Biz şimdi alçak sesle konuşuyoruz ya
Sessizce birleşip sessizce ayrılıyoruz ya
Anamız çay demliyor ya güzel günlere
Sevgilimizse çiçekler koyuyor ya bardağa
Sabahları işimize gidiyoruz ya sessiz sedasız
Bu, böyle gidecek demek değil bu işler
Biz şimdi yanyana geliyor ve çoğalıyoruz
Ama bir ağızdan tutturduğumuz gün hürlüğün havasını
İşte o gün sizi tanrılar bile kurtaramaz

Cemal Süreya

Diyarbakır'da Newroz

Diyarbakır Alanında Nevrozdaydık. Gelen baharı, zalime karşı mazlumun yanında savaşan Demirci KAWA’ların diyarında karşıladık.

Diyarbakır'da Newroz

“Yoldaş Turizm”i geçtikten sonra “Özgür Ajans”ın yanında, “Sur 2 Kafe”nin solunda, “Barış Taksi Durağı”ndan taksiye bindik. Vedat Dolakay Meydanından Dağkapı’ya geldik başımızı kaldırdık.
O kapılarda 12 Eylül günlerinde de asılı duran büyük Türk Bayrakları, Ne Mutlu Türküm yazıları ve altında akrepler, tanklar, tomalar... Polis bariyerleri, kum çuvallarıyla yapılmış barikatların başında, sokaktan geçen insanlara doğrultulmuş silahları ellerinde, elleri tetikte polisleri gördük, her sokak başında aramadan geçtik, az ilerde Fikri Sönmez Sokaktan sağa saptık, Ankara’da bıraktığımız arkadaşımız için Burma Kadayıfçı Saim'in yerini aradık... Mardinkapı’ya koca Türk bayrağını asan polislerin, Nevroz alanında kadınların başından yeşil-kırmızı-sarı başörtüleri toplayışına tanık olduk. Yerel kıyafetleriyle gelen Kürtlerin itelenmelerine kakalanmalarına şahit olduk... Başını açma pahasına başörtüsünü çıkartan yaşlı teyzemin dişlerini sıkarak başörtüsünü polise fırlatıp da alana doğru gözyaşını saklayarak yürüdüğünü gördük...

Yanına kadar gidemedik ama Dört Ayaklı Minarenin polis bariyerleri, beyaz örtüler arkasından ihtişamını hüzünle izledik. Tahir Elçi’yi yad ettik...

Nevroz Alanında endişelerine rağmen yine yüz binlerce insanın coşkusundan, isyanından etkilendik... Çok kayıplar vermiş Diyarbakırlıların silahlı direnişegüzellemeler düzdüğünü de gördük. Genç kız ve erkeklerin, eline Che dövmesi yaptırmış Amedsporlu
Ali Naki ile fotoğraf çektirme yarışını izledik... Sırrı Süreyya’nın “Kürt evine giremiyor, Türk evinden çıkamıyor... Bu nasıl bir kamu düzeni!” dediğini işittik... Demirtaş'ın Kürtler olarak tarih boyunca çok dayak yediklerini, hele son zamanlarda inanılması
zor zulümlere uğradıklarını söyleyişine ama her şeye karşın yine de barış için yakarmasına şahit olduk...
O Demirtaş’ın çok ama çok sevildiğini, çoşkuyla alkışlandığını, sloganlarla sık sık konuşmasının kesildiğini, halı tezgahlarında fotoğrafları en çok işlenen zat olduğunu gördük...

Kaburgacı Selim Amca'nın Sur'un karşısındaki dükkanında “artık masaları dışarı çıkartamıyorum, üzülüyorum” dediğine üzüldük. Esnafından işçisine herkesin perişan olduğunu gördük... Ertesi gün Newroz ateşini Cizre’de yakmak için yola çıkacak arkadaşlarımızla helalleşip, geri döndük...

 

 

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış