İçeriğe geç
Kent

Berlin’de Solun Tarihi Zaferi: Almanya’da Sistem Krizi Kapıda!

Bu büyük satranç maçının Berlin’deki nihai sonucu ne tam bir "sosyalist emlak devrimine" ne de kurumsal şirketlerin pervasız zaferine dair net bir başarıya kapıyı açabilir. Kapitalizmin kaleleri için beyaz bayrak sallamak henüz erken olsa da Sol Parti’nin Demokles’in Kılıcı gibi sallanan kamulaştırma tehdidi ile Başbakan Merz’in hukuki barikatı arasında sıkışan emlak devlerinin, on binlerce konutu ucuza kamuya devrederek Berlin’den kısmen çekilmek zorunda kalmaları çok olası. Berlin siyaseti, kazananı olmayan ama herkesin bir teselli ödülü aldığı bu kontrollü gerilimle yeni dönemine adım atıyor.

Aykut Alyanak

Berlin Seçimleri Sonrası Siyasi Satranç: Solun Zaferi, Kamulaştırma Kozu, Kurumsal Baskılar ve Başbakan Merz’in Hayatta Kalma Mücadelesi

Almanya’nın kalbi Berlin, dün gerçekleştirilen tarihi Eyalet Meclisi seçimlerinin ardından son yılların en büyük siyasi ve ekonomik mücadelesine sahne oluyor. Sol Parti (Die Linke), Elif Eralp liderliğinde tarihi bir sıçrama yaparak 47 sandalye ile seçimin açık ara birinci partisi konumuna yükseldi. Kent genelinde oyları eriyen merkez sağ CDU ile merkez sol SPD ve Yeşiller ise ağır kayıplar yaşadı.

Berlin merkezin yoğun göçmen nüfusundan ve özellikle gençlerden ciddi destek alan parti büyük bir hamle yaptı. Siyasi mülteci bir aileden gelen Elif Eralp’in seçim kazanması da ayrı bir yankı yarattı. Ülke dışında büyük bir Türkiyeli nüfusu barındıran bir kentte ilk defa Türk adayın kazanması hem içeride hem dışarıda epey konuşulacak gibi. Eyalet seçimlerinde Almanya’da Cem Özdemir’den sonra başka bir Türkiye kökenlinin başkanlık koltuğuna bu derece yaklaşması da ayrı bir önem taşıyor 60 yıllık diaspora için. Bu başarının Avrupa’nın en büyük ülkesi Almanya’nın başkentinde yaşanması da bu yankının temel kaynaklarından.

Ancak sandıktan çıkan bu tablo, sadece yerel bir hükümet değişimi anlamına gelmiyor. Berlin’i anayasal bir mülkiyet savaşına, Federal Başbakan Friedrich Merz’i ise kendi partisi içindeki varoluşsal bir hayatta kalma mücadelesine sürüklüyor.


🟣Sol Parti Nasıl Büyüdü?

Küresel finans sermayesinin Berlin konut piyasasına akın etmesi, kiraların on yılda iki katına çıkması ve fahiş modernizasyon zamlarıyla binlerce Berlinlinin mahallelerinden sürülmesi, Avrupa’nın en radikal sivil direnişini doğurdu. Barınmanın bir insan hakkı olmaktan çıkıp borsada spekülasyon aracına dönüşmesine karşı örgütlenen “Deutsche Wohnen & Co. enteignen” inisiyatifi, %85’inin kiracı olduğu kentte kapitalist emlak tekellerine karşı kitlesel bir kiracı savaşı başlattı. “Berlin’de sadece 3.000’den fazla konutu olan ticari şirketler kamulaştırılacak” talebi hızla karşılık buldu.

Bu toplumsal patlama, 2021 yılındaki tarihi referandumda Berlinlilerin %56,4’ünün “Evet” oyuyla 240.000 konutun kamulaştırılmasını talep etmesiyle sonuçlandı. Ancak halkın sandıktaki bu iradesinin merkez partiler tarafından beş yıl boyunca bürokrasi labirentlerinde sümen altı edilmesi, seçmende devasa bir “elit öfkesine” yol açtı.

Bu süreçte referanduma kayıtsız şartsız sahip çıkan tek güç olan Sol Parti (Die Linke), Elif Eralp liderliğinde sokaktaki bu öfkeyi arkasına alarak Berlin seçimlerinde tarihi bir zafer kazandı ve birinci parti konumuna yükseldi. Buna karşın, emlak lobileri ile halk arasında yalpalayan SPD ve Yeşiller geleneksel tabanlarını Sol Parti‘ye kaptırarak ağır bir yenilgi aldı. Mülkiyet duvarını korumaya çalışan CDU ise kentin bu derin barınma krizi ve sol dalgası karşısında liderliği kaybetmekten kurtulamadı.

Sol Parti’nin Berlin’deki tarihi zaferi, sadece kira referandumuyla değil, federal düzeydeki derin krizlerin başkentte patlamasıyla geldi. Friedrich Merz hükümetinin Rusya ambargoları ve enerji politikaları Almanya’yı stagflasyona sürüklerken, Berlin’de alım gücü eriyen kitleler sığınacak bir “Sosyal Güvenlik” kalkanı aradı.

Öte yandan, federal partilerin Gazze savaşı ve Ortadoğu politikasındaki klasik tutumları, Berlin’in Kreuzbergve Neukölln gibi kozmopolit bölgelerinde yaşayan göçmen ve ilerici seçmende devasa bir kırılma yarattı. Sol Parti ve lider Elif Eralp, hem bu dışlanmışlık hissine hem de altyapısı çöken, işsizlikle boğuşan kente net halkçı ve barışçıl çözümler sundu. Sisteme yönelik öfkeyi kültürel nefrete alet eden AfD’ye karşı Berlin seçmeni, göçü ekonomik adalet zeminine çeken Sol Parti’yi en güçlü demokratik siper olarak görerek zafere taşıdı.


🔵Popülizmi Aşırı Sağın (AfD) Elinden Alması

Genellikle ekonomik kriz ve sistem karşıtı öfke aşırı sağ partileri (AfD) büyütürken, Sol Parti Berlin’de bu öfkeyi doğru kanala akıtmayı başardı. Sisteme yönelik hoşnutsuzluğu göçmen karşıtlığı gibi kültürel nefret zemininden alıp, “Zengin emlak şirketlerine karşı mağdur halk” gibi ekonomik ve adil bir zemine oturtarak AfD‘nin sol tabandan oy çalmasını engelledi.


🟣 Elif Eralp’li Sol Parti’yi Bekleyen…

Siyasi Baskılar

Ülkenin önde gelen merkez/sağ eğilimli medya organları ve iş dünyası federasyonları (BDI vb.), Sol Parti‘nin kamulaştırma, kira tavanı ve radikal vergi politikalarından endişe duymaktadır. SPD ve Yeşiller’in federal düzeydeki yönetimlerine, Berlin’de “radikal sola” mahkum olmamaları yönünde iş dünyasından yoğun bir lobi baskısı gelecektir.

Die Linke’nin geleneksel tabanında NATO ve İsrail karşıtlığı, transatlantik ilişkilere mesafeli duruş ve AB’nin mevcut ekonomik yapısına yönelik sert eleştiriler yer almaktadır. Eyaletlerin doğrudan dış politika yetkisi olmasa da Berlin, Federal Konsey (Bundesrat) aracılığıyla Almanya’nın AB politikalarında oy hakkına sahiptir.

Brüksel ve diğer AB başkentleri, Almanya’nın kalbinde DDR (eski Doğu Almanya) kökenli bir partinin ana aktör olmasını sembolik olarak “istikrarsızlık” veya “radikalizmin yükselişi” olarak okuyabilir. Bu da SPD ve Yeşiller’e “merkez demokratik ittifakı koruma” yönünde bir uluslararası beklenti yükler.

Hükümet Olasılıkları

20 Eylül Berlin seçimlerinin ardından başkentte Elif Eralp liderliğindeki Sol Parti zaferiyle kartlar yeniden dağıtılırken, koalisyon senaryoları yazılmaya çok önceden başlanmıştı bile.

Görünen ilk ve en güçlü olasılık; Sol Parti, Yeşiller ve SPD arasında kurulacak bir sol blok hükümetidir. Yeşiller koalisyona sıcak bakmakla birlikte önceki hükümet ve referandum sınavından başarısız kalan ve oylarını Sol Parti’ye kaptıran SPD için durum o kadar kolay gözükmüyor. Olası radikal politikalara karşı şimdiye kadar statükodan yana tavır alan partinin zorlanacağı gerçeği kadar, tabanından gelecek ittifak yanlısı baskıya nasıl karşılık vereceği bir o kadar belirsiz.

Bu senaryoda Sol Parti, 240 bin konutun kamulaştırma kozunu dev şirketlere karşı bir “pazarlık sopası” olarak kullanıp aşamalı devir hedefleyecektir. Ayrıca kira tavanı, sosyal hizmetlerin artması ve anti siyonist hedeflere karşın, biraz da taban baskısıyla masaya oturan SPD ve Yeşiller, özellikle referandum talebinde daha önce yaptıkları gibi bürokrasi ve hukuki süreçlerin içinde eritmeye çalışabilirler mi, bilemiyoruz.

İkinci olasılık ise Sol Parti’yi tamamen denklem dışı bırakmayı amaçlayan CDU’nun, Yeşiller ve SPD ortaklığındaki merkez sağ koalisyonudur. Siyasi krizdeki Federal Başbakan Friedrich Merz, Berlin’i “anti-sosyalist” bir cepheye dönüştürmek için bu formülü desteklemektedir. Özellikle Avrupa Birliği’nin radikal solun Almanya’nın başkentinde yönetime gelme olasılığına sıcak bakması mümkün görünmüyor. Doğu Almanya’nın Komünist Partisi(SED) devamı kabul edilen Sol Parti’den Avrupa kurumlarının ve sermayenin oldukça tedirginlik duyduğu gerçeği partiyi iktidara götürecek yolda en büyük handikap olarak görülmekte.

CDU’nun sermayeyi ve kurumları arkasına alarak eski ortağı iki partiye nasıl bir baskı kuracağı net olmamasına rağmen, iktidar partisinin mülkiyet haklarını koruma gerekçesiyle olası bir sol yasayı anında Federal Anayasa Mahkemesi’ne taşıyarak sorumluluğu yargıya yıkma ve süreci kilitleme stratejisi izleme olasılığı şaşırtıcı değil. AfD ise bu sistemik kriz ve ekonomik durgunluktan beslenerek ana muhalefet rolünü pekiştirmeyi beklemektedir.

Sol’un Fırsatları

Sol Parti’nin Berlin’deki zaferinin arkasındaki en büyük itici güç, kentin kronikleşen barınma krizi oldu. Berlinlilerin %56,4 oy oranıyla destek verdiği “Büyük Konut Şirketlerinin Kamulaştırılması“ referandumu, Elif Eralp’in en güçlü iktidar kozu haline geldi.

Eralp, 240.000 konutun tamamına bir gecede el koymanın hukuken ve mali olarak imkansız olduğunun bilincinde. Sol Parti’nin önümüzdeki dönemde uygulayacağı “gerçekçi strateji”, radikal bir kamulaştırma yasasını körü körüne meclisten geçirmek yerine, bu tehdidi küresel emlak devlerine karşı bir sopa olarak kullanmak olabilir.

Namlunun ucundaki Vonovia, Deutsche Wohnen ve Heimstaden gibi borsaya açık şirketlerin en büyük korkusu belirsizliktir. Eralp’in stratejisi, hissedar baskısı altındaki bu devleri masaya çağırmak üzerine kurulu. Sol Parti, şirketlere “Uzlaşıp elinizdeki stratejik konut bloklarını (yaklaşık 50.000 daire) piyasa değerinin altında bir fiyata eyalet tahvilleri karşılığında bize devredin, yoksa kamulaştırma yasasını çıkartırız ve borsada çakılırsınız”diyecektir. Şirketler için ucu açık bir hukuk savaşı yerine, Berlin’den kontrollü bir “zarar kesme” (stop-loss) stratejisiyle çekilmek masadaki en rasyonel seçenek haline gelebilir.


🟢🔴 Koalisyonun Ortakları Kıskaçta: SPD ve Yeşiller’in İki Uçlu Kumarı

Berlin’de sağ bir bloku engellemek adına Sol Parti ile koalisyona mecbur görünen SPD ve Yeşiller’in önünde iki büyük sınav var:

  1. İktidar Kurma Aşaması: Yeşiller sol ittifaka yeşil ışık yakarken (antisemitizme dair çekincesi var), tarihinin en kötü sonucunu alan SPD ayak diriyor. Ancak iki partinin de Berlin tabanı (Jusos ve Grüne Jugend), CDU ile bir sağ ortaklığa asla izin vermez. İktidarda kalmak için Sol Parti’ye mecburiyet masadaki ilk gerçektir.
  2. Uygulama Esnasında Fren Görevi: SPD ve Yeşiller, popülist rüzgarı arkasına alan Sol Parti’nin radikal emlak projelerine açıkça “karşıyız” diyemez; çünkü Berlin seçmeninin %85’i kiracıdır. Bu nedenle ortaklar, projeyi açıkça reddetmek yerine “teknokratik ve mali risk” raporlarının arkasına saklanmaya mı çalışırlar, öyle olsa da büyük ortaklarının tutumu buna izin verebilir mi veya ortak bir çaresizlik sarmalına mı çekilirler? Bilinmez. Lakin ortakların daha önceden deneyimledikleri yavaşlatmak, hukuki inceleme labirentlerinde eritmek gibi taktikleri, özellikle bu konuda ve diğer radikal tasarılar karşısındaki takınacakları klasik tutumun kendi seçmen tabanlarının tepkisini alacağı artık mutlak bir gerçekliktir.

⚫ Başbakan Merz’in “Kazan-Kazan” Hukuk Siperi

Federal düzeyde ise tam bir fırtına kopuyor. Dün sadece Berlin’i kaybetmekle kalmayan, aynı zamanda Mecklenburg-Vorpommern’de %5 barajının sınırına gerileyen CDU Genel Başkanı ve Federal Şansölye Friedrich Merz, koltuğunu kaybetme riskiyle karşı karşıya. Parti içindeki rakipleri Wüst ve Söder’in ayak sesleri duyulurken, Merz Berlin’deki bu sol zaferi kendi can simidine dönüştürmeyi hedefleyebilir.

Olası Sol Parti-Yeşiller-SPD ittifakının çıkaracağı kamulaştırma yasasına karşı hamle yaparak eyaletlerin kamulaştırma yetkisini engelleyen federal bir yasa çıkarabilir. 

Bununla birlikte Merz, doğrudan Berlin halkının iradesini karşısına alan bir “zorba” konumuna düşerek kendi popülaritesini tamamen sıfırlama riskini göze alamaz. Onun yerine siyasette “sorumluluğu yargısallaştırma”olarak bilinen kusursuz bir kaçış planını devreye sokmaya hazırlanabilir:

  • Hukuki Kalkan: Merz, Berlin Senatosu yasayı çıkardığı an doğrudan müdahale etmeyip, konuyu anında Federal Anayasa Mahkemesi’ne (Karlsruhe) taşıyacaktır. Kameralar karşısına geçip “Almanya bir hukuk devletidir, kararı bağımsız mahkeme verecek” diyerek tüm tepkileri mahkeme sürecine yönlendirecektir.
  • Siyasi Prim: Sorumluluğu hukuka yıkarken, muhafazakar tabanına karşı ise “Almanya’nın kalbinde DDR/SED mirasçısı yapıların mülkiyet hakkını yok etmesine ve kapitalist sistemi tehdit etmesine izin vermedim, vazifemi yaptım” diyerek ideolojik dilini maksimuma çıkaracaktır. Bu hamle, CDU içindeki sarsılan liderliğini “sistem koruyucusu” rolüyle tahkim etmesini sağlayacaktır.

📊 Berlin’i Ne Bekliyor?

Önümüzdeki 2 ila 5 yıllık projeksiyonda Berlin emlak piyasasını büyük bir belirsizlik bekliyor. Federal Mahkeme’deki olası davanın ucu açık seyri esnasında kurumsal inşaat firmaları kentteki yatırımlarını tamamen durdurabilir ki veriler bunu bir süredir doğruluyor; bu da yeni konut arzını felç ederek kiralık daire bulmayı yeni gelenler için bir kabusa dönüştürebilir. Bunun yanında bu şirketler (spekülatif amaçlı) portföylerinde boş tuttukları binlerce daireyi kiraya vermek zorunda da kalabilir.

Kira tavan uygulaması ise binlerce insana bir nefes niteliğinde olacak. 

%85’inin kiracı olduğu bu kentte son 10-15 yılda çekilmez hale gelen kira spekülasyonları, enerji zamları ile birlikte halkın yaşam koşullarını çekilmez hale getirdi. Artık bu ekonomik koşulların daha da sertleşmesine insanların zerre tahammülü yok. Siyasi çöküşün dibinin gözüktüğü bu şartlarda yukarı çıkış süreci ise bir şekilde olgunlaşmış durumda. Dolayısıyla halkın bu talebi artık bastırılamaz ve ötelenemez hale geldi.

Senaryolar çeşitli ancak bu büyük satranç maçının Berlin’deki nihai sonucu ne tam bir “sosyalist emlak devrimine” ne de kurumsal şirketlerin pervasız zaferine dair net bir başarıya kapıyı açabilir. Kapitalizmin kaleleri için beyaz bayrak sallamak henüz erken olsa da Sol Parti’nin Demokles’in Kılıcı gibi sallanan kamulaştırma tehdidi ile Başbakan Merz’in hukuki barikatı arasında sıkışan emlak devlerinin, on binlerce konutu ucuza kamuya devrederek Berlin’den kısmen çekilmek zorunda kalmaları çok olası. Berlin siyaseti, kazananı olmayan ama herkesin bir teselli ödülü aldığı bu kontrollü gerilimle yeni dönemine adım atıyor.

Bu yazıyı paylaş

Yorum yazın

Yayımlanmaz.

Yorumunuz yayımlanmadan önce onaydan geçer, bu yüzden hemen görünmez.