla çalışma yapmak ve bütün bunları kamuoyunun tartışmasına açmak kent konseyinin işlevini somutlaştırabilir.

Bunun için temsilin niteliği de önem taşıyor. İşçiler, güvencesiz çalışanlar, kadınlar, gençler, emekliler, engelliler ve kent yaşamında sesi daha az duyulan kesimler yalnızca adına konuşulan toplumsal gruplar olmamalı. Kendi sözlerini doğrudan ifade edebilecekleri mekanizmalar oluşturulmalı. Sendikalar, meslek odaları, üniversiteler, bilim insanları, dernekler ve çevre örgütleri de kentin geleceğine ilişkin tartışmalara bilgi ve deneyimleriyle dahil olabilmeli.

Böyle bir yapı kent konseyini yalnızca belediyeye görüş bildiren bir kurum olmaktan çıkarır. Sorunları araştıran, verileri kamuoyuna açan, farklı kesimlerin sözünü karar süreçlerine taşıyan ve kararların sonuçlarını izleyen bir demokratik mekanizmaya dönüştürür.

Katılımın niteliği

Aliağa Belediyesi, 2024-2029 stratejik planının hazırlanması sürecinde vatandaşlara ve kurum, kuruluş ve sivil toplum örgütlerine yönelik katılım anketleri yayımladı. Belediye, bu çalışmaların katılımcı yönetim anlayışı doğrultusunda yürütüldüğünü ve vatandaşlarla paydaşların talep ve beklentilerinin stratejik plana yön vermesini amaçladığını belirtti.

Bu tür mekanizmalar katılım açısından bir başlangıç sağlayabilir. Ancak demokratik katılımın ölçüsü yalnızca kaç kişinin görüş bildirdiği değildir. Verilen görüşlerin hangi kararlara yansıdığı, hangi önerilerin neden kabul edilmediği ve alınan kararların sonuçlarının nasıl izlendiği de açık olmalıdır. Katılım, karar alındıktan sonra halkı bilgilendirmekten daha ileri bir anlam taşır; halkın kararın oluşumuna gerçek anlamda etki edebilmesini gerektirir.

Özellikle büyük sanayi yatırımları, çevresel etkiler, kıyıların kullanımı, ulaşım, kentleşme ve afet güvenliği gibi teknik ve toplumsal sonuçları olan konularda bu katılım daha da önemlidir. Bilim insanlarının, üniversitelerin, ilgili meslek odalarının, sendikaların, çevre örgütlerinin, derneklerin ve kentte yaşayanların bilgi ve deneyimleri aynı tartışma içinde buluşabilmelidir. Böylece karar süreçleri yalnızca idari tercihler üzerinden değil, bilimsel veriler, toplumsal ihtiyaçlar ve kentte yaşayanların deneyimleri üzerinden de değerlendirilebilir.

Aliağa Belediyesi’nin 2025-2029 Stratejik Planı da afetlere karşı dayanıksız yapı stokunun yenilenmesine yönelik kentsel dönüşüm çalışmalarının sürdürüleceğini belirtiyor. Ancak Aliağa gibi yoğun sanayi ve kritik altyapının bulunduğu bir kentte afet güvenliğinin yalnızca yapı stoku üzerinden değil, sanayi tesisleri, limanlar, ulaşım bağlantıları, altyapı ve olası ikincil afetler bakımından da tartışılması gerekiyor.

Burada kent konseyine düşen görev de yalnızca afet sonrasında yapılacakları konuşmak olmamalı. Deprem tehlikesinin ve afetlerin yaratabileceği toplumsal sonuçların yatırım ve planlama kararları alınmadan önce gündeme taşınması, bilimsel çalışmaların kamuoyuyla paylaşılması ve kentin afetlere karşı hazırlık düzeyinin izlenmesi de yerel demokratik katılımın parçası olmalıdır.

Nasıl bir yerel yönetim?

Aliağa için ve hatta tüm Türkiye için ihtiyaç duyulan yerel yönetim anlayışı, halkın yalnızca danışılan değil, karar süreçlerinde etkili olduğu bir anlayıştır. Mahallelerin, sendikaların, meslek örgütlerinin, kadınların, gençlerin, emeklilerin, engellilerin, çevre örgütlerinin ve kentin diğer toplumsal kesimlerinin kendi alanlarıyla ilgili süreçlere doğrudan katılabildiği; belediye meclislerinin daha açık ve izlenebilir olduğu; önemli projelerin, imar kararlarının ve bütçe tercihlerinin kamusal tartışmaya açıldığı bir yerel demokrasi zemini oluşturulmalıdır.

Burada kent konseyi tek başına bütün sorunları çözecek bir kurum değildir. Mahallelerde doğrudan katılım kanallarının güçlenmesi, belediye meclislerinin halkla bağının gelişmesi, sendikaların ve meslek örgütlerinin karar süreçlerine katılabilmesi, bilimsel çalışmaların kamuoyuna açık biçimde tartışılması ve çevre ile emek örgütlerinin kent yönetimiyle ilişki kurabilmesi birbirini tamamlayan unsurlardır. Yerel yönetim halk adına karar veren kapalı bir yapı olmaktan çıkıp halkın sözünü karar süreçlerine taşıyan ve aldığı kararların hesabını verebilen bir anlayışa dayanmalıdır.

Böyle bir anlayış Aliağa’nın geleceğini yalnızca daha fazla üretim ve yatırım üzerinden tarif etmez. Nasıl bir çevrede yaşanacağı, hangi koşullarda çalışılacağı, kıyıların ve doğal alanların nasıl korunacağı, halk sağlığının ve afet güvenliğinin nasıl gözetileceği, ulaşımın ve kamusal alanların nasıl düzenleneceği, çocukların ve gençlerin nasıl bir kentte büyüyeceği de geleceğin parçasıdır.

Aliağa’nın sanayi kenti olması, kentin bütün geleceğinin sanayi yatırımlarına göre şekillenmesini gerektirmez. Sanayinin yarattığı ekonomik değerin yanında bu üretimin hangi emek koşulları üzerinden gerçekleştiği, çevresel maliyetlerin nasıl dağıldığı, kentin altyapısına ne tür yükler getirdiği ve afet karşısındaki kırılganlıkların nasıl azaltılacağı da tartışılmalıdır. Kıyılar, doğal alanlar ve kamusal mekânlar yalnızca yatırımın ihtiyaçlarına göre düzenlenmemeli; kentte yaşayanların kullanım hakkı ve güvenliği de kararların temel unsurlarından biri olmalıdır.

Bu çerçevede kent konseyinin sorumluluğu da belirginleşiyor: Aliağa’nın geleceği hakkında söz söylemek, sorunları araştırmak, alternatifler geliştirmek, kentteki farklı kesimlerin sözünü karar süreçlerine taşımak ve yerel yönetimin uygulamalarını izlemek. Bunları yapabilen bir kent konseyi yerel demokrasinin etkili araçlarından biri olabilir; bunları yapamayan bir yapı ise varlık nedenini giderek zayıflatır.

Aliağa halkının özne olması, yalnızca seçimlerde oy kullanması veya belediyenin açtığı katılım kanallarına görüş bildirmesi anlamına gelmez. Kendi mahallesinin, kıyısının, çalışma koşullarının, çevresinin, ulaşımının ve geleceğinin nasıl şekilleneceği konusunda söz söyleyebilmesi; alınan kararları izleyebilmesi, gerektiğinde itiraz edebilmesi ve alternatifler geliştirebilmesi anlamına gelir.

Aliağa’nın geleceği birkaç yatırım kararına, birkaç kurumun gündemine ya da yalnızca seçimlerle oluşan temsile bırakılmamalıdır. Kentin geleceğine ilişkin kararların halktan kopuk biçimde alınmadığı, yerel yönetimin halka karşı sorumlu olduğu ve kent konseylerinin belediyenin yanında duran pasif bir yapı değil, gerektiğinde eleştiren ve alternatif üreten bağımsız bir demokratik zemin olarak çalıştığı bir yerel yönetim anlayışına ihtiyaç vardır.

Bu tartışmanın merkezinde halkın söz ve karar hakkı bulunmalıdır. Aliağa’nın nasıl bir kent olacağına ilişkin söz yalnızca yatırımcılara, yöneticilere veya kurumlara ait değildir; o kentte yaşayan insanların da bu geleceğin belirlenmesinde söz hakkı vardır. Yerel demokrasinin anlamı da bu hakkın ne ölçüde gerçek ve etkili hale getirilebildiğinde ortaya çıkar.

Konular

aliağa, çevre, ekoloji

Bu yazıyı paylaş

Yazar

Suat Turan

1969 yılında Trabzon’un Maçka ilçesinde doğan Suat Turan, 1973’ten bu yana Aliağa’da yaşamaktadır. Gazetecilik ve müzisyenlik yaptığı dönemde, politik nedenlerle hüküm giyerek, 4,5 yıl cezaevinde kalmıştır. Yerel siyaset, emek ve demokratik toplum üzerine çalışmalar yürüten Turan, emek, ekoloji ve kent politikaları hakkında yazılar kaleme almaktadır. Son bir yıldır DEM Parti Aliağa İlçe yöneticiliği görevini sürdürmektedir.

Yorum yazın

Yayımlanmaz.

Yorumunuz yayımlanmadan önce onaydan geçer, bu yüzden hemen görünmez.