İçeriğe geç
← Yoksa Tersi mi?

Süreç ayarlı operasyonlar: Anti demokratik uygulamalar barış karşıtlığını büyütür mü?

Deniz Nazlım, Kemal Bozkurt

12 Eylül’ün yıldönümünde başlayan ve LGBTİ+ örgütlerinin merkezinde olduğu operasyonlar sürerken, muhalefetin bir bölümünden çözüm sürecini yürütenlere eleştiriler yöneldi. Yoksa Tersi mi?’nin bu bölümünde Deniz Nazlım ve Kemal Bozkurt, operasyonları ve eleştirileri değerlendirdi.

Operasyonlarda son durum

Adalet Bakanı Akın Gürlek’in “Ailem Güvende” adıyla duyurduğu operasyonlar 12 Eylül’de başladı. İstanbul, Ankara, İzmir, Aydın ve Mersin başta olmak üzere 15 ilde düzenlenen operasyonlarda 54 kişi gözaltına alındı, İzmir’de 16 kişi tutuklandı. Dayanak olarak Türk Ceza Kanunu’nun müstehcenliği düzenleyen 226. maddesi ve Dernekler Kanunu’na muhalefet gösterildi.

Kaos GL, Pembe Hayat, Kırmızı Şemsiye, Hevi LGBTİ ve Genç LGBTİ gibi örgütlere yönelik baskıların yanı sıra Evrensel gazetesi, Adalet için Hukukçular, MLSA ve Uluslararası Af Örgütü’ne erişim engeli getirildi. Levent Pişkin, Seyhan Arman, Zeynep Esmeray, Yıldız Tar ve Enes Hocaoğulları’nın sosyal medya hesapları kapatıldı. Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi’nin Eş Genel Başkanı Mertcan Titiz de gözaltına alındı. İstanbul ve İzmir’deki protesto eylemlerine polis müdahale etti, gözaltılar yaşandı.

Deniz Nazlım, operasyonların zamanlamasına dikkat çekti:

“Israrla yayınlarımızda söylüyoruz: Hükümet bu çözüm sürecini demokratikleşme olmadan ilerletmek istiyor, Kürt tarafı ise demokratikleşme adımlarının atılması yönünde yoğun bir baskı uyguluyor. Müzakereler aslında bunun üzerinden gelip gidiyor diyebiliriz. (…) Neden ‘süreç ayarlı’ dedik? Neden bu tür anti demokratik uygulamalar tam da çözüm süreci ile ilgili kritik eşiklere geldiğimiz noktada oluyor?”

“Bu operasyonlar süreç olmadan da yaşanıyordu”

Operasyonların ardından muhalefetin bir bölümünden DEM Parti’ye ve süreci yürütenlere yönelik eleştiriler geldi. Nazlım şöyle değerlendirdi:

“Sanki bu operasyonların arka planında çözüm süreci varmış da hükümet çözüm sürecini bahane ederek bu operasyonları yapıyormuş gibi bir eleştiri var. Ama şunu belirtmemiz lazım. Bu operasyonlar barış süreci olmadan da yaşanıyordu. Türkiye’de anti demokrasinin olduğunu yeni keşfetmedik.”

Nazlım, sürecin hükümeti demokratik bir zemine itmek için kullanılıp kullanılamayacağını tartıştı:

“Uzun yıllardır terör kapsamında bütün muhalefet bastırılıyordu ve şu anda böyle bir manipülasyon alanı ve böyle bir siyasal zemin artık olmayacak. Onun için de Yıldız’ın bugün dediği çok güzeldi: Yeni öcüler yaratma, yeni ihlal alanları bulma, sürekli yeni tehditler bulma. Biraz da modern devletler öyle, bir tehdit oluşmadığı noktada yönetmek zor. Şimdi Kürt tehdidi kalmazsa nasıl yöneteceğine dair bir tartışma olacak, belki de onun yoklamalarına da yavaş yavaş giriyor olabiliriz.”

‘Bilerek DEM’e Yöneliyorlar‘

Kemal Bozkurt, operasyonların nedenini DEM Parti’nin değişen konumu üzerinden ifade etti:

“Bana kalırsa, çok somut söylemek gerekirse, Kürt siyasetinin etkisinin düne göre arttığı açık. Hiç bundan bahsetmeyen Bahçeli de barış demiş oldu. (…) Bana kalırsa asıl süreci başlatan MHP’ydi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’sa buzluğa kaldırandı. (…) Artık DEM Parti masaya oturan bir özne; kendi sözünü elbette geçmişte de söylüyordu ama devlet tarafından da kabul edilen bir özne olmasından bahsediyoruz artık. Devlet kerhen kabul ediyordu, ama şimdi açıkça kabul ediyor, üstelik bir de yasa yapıldı.”

“Şimdi iktidar, bana kalırsa, DEM Parti’nin muhalefet içerisindeki etkisini kırmaya yönelik bir siyaset yürütüyor. Barışa mecburen evet demek durumunda kaldı ama bu kadar, buraya kadar. Bir yandan da bu operasyonları yaparak DEM’in muhalefet içerisinden ayrıştırılması siyasetini yürütüyor. Bence DEM’e yönelik ağır eleştiriler yapanlar da bunu biliyorlar, yani bilerek DEM’e yöneliyorlar.”

“Sustukça sıra sana gelecek”

Bozkurt, Kürtlere yönelik uygulamaların uzun süredir olağanlaştığını hatırlattı:

“Kürtlerin başına gelenler olağanlaşmışken, kendi başına geldiğinde şaşıran insanların çoğuyla ben doksanlarda yan yana, beraber ‘susma, sustukça sıra sana gelecek’ sloganı atarken çok fazla da alay edildim. Bu slogan, Türkiye’de belki de en çok bilinen ama en çok da alay edilen sloganlardan bir tanesiydi. Alay eden de iktidar değildi, yanımdaki arkadaşımdı belki de.”

Bozkurt’a göre operasyonların hedefi yalnızca LGBTİ+ hareketi değil:

“Muhalefetin aslında dağıtılması, birliğinden koparılması siyaseti olduğunu düşünüyorum. CHP’nin iç tartışması muhalefetin dağılması içindi ama bölünmesini CHP’nin kendisi tamamladı. İktidar tamamlamadı yani; bir yol açtı, zemini döşüyor ama o zemin üzerinde muhalefet dağıldı. Şimdi de bence aynı şey yapılıyor.”

“Barışsız demokrasi olmaz”

Kemal Bozkurt, muhalefetin demokrasi tarifindeki değişime dikkat çekti:

“Geçmişte, yani barışın olmadığı zamanlarda demokrasi olduğunu söyleyenler vardı. Hatta Özgür Özel bile Aralık 2025’teki konuşmasında ‘Cumhurbaşkanı Erdoğan 19 Mart’ta demokrasi treninden indi’ dedi. Yani bir örnek vermem gerekirse, Demirtaş’ın tutuklandığı dönemde AKP demokrasi trenindeydi Özgür Özel’e göre. Şimdi barışla birlikte hiç olmadığı söylenmeye başlandı. (…) DEM Parti ise geçmişten farklı olarak, barışın olmadığı zamanlarda demokrasi vardı diyenlere karşı, barışsız demokrasi olmaz diyor ve zaten hiç aralık boşluk bırakmıyor.”

Bozkurt’a göre bu yönelim diğer partiler için bir rekabet sorunu yaratıyor:

“DEM geleneğinin yüzde yirmilere fırlama ihtimali çok ciddi bir kaygı yaratıyor olabilir. Yeni Parti için de bu sorunlu, CHP için de sorunlu, AKP için zaten sorunlu. Rekabet benzerler arasında vardır en çok. Benzemezlerle niye rekabet edebilsin ki? Bunu hafife almamakta fayda var, önemsiyorum ben.”

Öcalan’ın statüsü ve üretilen tepki

Nazlım, sürecin önündeki iki başlığı hatırlatarak, İmralı’da hazırlanan yerleşkenin “villa” olarak servis edilmesinin ardındaki mantığı, olmayan bir tepkinin müzakerede hükümetin elini güçlendirmek için nasıl kullanıldığını anlattı:

“Bir süreç ilerliyor, bu süreç şu anda kritik bir durumda. İki nokta var: Biri MGK raporu bekleniyor, bir de Abdullah Öcalan’ın statüsü meselesi. Aslında bu statü meselesi de yine bu konulara benzer bir şekilde yanlış tartışıldı. İşte Öcalan’a villa falan gibisinden bir gündem oluştu ama onun öncesinde, Nagehan Alçı’ya Devlet Bahçeli röportaj verdiğinde aslında bir tepki yoktu. Bu tepki yokken bir anda AK Parti’ye yakın kaynaklar, gazeteciler, sanki hocanın üzerinde bir tepki varmış da işte bu villa gibisinden bir algı oluştu.”

“Mesela Abdullah Öcalan’ın video yayınlayıp yayınlamayacağını tartışmıştık geçen sene. AK Parti hükümeti demişti ki, ne videosu, böyle bir şey olamaz, toplumun hassasiyetleri var. Aksine video yayınlandı ve toplumdan hiçbir tepki gelmedi, hatta daha da iyi oldu, süreç daha da benimsendi; toplumun büyük bir kesimi ‘böyle bir irade var, bu da kabul edilebilir’ dedi. Şimdi bugünkü statü meselesi de öyle: Villa meselesiyle ilgili hiçbir tartışma yoktu ama bir anda tartışma çıkarıldı. Neden? Çünkü adada yapılan görüşmelerde muhtemelen şu söylenecek: Abdullah Bey, bakın size karşı böyle bir şey var, sizin istediğiniz statü noktasını biz yapamıyoruz, toplumda böyle bir reaksiyon var, bunu göze almak istemiyoruz.”

“Hükümet dikkat ederseniz medya dilini hiçbir şekilde değiştirmiyor. Kendisine yakın medya hiçbir şekilde bu süreci geniş kitlelerin destek vereceği şekilde ifade etmiyor, kurgulamıyor. Çünkü Kürt hareketiyle yürütülen müzakerelerde şu ifade ediliyor: Tamam biz bunu yapıyoruz ama bakın, daha fazlasını yapamayız, çünkü toplum buna sahip çıkmıyor, bunun alıcısı yok. Şimdi DEM Parti’ye ‘sizin süreciniz yüzünden bu işler oluyor’ dendiğinde, aslında bu işi organize eden iktidar kanadı diyor ki, oh be tamam, benim için başarılı!”

Kemal Bozkurt şunları ekledi:

“Bugün mesela iktidar, kendisi bu inşa eden olarak, barış sürecinin karşısında konuşamıyor ve bunu muhalefet içerisinden kimilerine pas atarak onları konuşturuyor. Hem böylelikle ‘bakın itiraz var’ diye sıkıştırmış oluyor, hem muhalefet içerisinde bozukluk yaratmış oluyor. Kendi gösteremediği tepkiyi gösterme yollarını muhalefet içerisinden döşüyor diye düşünüyorum.”


Bu metin, Yoksa Tersi mi?’nin 15 Eylül 2026 tarihli bölümüne dayanılarak hazırlanmıştır.

Bu bölümü paylaş