‘Amedspor var olduğunda kimse yok olmayacak’
Amedspor’un Süper Lig’deki galibiyeti sosyal medyada ve televizyonlarda tartışılırken, tartışmanın siyasete doğrudan etkileri de gündeme geldi. Yoksa Tersi mi?’nin bu bölümünde Deniz Nazlım ve Kemal Bozkurt, Amedspor üzerinden futbol-siyaset ilişkisini, şike ve “tiyatro” iddialarını ve barış sürecindeki karşılığını konuştu.
Şike iddiası galibiyetten sonra mı yükseliyor?
Nazlım, Amedspor kazandıkça ligde şike olduğuna dair bir tartışmanın başlatılmak istendiğini söyledi. Banu Avar ve Serkan İnci gibi isimlerin paylaşımlarına işaret ederek, şike iddialarının Türkiye liglerinde yeni olmadığını hatırlattı:
“Şike varsa da Amedspor’un kazandıktan sonra olduğunu düşünmek siyaseten başka bir noktaya düşürebilir insanı, ırkçı bir pozisyona düşürebilir, sırf Amedspor kazandı diye. Ama zaten Türkiye Süper Ligi ve alt liglerinde binlerce iddia var.”
Bozkurt, “tiyatro” diyenlerin artık yalnızca Kürtlere değil sanata da hakaret ettiğini, Amedspor’un yendiği takımları da şikeci ilan etmek anlamına geldiğini belirtti:
“Tiyatro diyen birisi var. Belli ki bu kişi hiç tiyatro yapmamış. Tiyatronun kolay olduğunu düşünüyor. Sanata da hakaret ediyorlar. Eskiden sadece Kürtlere hakaret ediyorken artık sanata da, sanatçılara da, kültüre de. Şike iması yaparak tiyatro diyorlar ve tiyatroyla şikeyi ele ele alıyorlar. Amedspor’un yendiği takımları da şikeci ilan etmiş oluyorlar. Kim onlar? Trabzonspor. Kim onlar? Beşiktaş. Tiyatro dediğinde demek ki gizli gizli prova yapmışlar.”
Futbol yorumcularının çoğunun Amedspor’u tebrik ettiğini, Beşiktaş’ı ve hakemi eleştirdiğini aktardı.
Futbol siyaseti belirler, siyaset de futbolu
Nazlım, devletlerin de toplumsal örgütlülüklerin de futbolu kullandığını; İskoçya’dan Arjantin’e, İspanya’ya kadar kulüplerin kimlik ve politik aidiyetle özdeşleştiğini söyledi. Endüstriyel futbolun değiştirilmesi gerektiğini belirtirken, kimi soldaki “Kürtler endüstriyel futbolun nesnesi haline geldi” itirazına katılmadığını vurguladı.
“Tersinden bazı solcu olarak kendini ifade eden insanlar da diyor ki Kürtler kaybetti, endüstriyel futbolun bir nesnesi haline geldiler. Hayır, kendi kentlerinde futbolun öznesi haline geldiler ve yönetme kapasitelerini ortaya koyuyorlar diye bakmak lazım. Kendine güvenle alakalı bir şey. Toplumsal örgütlülükler, dünya sosyalist hareketleri futbola etki edebilir, bundan korkmamak gerekiyor.”
Bozkurt, Salazar’ın Portekiz’i “üç F” ile yönettiği sözünü hatırlattı: fiyesta, fado ve futbol. Kutlamaların Hakkari, Van, Bitlis, Kars ve İstanbul’un Kürt nüfusunun yoğun olduğu ilçelerinde yapıldığını söyledi.
Rahatsızlık sahadan mı, kurumsallaşmadan mı?
Nazlım’a göre şovenist çevrelerin asıl problem ettiği şeyin Amedspor üzerinden Kürt politik hareketinin daha fazla kurumsallaşması:
“Asıl problem şu: Amedspor meselesi üzerinden Kürtler daha fazla kurumsallaşıyor. O kurumsallaşmaya dair bir tepki var, Banu Avar’ların korkusu da orada. Athletic Bilbao Basklarla özdeşleşmişse, Livorno İtalyan komünistleriyle özdeşse, Amedspor’la da Kürt siyasetinin, radikal demokrasinin, komünlerin o ideolojiyle yan yana aidiyet içinde olması ve onun Süper Lig’de artık bir lider olması, kurumsallaşma anlamında çok rahatsız ediyor.”
Bozkurt, silah bırakılınca örtünün kalktığını söyledi. Asıl meselenin “Kürtler bunu nasıl başarabilir?” sorusu olduğunu belirtti. Aynı aklın kimi solda da “barış iktidara yarar”, “size verildi” dilinde görüldüğünü savundu.
“Silah bırakılınca onların ırkçılığı açığa çıktı. Çünkü geçmişteki çatışmalar, hayatlarını kaybeden gencecik insanlar üzerinden konuşabiliyorlardı ve örtebiliyorlardı kendilerini. Şimdi çırılçıplak açığa çıktı Kürt nefretleri, ırkçılıkları. Amedspor’a bile, iyi oynayana bile, Dia Saba’ya bile saldırıyorsun. Fildişi Sahili’nden gelmiş kaleciye bile saldırıyorsun. Esas mesele şu: Nasıl olur da Kürtler bunu başarabilir?”
“Kürt var olunca sen yok mu oluyorsun? Hayır. Kürt var olmuş oluyor, o kadar ve senle birlikte. Sen var olduğunda da Kürt yok olmaz. Beraber var olamıyor muyuz? Bir diğerinin olması bölünme değil, olmaması bölünmedir.”
Bozkurt, Amin Maalouf’un Doğu’nun Limanları’ndaki “herkes kendi tanrısına, diğerinin duasının kabul edilmemesi için yakarıyor” sözünü hatırlattı ve Banu Avar ve Cemil Kılıç gibilerin Amedspor’u yok sayarak aslında bölücülük yaptığını ekledi.
İşini iyi yapmak, inşa etmek
Bozkurt, Amedspor’un Bursaspor maçındaki küfür, hakaret ve şiddet altında oynamaktan gelerek bugüne ulaştığını vurguladı. DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan’ın “sadece muhalefet olan, sadece eleştiren bir yerde durmayacağız, inşa eden, yapan olacağız” sözünü önemsediğini belirtti.
“Dönüp o kadar işini iyi yaparsın ki dönüp bakmak zorunda kalırlar ve seni inkâr edenler de ahmak durumuna düşerler. Amedspor da işini iyi yaptığı oranda sarsıcı oluyor. Kazanamayabilir, yenilebilir, ligten düşebilir. Ben yenilmeyi dahi bir var olma olarak görüyorum; çünkü sahaya çıkıyorsun, mücadele ediyorsun.”
Nazlım, Selçuk Mızraklı paylaşımına Bozkurt’un eleştirisine katıldığını ancak aynı tweet başka bir taraftar grubundan önemli bir siyasetçiden gelse bu kadar tartışılmayacağına dikkati çekti. Gözde Çağrı Özköse’nin yazısındaki Kolombiya’daki Goles and Pulse deneyimine işaret ederek, şunları söyledi:
“Rakibi ve rekabeti ortadan kaldırmadan ilişki kurabilmek. Rakibi ortadan kaldıramazsın, kaldırmak için uğraşamazsın. Onu acı çektirerek, onun yenilmesindeki acıdan mutlu olamazsın. Sen kendi kazancından mutlu olabilirsin. Onun acısını hatta paylaşabilirsin. Dünya futbol tarihindeki en güzel görüntüler, yenilen rakibe el uzatmaktır ya da yenilenin kazanana alkış koridoru yapmasıdır.”
Amedspor’un averajla lider olduğunu, 10 Ekim’de Ankara’da Gençlerbirliği ile oynayacağını aktaran Deniz Nazlım, Gençlerbirliği taraftarının Amedspor’u güzel karşılayacağını, bir yarıyı Gençlerbirliği tribününde bir yarıyı Amedspor taraftarlarıyla izlemeyi önerdi.
Bozkurt kapanışta Amedspor var olduğunda kimsenin yok olmayacağını tekrarladı ve programı şöyle kapattı:
“Amedspor var olduğunda kimse yok olmayacak. Sen yok olmayacaksın. Sen de var olacaksın. Sen zaten vardın da. Bu dönemde bir kez daha var olacaksın. Çünkü varoluş mücadelesi her gün süren bir şey.”
Bu metin, Yoksa Tersi mi?’nin 22 Eylül 2026 tarihli bölümüne dayanılarak hazırlanmıştır.