Biz şimdi alçak sesle konuşuyoruz ya
Sessizce birleşip sessizce ayrılıyoruz ya
Anamız çay demliyor ya güzel günlere
Sevgilimizse çiçekler koyuyor ya bardağa
Sabahları işimize gidiyoruz ya sessiz sedasız
Bu, böyle gidecek demek değil bu işler
Biz şimdi yanyana geliyor ve çoğalıyoruz
Ama bir ağızdan tutturduğumuz gün hürlüğün havasını
İşte o gün sizi tanrılar bile kurtaramaz

Cemal Süreya

Gümüşdere’de huysuz bir taka: İlyas Turan’ın ardından

Ankara bir kasabayken bağ evleri, şaraphaneleri, manastırları ve bozuk yollarıyla Keçiören adında bir semti vardı. Semt Altındağ’a bağlanan derelere ve Çankaya’nın seyrek evlerine karşı tepeden bakardı. O yüksek iki tepenin arasından akan sular Gümüşdere’de toplanır, İstanbul yönüne doğru Akköprü’ye varırdı. Etlik Bağları’ndan Çaldıran’a doğru uzanan geniş bir alanda kentin hizmet taşıyıcılarının kolonları inşa edildi. Ziraat Fakültesi’ni ikiye bölen Fatih Köprüsü sonraki yılların trafik yükünü çekecekti. Dolmuşlarda “şaraphanede inecek var” lafzını dün gibi hatırladım. Üstelik uzak bir tarih de değil, 90’ların ikinci yarısından söz ediyorum.

Gümüşdere’de huysuz bir taka: İlyas Turan’ın ardından

Kent hızla büyürken siyaset sosyolojisinin içini Alevi ve Sünni kentlerden taşınan toplumsal gruplar ve onların sorunları doldurdu. Çorum, Yozgat, Kırıkkale, Çankırı veya Kırşehir’in nahiyelerinden geliyor olmak hangi siyasal kampa ait olduğunuzun resmiydi. Bütün bu hengamenin içinde Karadeniz’in hırçın sularını tanıyan İlyas Turan, pek alışık olmadığı bir siyaset sosyolojisinde, köklerinden daha çok ideolojik birikimiyle CHP’nin Keçiören siyasetini ve onun yüklerini taşıyordu.

Keçiören’de düzayak bir dükkan

Partiler daha çok apartman katlarında olurlar. İzole, sıkıcı, insanın vücuduna gün ışığının dokunmadığı yerlerdediler. CHP’nin Keçiören’deki “dükkanı” ise düz ayak bir yerde. Sıcak, samimi ve önünde üçe üç maç yapabilecek kadar geniş bir alanı olan bir ilçe binası. Yıllar önce partililerin bağışlarıyla satın alınmış bir mülkiyet. İki elin parmakları kadar seçim dönemi geçirmiş insanların CHP’nin yerel siyasetini yönettiği bir bina. Üstelik yıllarca iktidar yüzü görmemenin getirdiği onca zorluğa rağmen mücadeleyi yükseltmiş insanların.

İlyas Turan o zor yılların emekçilerinden birisi. Baykal döneminden beri bir dalganın yükselişini ve partisini iktidara taşıyacağı günler için çalışan bir emekçi. Küsüp gitmeyen, arkasını dönmeyen, boş vermeyen bir devrimciydi. Üstelik en zor işlere talip olmasıyla bilinirdi. 

AKP’nin doğduğu yıllar

Gazete katlamak için kapısından içeriye girdiğim partinin toplantı salonunda gazete köşelerini okumakla meşgul bu tatlı sert adamla göz göze gelmeye korkacak kadar gençtim. Hepimizi sandalyelere oturttu ve siyasi eğitim verdi. Deneyimlerini aktardı. Okuma metinleriyle bizi darladı. İlyas Turan’ın eğitiminden geçerek siyasetteki erdem arayışımızı sürdürdük. Kavga etsek dahi yoldaş olmanın bir yolunu buluyorduk. AKP’nin siyasetini her gün daha fazla yükselttiği, küsken birbirimizin arkasını kollamamız gerektiğini fark ettiğimiz zamanlardı. Her dersten sonra sıra deneyimleri aktardığımız bölüme geldiğimizde bir gün İlyas Amca şunu anlatmıştı: AKP kurulmadan kısa süre önce Abant Toplantıları’nın tefrikaları Yeni Şafak gazetesinde yayınlanırmış. İlyas Amca bir gün bu notları kolunun altına alıp CHP Genel Merkezi’nin yolunu tutmuş. Baykal ve Kılıçdaroğlu dönemlerinde siyaset yapan son derece itibarlı bir büyüğümüze “bu notları okuyor musunuz? Adamlar gelmek üzere,” diye endişelerini bildirirken büyüğümüz “İlyascığım bunlardan hiçbir halt olmaz,” diyivermiş. Gerisini İlyas Amca tamamlıyor: “Bunlar iktidar oldular.”

İlyas Turan mücadele ettiği partisinden yıllar boyunca hiçbir şey talep etmedi. İtirazları çoğu zaman yapısal sorunlar ve çözüm önerileri içinde oldu. Yerel siyasetin yerel dinamiklerini aşmamaya ama devrimci tutumundan ödün vermemeye özen gösterdi. Çok sevildi. O kadar sevildi ki Ankara Gençlik Kolları ile Keçiören Gençlik Kolları arasında Gençlik Parkı’nın önünde yaşanan bir gerginlik anında bir genç arkadaşımız “bu kim ya?” deme cüretinde bulununca gerginlik kavgaya dönüştü. 

İlyas Amca’dan yeni bir ders 

Siyasi hayatı sabırlı bekleyişler, yerel deneyimler ve ders vermelere dönüştüğünde onu izlemek ve feyz almak mümkün oldu. Geçtiğimiz günlerde Keçiören’deki ülkücü belediye başkanı CHP’yi terk edip kendine yeniden parti ararken İlyas Turan’ın yeni bir dersiyle karşı karşıya olduğumuzu gördüm. Kendisi bütün bunların öngörerek CHP’nin meşru sınırları içinde beklemiş, adeta o kopuşu görmüştü. Son dersi ondan almak yine acıydı ama yine mutluluk vericiydi. 

Çankaya’nın, yanının yöresinin binaları, kaldırımları, meydanları ve onun altında kalan suları Akın Atauz’u uğurladı. Karşı tepelerde Keçiören’in bağ evleri, şaraphaneleri, manastıları ve bozuk yolları ise İlyas Turan’ı. İkisi takalarla derelerden inip Akköprü’de buluştuğunda göz göze gelirler elbette. Umarım Ankara’yı terk etmeyecek kadar huysuz olurlar yine.

Işıklar içinde uyusunlar.

 

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış

İlginizi Çekebilir