Barışa giden yolda futbol bir araç olabilir mi?
Amedspor’un özgünlüğü başka bir soruda yatıyor: Bir futbol kulübü, çatışmanın içinden çıkıp çatışmanın tarafı haline gelmeden, taşıdığı kimliği sahiplenerek ve kendi toplumsal hafızasından vazgeçmeden bir barış sürecinin temas alanlarından birine dönüşebilir mi? Dünyadaki örnekler bunun için kullanılabilecek bazı araçlar sunuyor.
Amedspor’un Süper Lig’deki ilk sezonuna iyi bir başlangıç yapması, futbol açısından olduğu kadar başka bir açıdan da dikkat çekici. Amedspor bugün ligin üst sıralarında mücadele ediyor, Türkiye’nin en büyük kulüplerinden bazılarını ağırlıyor ve her hafta on binlerce insanı aynı tribünde buluşturuyor. 13 Eylül’de Başakşehir’i 5-0 mağlup eden Amedspor, puanını 10’a çıkararak üçüncü sıraya yükseldi. 20 Eylül’de ise Beşiktaş’ı 3-2 yenerek “milli ara”ya lider konumunda girdi. Daha önce oynanan maçların aksine, taraftarlar arasında dostluk ve dayanışma görüntüleri basına yansıdı. [1]
Bu performansın ardından Amedspor’un Avrupa kupalarında oynama ihtimali de futbol kamuoyunda tartışılmaya başlandı. Aynı günlerde Amedspor deplasmanının ligin en zor deplasmanlarından biri olduğu yönündeki yorumlar gündeme geldi. Nitekim futbol yorumcusu Sinan Engin, Beşiktaş maçı öncesinde Amedspor deplasmanını “Türkiye Ligi’nin en zor deplasmanı” olarak nitelendirdi. [2]
Peki bütün bunların Türkiye’nin yeniden konuşmaya başladığı çözüm süreciyle bir ilgisi olabilir mi?
Şimdiye kadar Amedspor’un bu süreçteki rolü daha çok Kürt kimliği, tribün siyaseti, geçmişte yaşadığı baskılar ve futbol dünyasındaki ayrımcılık üzerinden konuşuldu. Oysa başka bir soru sormak mümkün:
Amedspor, çözüm sürecinin toplumsal ayağında bir temas alanı olarak işlev görebilir mi? Futbol, barışın inşası için pozitif anlamda araçsallaştırılabilir mi?
Bu, Amedspor’dan Kürt meselesini çözmesini ya da barışı tek başına taşımasını beklemek anlamına gelmiyor. Tam tersine, dünyadaki örneklere baktığımızda futbolun barış süreçlerinde işe yaradığı durumlar olduğunu, ancak çoğu zaman bu rolü tek başına kulüplerin oynamadığını görüyoruz.
Futbol bazen insanların birbirleriyle siyaset konuşmak için değil, aynı maçı izlemek için aynı yerde bulunmasını sağlayan bir alan yaratıyor. Bunu normalde milliyetçi tonlarla kendini ifade eden futbol yorumcularının konuşmalarından çıkarmak da mümkün. Amedspor’un başarısının bazı yorumcular tarafından açık biçimde takdir edilmesi ve rakip takımların Diyarbakır deplasmanının zorluğunun kabul etmesi, futbolun alışılmış siyasi ve kimliksel sınırları içinde küçük de olsa başka türden temaslar yaratabiliyor.
Bu küçük gibi görünen temasın nasıl bir toplumsal işleve dönüşebileceğini görmek için Amedspor’dan önce dünyanın başka çatışma ve barış deneyimlerine bakmak gerekiyor.
Futbol 4 Peace: Mesele Maçı Oynatmak Değil
Bunun en açık örneklerinden biri Football 4 Peace.
Football 4 Peace, University of Brighton ve British Council ortaklığında, İsrail’in kuzeyindeki Yahudi ve Arap toplulukları arasında futbol yoluyla temas ve birlikte yaşama pratiği geliştirmek amacıyla 2001’de başladı. Programın temelinde futbol öğretmekten çok, spor aracılığıyla sosyal temas kurmak, karşılıklı anlayışı geliştirmek ve birlikte yaşama kültürünü desteklemek vardı. [3]
Program daha sonra Ürdün, Filistin, Kolombiya, Güney Afrika, Gambiya ve başka bölgelere yayıldı. University of Brighton’ın program tarihçesine göre Football 4 Peace, zaman içinde yalnızca futbol değil, farklı sporlar ve eğitim alanlarında da çatışma yaşayan topluluklar arasında ilişki kurmaya yönelik bir yöntem haline geldi. [4]
Programın deneyiminden çıkan temel ders şu: Çocukların aynı sahada bulunması tek başına yeterli değil. Futbolun arkasına, ilişkileri sürdürecek bir pedagojik ve toplumsal çerçeve koymak gerekiyor.
Yani mesele yalnızca aynı topun peşinden koşmak değil; birlikte yaşamanın pratiğini üretmek.

Open Fun Football Schools: Önce İnsanları Yeniden Aynı Yere Getirmek
Bosna-Hersek’te savaş sonrasında geliştirilen Open Fun Football Schools ise bunun başka bir biçimini gösteriyor.
1998’de başlayan program, Boşnak, Sırp ve Hırvat çocukları aynı futbol etkinliklerinde buluşturdu. Daha sonra Balkanlar ve başka çatışma bölgelerine yayıldı. UEFA’nın aktardığı verilere göre program kapsamında 2017 itibarıyla 421 binden fazla kız ve erkek çocuk, 2 bin 147 futbol okuluna katılmıştı. Etkinliklerde kız çocuklarının katılımı yaklaşık yüzde 40’a ulaşırken, eğitilen 38 binden fazla lider, antrenör ve antrenör yardımcısının yaklaşık 11 bini kadındı. [5]
Programın mantığı basitti: İnsanları yeniden aynı yere getirmek.
Çocuklar, aileler, yerel gönüllüler, antrenörler ve topluluklar birlikte sürecin parçası olduğunda futbol, 90 dakikalık bir karşılaşmadan daha geniş bir toplumsal temas alanına dönüşebiliyordu. UEFA’nın aktardığına göre program, farklı etnik, sosyal ve dini geçmişlerden insanları bir araya getirerek futbol aracılığıyla toplumsal bağları yeniden kurmayı hedefliyordu. [6]
Savaş sırasında yollar, iletişim kanalları ve toplumsal ilişkiler kesildiğinde, insanların yeniden birbirleriyle karşılaşmasını sağlamak başlı başına bir barış faaliyetine dönüşebiliyordu.
Goles en Paz: Rakibi Ortadan Kaldırmadan İlişki Kurmak
Kolombiya’daki Goles en Paz deneyimi ise özellikle taraftarlar açısından daha ilginç.
Bogotá’da belediyenin yürüttüğü Goles en Paz programı, futbol maçlarını yalnızca güvenlik açısından yönetmekle kalmıyor; taraftarlarla, okullarla, yerel topluluklarla ve örgütlerle diyalog ve eğitim çalışmaları yürütüyor. 2025’in ilk yarısında program 121 maçta 783 binden fazla taraftara ulaştı ve tribünler arasındaki çatışmaları önlemeye yönelik yüzlerce müdahale gerçekleştirdi. [7]
Buradaki fikir “rekabeti ortadan kaldırmak” değil, rekabetin şiddete dönüşmesini engelleyecek başka davranış biçimleri üretmek.
Daha önemlisi, taraftarlar yalnızca güvenlik sorununun parçası olarak görülmüyor, çözümün aktörleri olarak da kabul ediliyor. Programın çalışmaları tribünlerdeki örgütlenmeleri, yerel liderleri, eğitim kurumlarını ve sivil toplum aktörlerini sürece dahil ediyor. [7]
Bu önemli bir ayrım. Çünkü bir barış sürecinde taraftarı sadece “kontrol edilmesi gereken kalabalık” olarak görürseniz, elinizde yalnızca güvenlik politikası kalır. Taraftarları örgütlü toplumsal aktörler olarak görürseniz, başka bir ihtimal ortaya çıkar.
Peki bütün bunları Amedspor’a nasıl uygulayabiliriz?
Burada soru “Amedspor barış getirebilir mi?” değil. Çünkü dünyadaki örneklerin neredeyse hiçbiri barışı bir futbol kulübünün omzuna yüklemiyor.
Tam tersine, futbolun toplumsal bir temas alanına dönüşebilmesi için kulüplerin yanı sıra taraftar gruplarının, federasyonların, belediyelerin, sivil toplum örgütlerinin, okulların ve yerel toplulukların da farklı roller üstlendiği bir ekosisteme ihtiyaç var.
Bu açıdan Amedspor’un önünde de yalnızca kulübün kendisine ait olmayan bir dizi imkan bulunuyor. Kulüp kendi taraftarlarıyla ve rakip kulüplerle daha fazla temas kurabilir; taraftar grupları rakip taraftarlarla doğrudan ilişkiler geliştirebilir. Federasyon, kulüpler arasındaki temasları yalnızca güvenlik ve disiplin meselesi olarak görmek yerine bunları kolaylaştırabilir. Belediyeler maç günlerini kentler arasında kültürel temas alanlarına çevirebilir. Sivil toplum örgütleri çocuklar ve gençler üzerinden ortak çalışmalar geliştirebilir; okullar ve amatör kulüpler ise profesyonel futbolun yarattığı yüksek gerilimin dışında, daha düşük eşikli karşılaşma alanları yaratabilir.
Medyanın da burada bir rolü var: Her karşılaşmayı yalnızca “gerilim”, “provokasyon” ya da “güvenlik” çerçevesinden anlatmak yerine, bu temasların nasıl kurulduğunu ve insanların birbirleriyle hangi koşullarda yan yana gelebildiğini görünür kılmak.
Dolayısıyla mesele Amedspor’un “barış kulübü” ilan edilmesi değil.
Mesele, Amedspor’un zaten sahip olduğu toplumsal enerjinin çözüm sürecinin sivil ayağında kullanılabilecek bir temas kanalına dönüştürülüp dönüştürülemeyeceği.
Bunun için de sorumluluğun yalnızca Amedspor’a bırakılmaması gerekiyor. Amedspor’un tribününde barış çağrısı yapılırken rakip tribünün, rakip kulübün, federasyonun, hakemin, güvenlik güçlerinin ve medyanın buna nasıl karşılık verdiği en az Amedspor’un ne yaptığı kadar önemli.
Çünkü barış süreci tek taraflı bir davranış rejimi olamaz.

Savaş Kadınları Hedef Alır, Barışın Masasında Yine Erkekler Oturur
Burada başka bir soru ortaya çıkıyor: Futbol dünyasında kadınlar nerede?
Bu soru, Kürt meselesi ve çözüm süreci söz konusu olduğunda daha da önemli hale geliyor. Çünkü savaş ve çatışmanın bedeli kadınlar açısından yalnızca ölüm ya da yaralanmadan ibaret değil; yerinden edilme, yoksulluk, cinsel şiddet, bakım yükünün artması ve gündelik hayatın parçalanması gibi sonuçlar kadınları çatışmanın farklı ve çoğu zaman görünmez biçimlerde etkilediği bir konuma itiyor.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2000 yılında kabul ettiği 1325 sayılı karar, kadınların yalnızca savaşın etkilerinden korunması gereken kişiler olmadığını; çatışmaların önlenmesi, çözülmesi, barış görüşmeleri, barışın inşası ve savaş sonrası yeniden yapılanma süreçlerine eşit ve tam katılım göstermeleri gerektiğini açıkça ortaya koydu. [8]
Ama aradan geçen 25 yılda tablo hâlâ çarpıcı.
Birleşmiş Milletler’in 2024 verilerine göre dünya genelinde resmi barış süreçlerinde müzakerecilerin ortalama yalnızca yüzde 7’si kadındı; arabulucuların yüzde 14’ü, barış anlaşmalarının imzacıları ise yüzde 20’si kadındı. [9]
Yani savaş başladığında kadınların hayatı değişiyor; barış görüşmeleri başladığında ise kadınların önemli bir bölümü hâlâ masanın dışında kalıyor.
Oysa tarih bunun tersini gösteren örneklerle dolu.
2003’te Liberya’da binlerce kadın, yıllardır süren iç savaşın sona ermesi için örgütlendi. Leymah Gbowee’nin öncülüğündeki Women of Liberia Mass Action for Peace hareketi, farklı dinlerden ve toplumsal sınıflardan kadınları bir araya getirerek savaşın sona ermesi için kitlesel eylemler düzenledi. Kadınlar yürüyüşler, oturma eylemleri ve çeşitli sivil itaatsizlik eylemleriyle savaşan taraflara baskı yaptı; barış görüşmelerinin başlaması ve devam etmesi için doğrudan müdahalede bulundu. [10]
Kadınların Liberya’daki rolü, savaşın mağdurlarının yalnızca korunması gerektiği fikrinin ötesine geçiyordu. Kadınlar savaşın nasıl biteceğine dair söz üreten, örgütlenen ve savaşan tarafları müzakereye zorlayan siyasi aktörlerdi.
Bu nedenle Amedspor üzerinden kurulabilecek bir toplumsal temas alanını yalnızca erkek futbolcular, erkek yöneticiler ve erkek taraftarlar üzerinden düşünmek, daha başlangıçta önemli bir aktörü dışarıda bırakmak anlamına geliyor.
Dünyadaki futbol-barış deneyimleri de kadınları yalnızca “tribündeki kafa sayısını artıracak seyirci” olarak görmüyor.
Bosna-Hersek’teki Open Fun Football Schools deneyiminde kız çocuklarının katılımı yaklaşık yüzde 40’a ulaşırken, program kapsamında eğitilen 38 bin lider, antrenör ve antrenör yardımcısının 11 bini kadındı. [5]
Kolombiya’da ise kadın futbol taraftarlarının örgütlenmesi doğrudan bir barış ve arabuluculuk meselesine dönüşmüş durumda.
2025’te Bogotá’da iki yıldır devam eden bir anlaşmazlığın çözümü için kadın futbol örgütleri arasında dört oturumluk bir arabuluculuk süreci yürütüldü. Sürece Kamu Denetçiliği Kurumu aracılık ederken, Goles en Paz programı da eşlik etti. Sürecin sonunda iki kadın futbol örgütü anlaşmaya vardı ve ortak bir barış ve birlikte yaşama mesajı yayımladı. [11]
Dahası, Bogotá’nın Goles en Paz programı 2025 boyunca kadınların futbol içindeki liderliğini ayrıca destekleyen 18 diyalog alanı ve kadınların öncülük ettiği 29 faaliyet yürüttüğünü açıkladı. [12]
Yani kadınlar yalnızca tribündeki kalabalığa katkıda bulunmuyor; kendi örgütlenmeleri, çalışmaları, liderlikleri ve barış üretme kapasiteleri olan aktörler.
Amedspor açısından bu nokta ayrıca dikkat çekici.
Mor Barikat’ın ortaya çıkışı, kadınların Diyarbakır tribününde yalnızca erkek taraftarların yanında duran izleyiciler olmadığını gösterdi. 2025’te yayımlanan akademik bir çalışma da Mor Barikat’ı geleneksel futbol taraftarlığındaki toplumsal cinsiyet rollerine meydan okuyan bir kadın taraftar grubu olarak ele alıyor. Aynı çalışma, Amedspor taraftarlığının kolektif hafıza, kimlik ve kolektif eylem üretimindeki rolüne dikkat çekiyor. [13]
Dolayısıyla Amedspor üzerinden bir toplumsal temas mekanizması konuşulacaksa, kadınların bu mekanizmanın “ekstra”sı değil, kurucu unsurlarından biri olması gerekiyor.
Belki de çözüm sürecinin futbol ayağında henüz yeterince sorulmamış soru şu: Kadınlar tribünü nasıl dönüştürür? Hatta daha da önemlisi, kadınların futbol içindeki örgütlenmesi, erkek taraftarlar arasındaki rekabetin ürettiği dili dönüştürebilir mi?
Çünkü futbolun erkeklik, rekabet ve şiddet üzerinden kurulmuş diline karşı başka bir futbol dili dünyanın farklı yerlerinde zaten üretiliyor.
Amedspor’un kadın taraftarları açısından asıl mesele de belki burada başlıyor: Kadınlar yalnızca tribünde daha görünür hale gelmekle kalmayıp, tribünün nasıl konuşacağını, rakiple nasıl ilişki kuracağını ve futbolun kentte nasıl bir toplumsal alan olacağını değiştirebilir mi?
Bu soru Amedspor açısından yalnızca araştırılmaya değil, denenmeye de değer. Çünkü Amedspor’un dünyada birebir karşılığı yok. Bütün bu örnekler Amedspor’a bazı şeyler öğretebilir. Ama hiçbirini Amedspor’a doğrudan eşitlemek mümkün değil.
Ne Bosna’daki Open Fun Football Schools, ne İsrail’deki Football 4 Peace, ne de Kolombiya’daki taraftar barışı projeleri Amedspor’un tarihsel konumuyla birebir örtüşüyor.
Çünkü bu örneklerin çoğunda futbol, çatışma sonrasında ya da çatışmanın sürdüğü koşullarda toplumsal temas kurmak için kullanılan bir araç olarak tasarlandı.
Amedspor ise böyle kurulmuş bir barış projesi değil.
Amedspor, Kürt meselesinin, Diyarbakır’ın, devlet-toplum ilişkisinin, kimlik siyasetinin ve Türkiye’deki futbol rejiminin içinden geçerek bugüne geldi. Kürt kimliği kulübün sonradan eklenmiş bir sosyal sorumluluk projesi değil; kulübün taşıdığı anlamın merkezinde bulunuyor.
Üstelik Amedspor taraftarlığı yalnızca futbol sevgisi üzerinden şekillenmiş bir taraftarlık da değil. Akademik çalışmalar, kulübün kolektif hafıza, kimlik, dayanışma ve kuşaklar arası toplumsal ve siyasal aktarım için bir alan işlevi gördüğünü ortaya koyuyor. Kadın taraftar grubu Mor Barikat da bu yapının önemli parçalarından biri. [13]
Dolayısıyla burada sıfırdan bir “Amedspor for Peace” projesi tasarlamaktan söz etmiyoruz.
Zaten var olan bir toplumsal kapasitenin, yeni çözüm sürecinin içinde nasıl işlevsel hale getirilebileceğini tartışıyoruz.
Bu yüzden Amedspor’un dünyadaki karşılığı belki de doğrudan “barış için futbol” projelerinde değil.
Amedspor’un özgünlüğü başka bir soruda yatıyor: Bir futbol kulübü, çatışmanın içinden çıkıp çatışmanın tarafı haline gelmeden, taşıdığı kimliği sahiplenerek ve kendi toplumsal hafızasından vazgeçmeden bir barış sürecinin temas alanlarından birine dönüşebilir mi?
Dünyadaki örnekler bunun için kullanılabilecek bazı araçlar sunuyor.
Ama Amedspor için hazır bir cevap mevcut değil.
Belki de tam olarak bu yüzden, sorunun kendisini tartışmaya değer.
Kaynaklar
[1] Başakşehir 5-0 Amedspor: İstanbul Başakşehir’in resmi sitesi ve beIN SPORTS, 13 Eylül 2026. İstanbul Başakşehir FK — maç sonucu
[2] “En zor deplasman” yorumu: Sinan Engin’in 13–15 Eylül 2026’da Amedspor-Beşiktaş maçı öncesindeki değerlendirmesi. Burada özellikle “en zor deplasman” ifadesinin Engin’e ait olduğunu belirttik; bunu nesnel bir gerçek gibi sunmadık. Duhuliye — Sinan Engin’in Amedspor değerlendirmesi
[3–4] Football 4 Peace: University of Brighton ve Football 4 Peace International’ın program tarihçesi; akademik literatür de programın 2001’de İsrail’in Galilee bölgesinde başladığını doğruluyor. Football 4 Peace International — About Us · University of Brighton — Football 4 Peace
[5–6] Open Fun Football Schools: UEFA’nın 2017 verileri: 421 bin çocuk, yüzde 40 kız katılımı, 38 bin eğitimli lider/antrenör ve 11 bin kadın antrenör. UEFA — Open Fun Football Schools · UEFA — Peace and reconciliation through football
[7] Goles en Paz: Bogotá hükümetinin 2025 ilk yarı verileri ve programın futbolu yalnızca güvenlik değil, eğitim, diyalog ve toplumsal bağ kurma alanı olarak ele alması. Bogotá — Goles en Paz
[8] BM Güvenlik Konseyi 1325: Kadınların çatışma önleme, çözüm, barış inşası ve yeniden yapılanmaya tam katılımını vurgulayan 2000 tarihli karar. UN Women — Resolution 1325
[9] Kadınların barış süreçlerindeki temsili: UN Women’ın 2024 verileri: yüzde 7 kadın müzakereci, yüzde 14 kadın arabulucu, yüzde 20 kadın imzacı. UN Women — 2025 Women, Peace and Security verileri
[10] Liberya kadın barış hareketi: Women of Liberia Mass Action for Peace’in 2003’teki örgütlenmesi ve barış görüşmelerine müdahalesi. Council on Foreign Relations — Liberia women’s participation in peace processes
[11–12] Bogotá’daki kadın futbol örgütleri: 2025’te iki kadın futbol örgütü arasındaki iki yıllık anlaşmazlığın dört oturumluk arabuluculuk süreci sonunda çözülmesi; Goles en Paz’ın kadın futbol örgütleriyle yürüttüğü çalışmalar. Bogotá Secretaría de Gobierno — kadın futbol örgütleri arasında uzlaşma · Bogotá — Mujeres que transforman la pasión del fútbol en comunidad
[13] Amedspor ve Mor Barikat: 2025 tarihli akademik çalışma, Amedspor taraftarlığını kolektif hafıza, kimlik ve kolektif eylem bağlamında inceliyor; Mor Barikat’ı kadınların geleneksel futbol taraftarlığı rollerine meydan okuyan bir grup olarak ele alıyor. Wiley — More Than a Game: Amedspor Fandom
Yorumunuz yayımlanmadan önce onaydan geçer, bu yüzden hemen görünmez.