İçeriğe geç
Politika

Güvercinler, Politika ve Sanat   

Aradan 50 yıl geçti, kaz güdebilirler mi bilmiyorum ama elindeki kuşu uçurtmayı bile beceremeyenleri gördük. Geçtiğimiz mayıs ayının son günleriydi...

Arif Şentek

Sanırım CHP oylarının yüzde 40’ı geçtiği 1977 veya bir önceki 1973 seçimleriydi. Bülent Ecevit’e gösterilen ilgi tavan yapmıştı. “Karaoğlan” seçim meydanlarında beyaz güvercinler uçuruyor, yoğun alkış alıyordu. Süleyman Demirel’in havası kaçmıştı. Kaba tabiriyle “karizma çiziliyordu.” 

Tek kanal siyah-beyaz TRT televizyonunda siyasi parti konuşmaları yapılıyor. Sıra Süleyman Demirel’e geldiğinde, taşı gediğine koydu: Ecevit’in söylediklerini küçümseyerek “Guş uçurmakla bu işler olmaz. Guş zaten uçar!” diyordu. Şair duyarlılığına karşı kırsal kökenli, Amerika görmüş “mühendis” realizmi diyebilirsiniz.  

Demirel’in Ecevit’e yönelttiği bu tür itibarsızlaştırma hamlelerinden biri de Köykent Projesi konusundaydı. Ecevit, kurulacak köykentleri televizyonda anlatırken arka planda, mutlu bir köy yaşamı illüstrasyonu veriliyordu; gürbüz çocuklar, sağlıklı kadınlar, erkekler, tavuklar, ördekler ve kazlar… Demirel ertesi gün televizyon konuşmasında karşılığını verdi. “Bunlar benim köylümü kaz çobanı yapacaklarmış. Bizim oralarda başka hiçbir işi beceremeyenlere o işi yaptırırlar!” diyordu. 

Güvercin, partiler, liderler 

Aradan 50 yıl geçti, kaz güdebilirler mi bilmiyorum ama elindeki kuşu uçurtmayı bile beceremeyenleri gördük. Geçtiğimiz mayıs ayının son günleriydi. Kılıçdaroğlu yargı marifetiyle geri döndürüldüğü CHP Genel Merkezinde, çevresine toplayabildikleriyle yapılan gösteride bir PR bozgunu yaşadı. Eline verilen beyaz güvercinleri bir türlü uçurmayı beceremedi. Sonunda pes etti, güvercini yanındaki koruma görevlisine verdi. Koruma, “Nereden çıktı bu şimdi” der gibi bakındı, eğreti tuttuğu güvercini boşluğa iteledi, arkasını döndü sahneden kayboldu gitti. Çok teatral, çok anlamlı bir görüntü. Gel de Ecevit’i hatırlama.

Ecevit ak güvercini seçim meydanlarına taşımış, şiirini yazmıştır. Yazdıkları daha sonra seçim şarkısı olacaktır. 1985 yılında, eski parti arkadaşlarından uzaklaşarak eşi ile DSP’yi kurduğunda, mavi zemin üzerine beyaz güvercini parti amblemi olarak seçmiştir. Eskisi kadar fazla popüler değildir ama neredeyse tek başına 1995’te yüzde 15, bir sonraki 1999 seçimlerinde yüzde 22 oy almış, yeniden başbakan olabilmiştir.  

Bizde politikacıların kuş uçurması daha eskilere de gider. Bir fotoğrafta, 1950 yıllarında DP iktidarının devlet başkanı Celal Bayar bir açık hava toplantısında, elindeki güvercini uçururken görülmektedir. Siyasete İttihat Terakki’de başlayan, Ege bölgesi sorumlusu Galip Hoca “kod adlı” Bayar, 1960 darbesi sonrasında idamdan dönmüştür. Kısacası deneyimli bir siyasetçidir, bu işleri iyi bilir.  

Picasso’nun güvercinleri 

Şimdi RTÜK yapıyor öyle işleri. TCK 141-142’nin yürürlükte olduğu soğuk savaş yıllarında özellikle yurtdışından gelen “sakıncalı” yayınlara yasak Bakanlar Kurulu tarafından konulurdu. Yasaklanan yayınlardan biri de “üzerinde güvercin resmi bulunan kartpostal” veya benzeri yayınlardı diye hatırlıyorum. Haklılar, biraz komünist işidir beyaz güvercin imajı; barışı, özgürlüğü simgeler. En iyi resmeden de FKP üyesi Picasso’dur…  

Yıl 1949, Paris Barış Konferansı toplanacak. Şair Aragon, Picasso’nun atölyesine gelir, onun güvercin çalışmalarından birini seçerler. Picasso’nun o güvercin deseni konferansın afişi olacaktır. Daha sonra düzenlenecek Barış Konseyi toplantılarının simgesi de yine Picasso’nun güvercinidir.  

Bu arada hatırlatalım Picasso’nun daha 1901’de “Mavi” döneminde yaptığı “Güvercinli Çocuk” tablosu ünlüdür. Bir tarihlerde değerinin 80 milyon dolar olduğu söyleniyordu. Bir hatırlatma daha yapalım; Picasso 1949’da doğan kızının adını Paloma, yani güvercin koymuştur. 

Bu satırları yazarken hatırladım. Bizim evde de bir Picasso güvercini olacaktı. Aradım, tabak dolabından çıktı. Küçük, hoş bir porselen tabak. Üzerinde Picasso’nun 28.12.1962 tarihli, çiçekli güvercin deseni var. Tabak olarak kullanmaya, içine öteberi koymaya veya duvara asmaya kıyamamışız.  Nereden gelmişti diye sordum, soruşturdum. 20 yıl kadar önce Ankara’da bir süpermarketten almışız. İtalya’da bir firma tarafından lisanslı olarak üretilmiş. Picasso güvercinlerinin böyle farklı ülkelere, hatta evlere kadar yayılması ne hoş! 

Nazım’dan güvercinli şiirler 

Güvercin demişken, ölümünden neredeyse 70 yıl sonra bulunan güvercinli iki şiiriyle Nazım’ı analım. İlkinin öyküsü ilginç. “Dört Güvercin” şiirini, 1938 yılında İstanbul Tevkifhanesinde tutukluyken yazmış ve Piraye’ye gönderdiği tahmin ediliyor:  

“Geldi dört güvercin / suda yıkanmak için. / Su mapushane yalağındaydı / ve güneş / güvercinlerin / gözünde, kanadında, kırmızı ayağındaydı. 

girdi dört güvercin / yıkanmak için / suyun içine. / ve kederli toprakta dört insan / baktı dört güvercine. 

güvercinler hep beraber / güneşi taşıyıp kırmızı ayaklarında uçabilirler / durdurmaz onları demir ve duvar / güvercinlerin yumuşak kanatları var. / Ve kanatlar / şimdi burda, şimdi damın üzerinde. / insanların kanatları yok / insanların kanatları yüreklerinde. 

Dört güvercin/güneşe varmak için / yıkandı, uçtu sudan.” 

Nazım’ın güvercinli ikinci şiiri, 1950’lerde hece vezniyle yazdığı, yalın anlatımlı bir şiir. 1954 yılında Budapeşte’deyken kendisini ziyaret eden çocuklar, Moskova’daki çocuklara götürmesi için yazdıkları mektupları verirler ona. Bir mektubu da onun geride, İstanbul’da bıraktığı oğlu Mehmet’e yazmışlardır. Şair çok duygulanır, mektupların hepsini yerine ulaştıracaktır ama biri hariç. Mehmet’e yazılanı ona veremeyecektir; “Haramiler kesmişler yolu / mektubumu vermezler” der Nazım.  Budapeşte buluşması izlenimlerini 25 dörtlükten oluşan “Posta Güvercini” şiirinde dile getirir.   

M. Melih Güneş, T24’teki yazısında yakın tarihlere kadar varlığı bilinmeyen “Posta Güvercini” şiirine nasıl ulaştığını anlatıyor ve şiirin tam metnini veriyor. Nazım’ı Budapeşteli piyoniyer çocuklarla birlikte görüntüleyen hoş bir video kaydını da eklemiş yazısına. Ben ilk kez gördüm.  

 Cemal Süreya, Üvercinka ve Güvercin Curnatası   

Güvercinli bir şairimiz de Cemal Süreya’dır. 1958’de yayınlanan kitabına adını verdiği şiiri Üvercinka, ilk duyduğunuzda güvercini çağrıştırır. Doğrudur. Cemal Süreya; “Güvercinle karışık bir ad… Barışa, aşka, dayatmaya dönük… Bir kadın adı” demiş. Eskişehir Vergi Dairesinde çalışırken tanıştığı ve bir süre birlikte olduğu sevgilisi için yazmıştır o şiiri. Şiir şu sözlerle bitiyor: 

“Burda senin cesaretinden laf açmanın tam da sırası / Kalabalık caddelerde hürlüğün şarkısına katılırkenki / Padişah gibi cesaretti o, alımlı değme kadında yok / Aklıma kadeh tutuşların geliyor / Çiçek Pasajında akşamüstleri / Asıl yoksulluk ondan sonra başlıyor / Bütün kara parçalarında / Afrika hariç değil” 

Eğer İstanbul’daysanız ve bir akşamüstü Çiçek Pasajına uğrarsanız Cemal Süreya’yı ve onun Üvercinka’sını unutmayın derim… Bu arada, şairle yapılmış değişik konulardaki söyleşilerin, onun kendisine yöneltilen sorulara verdiği yanıtların “Güvercin Curnatası” adlı bir kitapta toplanmış olduğunu da ekleyeyim. “Curnata” deyimi; güvercinlerin uçuş yeteneklerini sergilemeleri, gösterişli tavırları, toplu hareketlerindeki etkileşim anlamına geliyormuş… İnsanların çoğu için yaşam biraz da böyle bir “curnata” değil mi? 

Konular

CHP, demirel, dsp

Bu yazıyı paylaş

Yorum yazın

Yayımlanmaz.

Yorumunuz yayımlanmadan önce onaydan geçer, bu yüzden hemen görünmez.