Ekonomideki Gorilleri Fark Ettiniz mi?
İşte size söylenmeyen, gösterilmek istenmeyen bir örnek daha: Servet eşitsizliği, gelir eşitsizliğinden çok daha yoğun; konut sahipliği dışarıda tutulursa, dünya nüfusunun yüzde 50’sinin serveti (bireysel tasarrufu) yok denecek kadar az.
Bu yazının seslendirmesi
“Bizim ülkelerdeki rakamlar, insanlardan daha iyi yaşar” (E. Galeano, Kucaklaşmanın Kitabı)
Verilerin insan hayatının önüne geçtiği günümüz sistemlerinde bize yöneltilen projektörler de sürekli değişiyor. Tıpkı Harvard’da yapılan o meşhur deneyde olduğu gibi. Daniel Simons ve Christopher Chabris adlı iki araştırmacının Harvard Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde 1999 yılında gerçekleştirdikleri meşhur “Seçici Dikkat (Görünmeyen Goril)”1 deneyinde, öğrencilere bir video izlettirilir, söz konusu videoda basketbol topu ile paslaşan beyaz tişörtlü oyuncuların yaptıkları toplam pas sayısı sorulur. Ancak videonun sonunda araştırmacılar şu soruyu da sorar: “Peki, videonun ortasında sahneye girip göğsünü yumruklayan ve sonra sakince yürüyüp giden gorili gördünüz mü?”
Videoyu seyredenlerin yaklaşık yarısı ne bir goril görmüştür ne de böyle bir şeyin olabileceğine inanır. Ta ki videoyu geri sarıp tekrar izleyene kadar… Seyircilerin zihni kendilerine verilen göreve, yani “pasları saymaya” o kadar yoğun bir şekilde odaklanmıştır ki, sahnede gerçekleşen bu sıra dışı olayı (odadaki gorili) tamamen ıskalamıştır.
Ancak hikâye burada bitmiyor. Araştırmacılar, yıllar sonra bu deneyin bir devamını çeker.2 Bu kez seyircilerin çoğu ilk deneyi bildiği için videoda bir gorilin çıkmasını beklemektedir. Nitekim goril yine sahneye girer ve seyredenler onu bu kez fark etmenin haklı gururunu yaşarlar. Ancak videonun sonunda araştırmacı yine beklenmedik bir soru sorar: “Gorili gördünüz, harika. Peki, arka plandaki perdenin renginin kırmızıdan altın sarısına dönüştüğünü ve siyah giysili oyunculardan birinin oyunu terk ettiğini fark ettiniz mi?” Seyircilerin tamamına yakını bu garip durumu yine kaçırmıştır. Çünkü bu kez de tüm dikkatler “gorili yakalamaya” odaklanmıştır.
Bugün sıradan yurttaşlar olarak içine düştüğümüz “odaklanma illüzyonu” tam olarak bu şekilde oluşmaktadır. Karar alıcılar ve ana akım medya, bize sürekli oyuncuların paslarını saydırmaktadır. Verilere bakmaya, ay sonunu getirmek için “üçün beşin hesabını” yapmaya o kadar odaklanırız ki, iç yakıcı gerçekleri kaçırmak durumunda kalırız.
Bizler, GSYH büyümesindeki çeyreklik artışlara, piyasa katılımcılarının beklenti anketlerine veya enflasyonun kaç puan düşmüş olabileceğine bakarken; alım gücümüzün erimesi, gelir adaletsizliğinin bir uçuruma dönüşmesi ve derin yoksulluk gerçeği bir goril gibi hayatımızın tam ortasından geçip gitmektedir. Maruz kaldığımız veri sağanağı bizi o kadar çok odaklar ki, ekonominin temelinde aslında neler olup bittiğini fark edemez hale gelebiliriz.
Ekonomideki gorilleri fark edebildiklerini söyleyenler ise ekonomideki önemli bir iki noktaya (enflasyon, büyüme gibi) odaklanmış olabilirler. Oysa birkaç verideki sırrı yakaladıklarını düşünenler, ekonomik çarkın aldatıcı yüzünün bizi nereye götürdüğünü kaçırabilmektedirler. Sınırları çizilmiş ekonomik veri akışına kilitlenmişken, arka planda perde renk değiştirir, biz goril görüntüsünü yakalamaya gayret ederken bazı haklar oyun dışı kalmıştır: Nitelikli eğitime erişim hakkı, insanca yaşanacak bir emeklilik, onurlu ve güvenceli bir çalışma hayatı gibi temel sosyal haklarımız, fark etmeden birer birer hayatımızdan çıkıp gider. İlk gorili (örneğin hayat pahalılığını) fark ettiklerini sananlar bile, arka planda değişen perdeyi, kaybolan sosyal hakları ve derin eşitsizliği kaçırmaktadır.
Ana akımın ekonomistleri ve veri sağlayıcıları, bizi sadece bir iki sayıyla oyalamak isterler. Ekonomi yayınlarındaki veriler, grafikler ve sunumlar çoğunlukla bu işe yarar. Gösterilmek isteneni gösterir, asıl anlaşılması gereken yerleri ihmal etmemiz için uğraşırlar. Resmi ekonomik plan ve programlar, karmaşık istatistikler, yatırımcı sunumları, araştırma raporları, analist konuşmaları, süslü makroekonomik göstergeler, bahanelerini bitiremeyen ekonomi yönetiminin basın bültenleri, bir türlü ulaşılamayan hedefler, sürekli revize edilen tahminler…. Bunlar çoğunlukla, ekonomide bizden saklanan gorilleri (gerçekleri) kamufle etmek için dizayn edilmiş aygıtlardır.
Çoğu ana akım ekonomist ve ekonomiyi “idare ettiklerini” iddia eden siyasiler, yurttaşın algısını bu devasa ancak anlam sunmayan veri akışıyla perdelemenin formüllerini geliştirmişlerdir. Onların önceliğinde finansal kuruluşların ve kendilerine yakın (ya da uzak) sermayenin çıkarları vardır. İşlerinden edilen, tazminat hakları bile verilmeyen emekçilere yapılanları “esnek işgücü piyasası” olarak adlandırmaktan çekinmezler. Hangi kişinin başına düştüğü belli olmayan ortalama geliri öne çıkarırken, büyüyen eşitsizliği, bizzat sebep oldukları gelir dağılımı felaketini gizlemek, bu gibi “netameli” konulara girmemek onların birinci vazifesidir.
İthalatçıları, tüketimi teşvik edenleri severler; “üretme, tüket”3 düzenini besler ama bu düzenden söz etmekten kaçınırlar. Devasa finans kuruluşları ve şirketler kamu kaynakları ile kurtarılır, kârlar özelleştirilirken, iflaslar kamulaştırılır4. Yüzlerce sayfa tutan ekonomik analizler ve orta vadeli programlar, toplumdaki servet ve gelir eşitsizliğinin nasıl düzelebileceğinden bahsetmez; vergilerin aslında kimden alındığını, vergi teşviklerinin kime verildiğini söylemez. Türkiye’de nüfusun yüzde 1’inin, toplam servetin yüzde 35’ine, en az servete sahip nüfusun yüzde 50’sinin ise toplam servetin sadece yüzde 2,7’sine sahip olması gibi yönetenlerin sevmediği veriler pek yer kaplamaz medyada.5
Ekonomiden sorumlu olduklarını söyleyen ve daha önce uluslararası finans kuruluşlarında kariyer yapanlar, doğal olarak Londra/New York gezilerini pek severler; hem onlara hesap verirler hem de onların duymak istediklerini, bu kuruluşların temsilcilerine sunarlar.
Yerli parayı değerli tutarken faizleri de dünya rekoru seviyelerinde sürdürmeyi aynı anda başarıp, uluslararası yatırımcılara dolar/euro bazında garantili yüksek kazanç (carry trade kazancı) vaatlerini yerine getirirler. IMF programı uygulamıyor gibi durup, herhangi bir IMF heyeti geldiğinde ne talep edecekse, onu çoktan yapmış olurlar, gönül rahatlığıyla “yerli programı” ilerletirler.
Yurtdışı sunumları kendilerince pek başarılı geçenler, Türkiye’de emeklilerin, öğrencilerin, otel işçilerinin, küçük esnafın, imalatçıların, kiracıların, işsizlik maaşı bile almakta zorlanan işsizlerin dertlerini dinlemezler, onlara yatırımcı sunumu yapmak çok yakışık almayabilir çünkü. Gorilleri gizleyen ekonomistler; hazır kahve satan yerlerde saatlerini geçirenleri iyi bir veri gibi gösterir, kahveci ekonomisine dönüşüm yoluna doğru yapılan büyük atılım hamlelerini ve icraatları methetmeyi yeğlerler. Büyük veri sağlayıcıları ve anlı şanlı ekonomi kanalları, hizmet sektöründe haftada 80-90 saatlere ulaşan mesai sürelerini manşete çekmezler, çünkü emekçinin günün yarısını işyerinde geçirmesi sayı bile değildir onlar için. Ülkenin, TL dahil tüm para birimleri açısından dünyanın en pahalı ülkelerinden biri hâline gelmesi bilgi sayılmaz; seçici vericilik iltihabına tutulmuş olabilir, yurttaşın TV’de alt banttan akan baş döndürücü sayıları saymasını yeterli bulabilirler.
Bu noktada okuyucuya şunları sormanın zamanı geldi sanırım: Gerçek ve sentetik paralar, menkul kıymetler ve ticari mallar dünyada rahatça dolaşabilir, sınırları kolayca aşabilirken, insanlar ve fikirler sizce özgür müdür? Esaretin bedeli ile eşitsizliğin bedeli aynı yerden mi beslenir? Eğer cevaplar kafanızı karıştırıyorsa, size sunulanla yetinmemenizi öneririz.
İşte size söylenmeyen, gösterilmek istenmeyen bir örnek daha: Servet eşitsizliği, gelir eşitsizliğinden çok daha yoğun; konut sahipliği dışarıda tutulursa, dünya nüfusunun yüzde 50’sinin serveti (bireysel tasarrufu) yok denecek kadar az.6
Yurttaşa gösterilmek istenenleri ifşa etmeye, hakikatte olanları ise daha güçlü bir şekilde yazılarımızda anlatmaya devam edeceğiz.
Dipnotlar
1 Video 1, www.chabris.com, https://www.youtube.com/watch?v=vJG698U2Mvo
2 Video 2, Monkey Business İllusion, https://www.youtube.com/watch?v=IGQmdoK_ZfY
3 Ali Ekber Yıldırım, “Üretme Tüket, İthalat-Siyaset-Rant Kıskacında Tarım”
4 Eduardo Galeano, “Kucaklaşmanın Kitabı”
5 Veri Kaynağı X Hesabı, Dünya Eşitsizlik Raporu, 2026
6 Thomas Piketty, “Doğa, Kültür ve Eşitsizlik”
4 yorum
Çok güzel bir yazı. Tebrikler Aziz Hocam.
Çok güzel yazı. Evet, cambaza baktıran afaki konulara değil asıl meselelere odaklanmak gerek.
Örneklendirmesi ufuk açıcı bir yazı olmuş. Aziz hocamı tebrik ediyorum
Çok iyi bir yazı. Nazik, aktivist, bilge bir kalemden çıktığı belli…
Yorumunuz yayımlanmadan önce onaydan geçer, bu yüzden hemen görünmez.