Atilla Beşevli ile Ankara’da bağcılık ve şarapçılık üzerine söyleşi

Atilla Beşevli ile Ankara’da bağcılık ve şarapçılık üzerine söyleşi

Ankara bölgesinde uzun yıllar boyu şarap üreticiliği yapmış Atilla Beşevli şarap üreticisi bir aileden geliyor. Dikmen’de üzümün bolluğundan esinlenerek aile büyüklerinin 1940’larda kurmuş olduğu Dikmen Şarapları 1956 yılında yine aynı ailenin kurduğu Esentepe Şarapları’nın temelini oluşturuyor. Atilla Beşevli 1973 yılında Esentepe Şaraplarını kardeşi ile birlikte devralıyor. 1 Eylül 2020 tarihinde Beşevli’nin Ankara’daki evinde yaptığımız keyifli söyleşide ailesinin ve kendisinin şarap üretici olarak geçirdiği serüveni ve bu serüvenle eş zamanlı olarak Ankara’da bağcılık ve şarapçılığın geçirdiği değişimi konuştuk.

Alilla Beşevli Şarap yarışmalarından kazandığı altın madalyalarla (foto: Kaan Can Bircan– Eylül 2020 Alilla Beşevli Şarap yarışmalarından kazandığı altın madalyalarla (foto: Kaan Can Bircan– Eylül 2020
Esentepe şarapçılığın ürettiği eski şaraplardan örnekler (foto: Kaan Can Bircan– Eylül 2020) Esentepe şarapçılığın ürettiği eski şaraplardan örnekler (foto: Kaan Can Bircan– Eylül 2020)

Etlik’te imalathanesi bulunan Esentepe Şarapları’nı devraldıkları ilk yıllarda oldukça mütevazi ve el emeğine dayalı bir üretim yöntemi izlemişler. 80’lerin başına geldiklerinde ise uluslararası yarışmalara katılacak 10 farklı ürünün olduğu, ödüller alan şaraplar üretmeye başlamışlar. Atilla Bey’e bölgenin üzümlerini de sorduk. Bölgeye özel ve günümüzde yok olmuş bir üzüm çeşidi Aybala adında bir beyaz üzümden bahsetti bize: “Aybala hakkında biraz konuşmak isterim. Hirfanlı Barajı kıyısında iki yer var. Orada bu üzüm oluyor. Bir denemek için aldık biz. Üzüm var dediler. Çok dikkatimizi çekti. Çok başarılı beyaz şarap. Hafif yeşilimtırak ve açık renk, güzel. En makbul renk beyaz şarapta. Yeşilimtırak ve çok açık sarı.” Kırıkkale’den toplanan Hasandede üzümü ve Hasandede’nin bir çeşit kardeşi olarak tarif ettiği Sungurlu beyazı bölgeye has diğer üzümler. Atilla beyin üretim yaptığı dönem Kalecik Karası’nın floksera hastalığı nedeni ile yok olmaya yüz tuttuğu yıllara denk gelmiş. Benzeri bir kırmızı şarap için yörenin diğer üzümlerine başvurmuşlar: “…Ankara’da o [Kalecik Karası] da hastalıktan Floktara’dan dolayı hemen hemen bitmek üzere. Çok az bir yerde var. İlerde de Kırıkkale’nin bir iki köyünde de Kulaksız falan diye bir köyleri vardı. Oradan siyah üzüm buluyorduk Kırıkkale Topağa falan bu Kalecik’e benzer başka bir üzümlerle karışık bir kara üzüm buluyorduk kırmızıyı onlarla yapıyorduk.”

Atilla beyin şarap üretimi önce 2003 yılın kurduğu Kalecik Şarapçılık ardından kuruluşuna destek verdiği Vinkara ile devam etmiş. Vinkara’nın kuruluş günlerini şöyle anlattı bize: “… Adımlayarak fabrikanın yerini tespit ettim. Hâkim rüzgarları öğrendim. Oraya kadar soruşturdum. Güneş nereden doğuyor nereden batıyor, her şey mühim. Şarapçılık hassas bir iştir… Büyük fabrika. … makine, üzüm işleme makineleri, şişeleme her şey lazım. …Tabi bir yeri laboratuvar diye yaptım. Ön laboratuvar diye. Bir de asıl laboratuvarı yapacağız dedik. Onu da yaptık. Yerini ayarladık. ..İçeri tanklar yapılacak. Benim kendi zamanımdaki dostlarım onların çıraklarını bilirim fabrika sahipleri olmuşlar. Onlara gittim. Hatır için işlerinin arasına benim siparişimi yetiştirdiler. Tankları. Her gün iki tane üç tane geliyor. Yapıyorlar. Büyük on tonluk yirmi tonluk. Paslanmaz çelik tanklar yaptık. Kapılar ona göre yani icabında içeriye o vinç bile girebiliyor. Tankı indirmek için falan. Ondan sonra yerleştirdik ve o sene şarap da yaptık.” Atilla bey şarap üretimi kariyerindeki uzun yılların ve farklı tecrübelerin sayesinde el emeği ile yapılan aile işletmesi tarzı üretimden laboratuvarları, üzüm işleme makinaları ve paslanmaz çelik tankları ile modern şarapçılığa geçişi bizzat deneyimlemiş. 

Attila bey ayrıca çocukluğunda Keçiören, Karum, Kavaklıdere ve Dikmen gibi şehir merkezindeki semtlerde bağların küçük alanlarda bağlık-bahçelik denilebilecek yerler olduğunu, şarapçılık ve bağcılık denilince asıl Kalecik, Çubuk, Kırıkkale ve Sungurlu’nun öne çıktığını; özelikle Sungurlu Ermenilerinin bölgenin şarapçılık ile uğraşan en eski topluluğu olduğunu aktardı bize. Ancak bu bölgelerdeki bağların ancak çok küçük bir kısmı günümüze sağlıklı şeklide yenilenerek ve bakılarak kalmış durumda. Ankara’daki şarap üretimini tarihsel sıralaması ile şöyle özetliyor Atilla Bey: “… biz ilklerdeniz Dikmen şarapları babamlar. Sonra devamı Esentepe. Yukarıda Kulüp şarapları vardı Etlik’te yine. Papazkarası vardı. Büyük bir fabrikaydı o da ve Kavaklıdere vardı. Bunlar büyüklerdi. Bilinenler bunlar. Bazı ufaklar da vardı. Bir iki sene yapıyor sonra kapatıyorlardı. Eski şarapçılar bunlardı. Ankara’da dediğim gibi o zaman büyük dört tane şarap fabrikası. Orman çiftliği ve tekel de var tabi buna ek olarak. Tekel Türkiye’nin dört bir tarafında özel olan ufak ufak şaraphaneler kurmuş.” Şarap üretiminin ve bağcılığın önemli sıkıntılarından biri olan devlet teşviki konusundaki gerileme diğer üreticilerin de ifade ettiği gibi açılması zor mesele “…Suat Hayri Ürgüplü bakanken, çok eski bakanlardan, o zamanlar teşvik görüyor şarapçılık. Belki de ilk ve tek teşvikini o zaman o adam zamanında aldı. Bir daha teşvik görmemiştir şarapçılık ama yakın zamana kadar yirmi otuz sene evveline kadar falan da ‘kışt’ diyen yoktu. Şimdi ‘kışt’ diyorlar.” Zorluklardan yılmayan ve dün olduğu gibi bugün de şarap üretimine devam edenleri selamlayarak veda ediyor Atilla Beşevli’ye.

 

 

Söyleşi Kaan Can Bircan & Mehmet Onur Yılmaz
Düzenleyen Alanur Cavlin