Türkiye’de taşların yerini değiştirmese de yerinden oynatan bir direniş oldu, hala da oluyor ve tabi ki Tuzluçayır ilk günden itibaren bu direnişin içinde oldu. 31 Mayıs günü İstanbul Gezi Parkı’nı yıkmak isteyen iktidara karşı başlayan direniş, 1 Haziran günü Ankara ve Tuzluçayır’da da destek buldu. Genel birliktelik; yaşam alanlarının daraltılması, iktidarın fütursuz ve baskıcı politikalarına karşı olsa da her semt kendi sorunlarını da meydanlara taşıdı.
Yıllardır Tuzluçayır üzerinde uygulanan baskıcı toplum mühendisliği oyunları böylece semt haricinde de görülmeye başlandı. 1 Haziran günü mahallenin çocuğu Ethem’in vurulmasının ardından öfke büyüdü, semtin sokaklarına sığmaz oldu. Önceleri az sayıda insanla başlayan Tuzluçayır Direnişi zamanla on binlere ulaştı. Haziran boyunca Tuzluçayır Meydan’da toplanan kitle eylemlerin ve çatışmaların yoğun olarak yaşandığı Kızılay’a yürüyüşe geçti. Ancak her seferinde Kolej-Kurtuluş civarında polisle karşı karşıya geldi. Ankara’daki vahşi polis saldırıları Tuzluçayırlıları da hedef aldı. Yıllarca iktidar tarafından yok sayılan, baskı altında tutulmaya çalışılan ve çeşitli cezalandırmalara tabi tutulan Tuzluçayır, Haziran Direnişi ile birlikte, yıllardır yaşadığı baskıyı daha fazla taşımak istemediğinden sokaklara çıktı ve bir direnişe adını verdi: Tuzluçayır Direnişi. Gelen her ölüm, yaralanma ya da başka kötü haberlerle öfkesi ve isyanını daha da büyüten Tuzluçayır Direnişçileri, devlet tarafından başka taraflara yayılmaması için ciddi depolitizasyona ve diğer çeşitli yöntemlere maruz kaldı. Haziran boyunca Tuzluçayır Direnişi; çağrı-toplanmaeylem-yürüyüş şeklinde devam ederken 7 Temmuz günü mahalle ve çevresinde aktif olan örgütler ve partiler meydandaki boş alana çadırlarını kurdu.
Bu hareket ile Tuzluçayır direnişi başka bir safhaya geçmiş oldu. Çünkü genel kanı olarak halktan ve mahalleliden kopuk olduğu söylenen örgütler ve partiler ile semt halkı müthiş bir dayanışma içerisine girdi. Gezi Parkı sonrası 24 saat direnişin ve dayanışmanın olduğu tek alan Tuzluçayır Meydanı oldu. Her örgüt kendisini bir çadır ve çadıra bağladıkları bir bayrak ile temsil etti. Uzun zamandır birbirinden uzak olan yapı/gruplar bir arada yaşamaya başlayarak bir komün hayatı kurdular. İlk günden itibaren direnişe destek veren Tuzluçayır Halkı Direniş Çadırları’na da sahip çıktı. Birlikte yemekler yenildi, türküler hep bir ağızdan söylendi. Ramazanla birlikte yeryüzü sofraları kurulurken 10 Temmuz günü Ali İsmail’in ölüm haberiyle Tuzluçayır’da öfke “Alevileri bilerek mi hedef gösteriyorlar, bu Alevilere karşı yeni bir linç girişimi mi?” sorusu ile birleşti. Hâlbuki Ali İsmail’in ölümünden 14 gün önce, yaşananların bir devamı olarak baskıcı politikalara ve kalekol yapımını protesto eden Medeni Yıldırım devlet tarafından katledilmişti. Medeni Yıldırım’ın ismi bütün Gezi Şehitleri anmalarında zikredildi. Ancak Tuzluçayır mücadelesinin ana aksına oturan cami-cemevi mücadelesinden olsa gerek, ölenlerden hep alevi olanlar için kırk yemekleri verildi, onlar için özel anma etkinlikleri yapıldı.
Devletin grisine karşı gökkuşağı renkleri ile merdiven boyamaları, her cumartesi gerçekleşen çeteleşmeye ve baskıcı politikalara karşı yürüyüşler ve direniş çadırları alanında gerçekleştirilen eylem, etkinlik ve forumlarla geçen Temmuz ve Ağustos sonrasında, 7 Eylül günü yıllardır planlanan ve bu plan için ev kundaklamalarına, tehditlere varan baskıların yaşandığı cami-cemevi ve aş evi projesi temeli atıldı. Temel atma törenine iktidar partisi, muhalefet el ele kol kola Şişli Belediyesi otobüsleri ile geldi. Bir asimilasyon ve rant projesi olan bu projeye Tuzluçayır halkı ilk günden itibaren karşı durdu. Tuzluçayırlılar biliyorlar ki, bu proje ile orada yaşayan insanlar zorla evlerinden edildi, aşevi ile fakir çevre halkı iktidar yanlısı yapılmaya çalışılacak… Projeye yürüme mesafesinde bir cem evi, yine yürüme mesafesinde 4 cami varken bu projenin ısrarının sebebinin iyice incelenmesi gerektiğinin farkında. Cem evleri resmi olarak ibadethane olarak sayılmamışken bir taraftan iktidar ve cemaatin böyle bir projeye girmelerinin altında yatan sebepler araştırılmalı ve tabi ki karşı çıkılmalıydı. Zaten projenin finansmanını sağlayan kurumlar incelendikçe cemaate ve iktidara yakın vakıflar ve kurumlar ortaya çıktı.
Temel atma protestolarına saldıran polis Mamak Belediyesi ekipleriyle birlikte 7 Eylül günü Direniş Çadırlarını yıktı. Bu tarihten itibaren başlayan direniş artık yeni bir mücadele alanını temel edinmişti. Yaşanan protestolarda polis şiddeti çok yoğun oldu. Akşamları alanda toplanan kitle inşaatın olduğu alana yürümeye çalıştı. Polis engelledi ve şiddetli çatışmalar yaşandı. Bu süreçte birçok kişi yaralandı, onlarca insan gözaltına alındı. Yoğun çatışmaların yaşandığı bu dönemde Tuzluçayır’da insanlar bir araya gelmekte zorluk yaşadı. Gezi ile birlikte ortaya çıkan forumlar Türkiye’nin her yerinde devam ederken, Tuzluçayır’da polis şiddeti ve terörü sebebiyle 4 kişiden fazla insan bir araya gelemez oldu. Fikir alışverişinde bulunabilmek ve gidişatı değerlendirmek içi fırsat buldukça bir araya gelen Tuzluçayırlı yapı ve kişiler 23 Eylül günü meydana yakın bir yerde forum düzenlediler. Yol uçlarında gözlemciler olduğu ve amacın sadece konuşmak olduğunun polis tarafından bilindiği halde Türkiye’de ilk defa bir foruma polis saldırısı oldu.
Cılız bir iki tepki haricinde kimseden bir ses çıkmadı. Hâlbuki Tuzluçayır ülke gündemini ilgilendiren ve Gezi’ye karşı yapılan her eyleme destek veriyordu ve verecekti. Gezi Parkında yeşili ve yaşam alanlarımızı koruyabilmek, “üç beş ağaç” kurtarabilmek için başlayan direniş Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı ekiplerin ODTÜ arazisinde yol açma çalışmalarına başlaması ile yeni bir boyut kazandı. Kurban Bayramı tatili sebebi ile okulun boş olmasını fırsat bilen polis destekli ekipler 18 Ekim gece vakti ODTÜ arazisine girerek, henüz mahkemesi bitmemiş olan yol çalışmasına başladılar ve binlerce ağacı yok ettiler.
Bunun üzerine Ankara’nın her yerinden özellikle yol sebebi ile büyük yara alacak 100. Yıl ve Çiğdem mahalleler ile Tuzluçayır, Dikmen, Batıkent ve daha birçok yerden insanlar çalışmaları durdurabilmek için gece boyunca ODTÜ A4 kapısı ve çevresinde çaba sarf etti. Ancak polis belediye araçlarını ve çalışma sahasını yoğun güvenlik çemberine aldığı için, insanların çabası boşa çıktı. Hâlbuki Gezi Parkı’nda ağaçların kesilmesini engellemek için iş makinelerinin önüne geçen Sırrı Süreyya gibi bir kişiye ihtiyaç varken, Ankaralı siyasetçiler, zaten hukuksuz olan bir yolu hukuk yolu le durdurabilmek için gece boyunca nöbetçi savcı aradılar.
Sosyal medyada yaşanan bilgi kirliliği sebebi ile insanlar dağıldı ve sabah olduğunda yol için gerekli alan ağaçlardan tümüyle temizlenmişti. ODTÜ yolu protestoları hem şehir merkezinde hem de semtlerde uzun süre devam etti. Tuzluçayır’da da yol protestosu için defalarca eylem yapıldı. Yol protestosu ile birlikte Tuzluçayırlılar cami-cemevi projesine karşı da eylemler hazırladılar ve bunun sonucunda yine çok sert çatışmalar yaşandı. Yaşanan bu yoğun çatışmalar arasında Tuzluçayır’da bulunan parti, örgüt ve yapılar, çatışmaların daha fazla uzamaması, insanların daha fazla zarar görmemesi ve -aksayan yaşam sebebiyle- eylemciler ile halkın arasının daha fazla açılmaması için bir süreliğine eylemsizlik kararı aldılar. Ancak mahallede, çoğu zaman kimse tarafından tanınmayan kişiler tarafından eylemler ve çatışmalar devam ettirildi. Bununla ilgili yoğun görüş; Tuzluçayır Direnişçileri ile orada yaşayan halkın arasını açabilmek için çeşitli güçlerce taşıma insan getirtildiği yönündeydi.
Ekim, Kasım ayları böyle geçtikten sonra Aralık ayında Türkiye’de ses kayıtları ile ortaya çıkan yolsuzluk operasyonları gündeme geldi. Cemaat ile iktidarın arası bozuldu. Cemaat ve ona yakın kuruluşlar iktidara karşı yoğun bir yıldırma politikasına girdiler. Türkiye çapında birçok kesim tarafından cemaate ve onun uzantılarına sempati ile bakılmaya başlanırken, Tuzluçayır halkı gerek cami-cemevi projesine gerekse iktidarın ve muhafazakâr kesimlerin baskılarına karşı durmaya devam etti. Bu noktadan sonra Tuzluçayır Direnişinin temel karşı durulan nesnesi, iktidar ve yolsuzlukları ile alevi inancı üzerindeki asimilasyon ve linç girişimleri oldu. Yerel seçimlerin yaklaşması ile birlikte tüm Türkiye’de olduğu gibi Tuzluçayır’da da örgütler ve partiler kendi adayları ile ve seçim işleri ile ilgilenmeye başladı. Bu sebeple, arada birçok olay olmasına rağmen tüm Türkiye’de direnişler örgütsüz kaldı.
Bu zaman aralığında gezi direnişi ile ilgilenen örgütler de seçim yatırımı olarak çalışmalar yürüttüler. Birçok örgüt seçim için farklı çalışmalar ve argümanlar geliştirdi. Bir kısım iktidarda bulunan belediye başkanına karşı en güçlü adayda birleşilmesi gerektiğini söylerken, diğer bir kısım birleşilecek adayın kendilerine uymadığı için kendi adaylarını çıkartılması gerekliliğini savundular. Tuzluçayır’da da durum aynıydı. “Gökçek’e karşı Mansur Yavaş desteklenmesi gerekir” diyenlerle, “Mansur Yavaş bir ülkücü, kendi adayımızı desteklemeliyiz” diyen insanların tartışmaları devam etti gitti.
11 Mart 2014 günü, aylardır kafasına aldığı gaz fişeği darbesi sebebi ile komada olan Berkin Elvan’ın ölüm haberi geldi. Seçim çalışmalarına kendini kaptıran bazı örgütler durumu kavrayamadı bile. Ancak Tuzluçayır halkı anmaları ile Berkin’i unutmadı. Seçim sonrası yaşanan hile iddiaları ile süreç bir süre daha devam etti. Daha sonrasında insanlar ve örgütler/yapılar öncesinde her ne üzerine çalışıyorlarsa onun üzerinde çalışmaya, her neye karşı duruyorlarsa yeniden ona karşı durmaya çabaladılar. Sürekli olarak devam eden çatışmalar, diğer yandan sürekli değişen gündem ile sürekli bir koşuşturma içerisinde geçen zamanlar sonrasında 1 Mayıs çağrısını ısrarla yine Sıhhiye Meydanı yapan meslek odaları ve sendikalara karşı çoğu sosyalist mitingin Gezi ile kazanılan, Ethem’in vurulduğu Kızılay Meydanında olması gerektiğini söyledi ve Ankara’da 1 Mayıs, sosyalist ve solcular arasında iki farklı alanda kutlanmaya çalışıldı. Tuzluçayır’da bulunan örgütlerin tümü Kızılay Meydanına çağrı yaptı.
Ölümler, çatışmalar, yaralanmalar, gözaltılar, sürüp giden tartışmalar devam ederken Tuzluçayır Direnişi de bazen gündemle birlikte savruldu, bazen birilerinin güdümüne girdi, bazen de sadece kendisi gibi oldu ve direndi. Tüm bunlar olurken Tuzluçayır mücadelesinin temelini şekillendiren cami-cemevi projesi polis koruması altında devam etti. Bitmek üzere olan inşaat açılışında bakalım devlet ve muhalefet erkânından kimler kol kola gelecek.
Yorumlar (0)