İçeriğe geç
Politika

Asıl Soru: Barış İçin Entelektüellerden Neden Katkı Alınamıyor?

Hukukun yeniden kurulması, eşit yurttaşlığın güvence altına alınması, geçmişin hafızasının korunması, demokratik siyasetin güçlendirilmesi ve birlikte yaşama iradesinin toplumsallaşması aynı zamanda entelektüel bir çaba gerektiriyor. Bu doğrultuda geçmişte bedel ödemiş insanların birikimini dışarıda bırakmak büyük bir kayıp olur. Dolayısıyla mesele “Türkiye’de entelektüel var mı, yok mu?” tartışmasının çok daha ötesinde ele alınmalıdır.

Fatma Ayparçası

DEM İmralı Heyeti üyesi Faik Özgür Erol’un, “Dünyanın herhangi bir yerinde bu kadar ağır acılara yol açmış bir savaş ortamını sona erdirme çabasının entelektüel anlamda bu kadar az destekle karşılaştığı az örnek gördüm” sözleri, barış sürecinin önemli bir boyutunu gündeme getiriyor. Ancak burada belki de soruyu biraz değiştirmek gerekiyor. “Entelektüeller neden barış sürecine yeterince destek vermiyor” demeden önce, barış için yıllarca söz söylemiş ve bunun bedelini ödemiş entelektüellerin bugün bu sürece ne ölçüde dahil edildiğine bakmak gerekiyor.

Erol’un işaret ettiği entelektüel sessizlik, Türkiye’de barışın toplumsal ve düşünsel zemini açısından önemli bir tartışma başlatıyor. Fakat bu tartışmayı yalnızca bugün kimlerin konuştuğu ya da kimlerin sustuğu üzerinden yürütmek yeterli değil. Türkiye’nin yakın geçmişinde barış konusunda söz söylemiş insanların yaşadıklarını da bu tablonun içine katmak gerekiyor.

Solfasol TV’de Kemal Bozkurt ile Deniz Nazlım’ın geçen günlerde yayınlarının bir bölümünde Erol’un sözlerine ilişkin değerlendirmesi bu yazının yazılmasına neden oldu. Çünkü yayındaki değerlendirme meseleyi başka bir yere taşıyor. Bozkurt, “entelektüellerin destek vermediği bir barış” ifadesinin aslında Türkiye’de entelektüelin olmadığını gösterdiğini söylüyor ve “Yok. O yüzden biz hâlâ Yaşar Kemal demek zorunda kalıyoruz, yenisini yaratamadığımız için” diyor.

Bu değerlendirmeye katılmamakla birlikte talihsiz olduğunu da söylemek gerekir.

Türkiye’de entelektüelin olmadığı iddiası, özellikle barış meselesi söz konusu olduğunda, yakın tarihin önemli bir bölümünü görmezden gelmek demek olur.

2016’da Barış İçin Akademisyenler tarafından yayımlanan “Bu Suça Ortak Olmayacağız” bildirisi bunun en somut örneklerinden biridir. Yüzlerce akademisyen, çatışmaların ve sokağa çıkma yasaklarının yarattığı ağır tablo karşısında savaş politikalarına itiraz etti; barış, demokratik çözüm ve müzakere çağrısı yaptı.

Bu sözün bir karşılığı oldu.

Akademisyenler ihraç edildi, yargılandı, üniversitelerinden ve öğrencilerinden uzaklaştırıldı. Akademik kariyerleri kesintiye uğradı, geçim kaynaklarını kaybettiler. Bazıları ülke dışında akademik hayatını sürdürmek zorunda kaldı. Yani barış konusunda söz söyleyen insanlar vardı; aynı zamanda söyledikleri sözün bedelini de ödediler.

Elbette “entelektüel” kavramı tartışılabilir. Akademisyen olmak tek başına entelektüel olmak anlamına gelmez. Aynı şekilde entelektüel üretim yalnızca üniversitelerde gerçekleşmez. Yazar, gazeteci, sanatçı, hukukçu, araştırmacı ya da farklı alanlarda kamusal söz üreten insanlar da bu alanın parçasıdır.

Fakat entelektüeli yalnızca birkaç büyük ve tarihsel isim üzerinden tanımlamak, bugünün düşünsel üretimini görmeye de engel olur.

Yaşar Kemal’i bugün hâlâ anıyor olmak elbette kıymetlidir. Fakat yeni isimlerin ortaya çıkmamasından söz ederken, yakın tarihte kendi mesleğini ve güvencesini kaybetme pahasına konuşmuş insanları yok saymak ciddi bir çelişki yaratıyor.

Burada Erol’un sözünü de başka bir açıdan değerlendirmek gerekiyor.

Türkiye’de barış için entelektüel desteğin yetersiz olduğunu söylemek mümkün. Fakat bu yetersizliği yalnızca entelektüellerin korkusuyla, ilgisizliğiyle veya siyasal tercihiyle açıklamak eksik bir değerlendirme olur. Geçmişte barış için söz söylemiş insanların bugün barış tartışmasının içine ne kadar katıldığı da göz önünde tutulmalıdır.

Dolayısıyla Hakan Koçak’ın sosyal medyada haklı olarak sorduğu bir soruyu buraya taşımak gerekir: “Bir barış sürecinin, barış için bedel ödeyen entelektüellere desteğinin bu kadar az olmasının dünyada kaç örneği vardır?”

Erol’un sözünü tartışırken bu sorunun da masada olması gerekiyor.

Barış Akademisyenleri örneği burada özellikle önemli. Onların yaşadıkları yalnızca geçmişte kalmış bir mağduriyet hikâyesi değil. Aynı zamanda Türkiye’nin barış konusunda ürettiği entelektüel birikimin bir parçası. Akademik çalışmalar, hukuki mücadeleler, yazılar, kitaplar, tanıklıklar ve yıllar boyunca sürdürülen düşünsel üretim, bugün kurulmaya çalışılan barışın tartışma alanına dahil edilebilecek ciddi bir kaynak oluşturuyor.

Bir barış süreci yalnızca siyasal aktörlerin yürüttüğü görüşmelerden ibaret olmamalıdır. Kalıcı bir barışın dili ve zemini toplumun hafızasında, hukukunda, akademisinde, sanatında ve kamusal tartışmasında oluşuyor.

Bu nedenle barışın entelektüel desteğini artırmak, yalnızca bugün daha fazla insanın konuşmasını beklemekle mümkün değil. Geçmişte bu alanda üretilmiş düşünceyi, deneyimi ve birikimi de sürecin parçası haline getirmek gerekiyor.

Tam da burada Murat Sevinç’in 11 Ağustos tarihli yazısında yaptığı bir değerlendirme, meselenin daha geniş bir boyutunu görmemize yardımcı oluyor. Sevinç, Mülkiye’de farklı sol grupların birbirlerinin “doğru solculuk” yapmadığını kanıtlamakla yıllarını tükettiğini, sonunda ise iktidarın fakültenin yaklaşık üçte birini ihraç ederek bu ayrışmayı çok daha ağır bir biçimde sonuçlandırdığını anlatıyor. Ardından da şu uyarıyı yapıyor: “Aklı başında, demokrat, özgürlükçü ve vicdan sahibi yurttaşın birbirine çok ihtiyacı var.” Ve bu trajik tablonun hiçbirimizin kaderi olmaması gerektiğini söylüyor.

Bu söz, barış sürecinin entelektüel boyutu açısından da üzerinde düşünülmesi gereken bir noktaya işaret ediyor. Çünkü geçmişte barış, demokrasi ve özgürlükler için söz söylemiş insanların birbirlerinin meşruiyetini tartışmakla, kimin daha doğru bir yerde durduğunu kanıtlamakla ya da birbirlerinden uzaklaşmakla geçirecekleri bir dönem daha yok.

İhtiyacımız olan şey, aynı düşünmek değil; farklı düşünenlerin birbirini bütünüyle dışlamadan ortak bir demokratik zeminde buluşabilmesi. Barışın entelektüel birikimi de ancak böyle bir zeminde yeniden harekete geçirilebilir.

2016’da Barış Akademisyenleri için mesele savaşın ve devlet şiddetinin karşısında durmaktı. Bugün ise önümüzde farklı bir sorumluluk bulunuyor: Çatışmanın sona ermesi ihtimali kalıcı, demokratik ve toplumsal bir barışa nasıl dönüştürülebilir?

Bu sorunun cevabı yalnızca siyaset kurumunda aranamaz.

Hukukun yeniden kurulması, eşit yurttaşlığın güvence altına alınması, geçmişin hafızasının korunması, demokratik siyasetin güçlendirilmesi ve birlikte yaşama iradesinin toplumsallaşması aynı zamanda entelektüel bir çaba gerektiriyor.

Bu doğrultuda geçmişte bedel ödemiş insanların birikimini dışarıda bırakmak büyük bir kayıp olur. Dolayısıyla mesele “Türkiye’de entelektüel var mı, yok mu?” tartışmasının çok daha ötesinde ele alınmalıdır.

Türkiye’de barış için söz söylemiş insanlar oldu. Hâlâ üreten, yazan, düşünen ve konuşan insanlar var. Mesele, onların ne kadar görünür olduğu, ne kadar dinlendiği ve siyasal süreçlerin bu birikimle nasıl ilişki kurduğudur.

Eğer bugün barış sürecine yeterince entelektüel destek verilmediğinden yakınılıyorsa bunun nedenlerini yalnızca entelektüellerin içinde aramak da doğru değildir.

Barış için bedel ödemiş insanlarla nasıl bir ilişki kurulduğu da bu tartışmanın parçası olmalı.

Belki de asıl ihtiyaç, yeni entelektüeller yaratamadığımızı söylemekten önce, zaten var olanları görmeyi öğrenmekten geçiyordur.

Barışın entelektüel zemini boş değil. O zemin yıllar içinde oluştu.

Şimdi mesele, o zeminin üzerine ne inşa edeceğimizdedir.

Bu yazıyı paylaş

Yazar

Fatma Ayparçası

1983 yılında Adıyaman’da doğdu. Gazetecilik lisans eğitiminin ardından Gazetecilik ve Sağlık Yönetimi alanlarında yüksek lisans yaptı. Hâlen İletişim Bilimleri Anabilim Dalı’nda doktora çalışmalarını sürdürmektedir. Hukuk, insan hakları, özgürlükler, herkes için adalet ve siyasal iletişim alanlarında çalışmalar yapmaktadır. Eşi ve iki kızıyla birlikte Sakarya’da yaşamaktadır.

Yorum yazın

Yayımlanmaz.

Yorumunuz yayımlanmadan önce onaydan geçer, bu yüzden hemen görünmez.