Solfasol - Gezici Festivale geçmeden önce, isterseniz biraz Ankara Sinema Derneği üzerine konuşalım. Ankara’da bir sinema derneği açmak fikri nasıl doğdu?
Ahmet Boyacıoğlu - 1995’te festivali yapmaya başladık. İlk üç yıl kendi çabalarımızla destek bulduk ve Avrupa Birliği’yle çalıştık. 1998’de Kültür ve Turizm Bakanlığı bize destek vermeye karar verdi, ama bir dernek olmadan başvuru alınamıyordu. O nedenle derneği kurmamız gerekti. Yıllardır bize sadece Bakanlık destek veriyor ve onun sayesinde festivali yapabiliyoruz. 1994’te olduğu gibi bir sorun çıksa ve Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü desteği kesse başka bir destekçimiz yok. Elçilikler sadece filmleri taşıyor. Bu sene Çankaya Belediyesi bir şeyler yapmaya çalıştı, ama bu tek başına yeterli olmuyor.
SFS - Ankara Sinema Derneği olarak festivaller, film gösterimleri ve atölyeler düzenlediğinizi, kitaplar yayınladığınızı, kimi festivallerde Türkiye sinemasını temsil ettiğinizi biliyoruz. Bunun dışında başka ne gibi faaliyetleriniz var?
- B. - Mart’ta Zeki Demirkubuz ile bir film çektik. Nisan’da İstanbul Film Festivali’ndeydik. Berlin, Saraybosna, Venedik, Cannes gibi festivallerde Türkiye’yi temsil ediyoruz. Ayrıca Güney Kore’de bir festivalde Türkiye özel bölümünde bulunduk ve İspanya’da bir festivaldeydik. İki üç yıldır Zeki Demirkubuz’un filmlerinin yapımcılığını üstleniyoruz. Yedi-sekiz yıldır Adana Film Festivali uluslararası bölümünü yapıyorduk, ama gelecek sene ne olur bilmiyorum.
SFS - Günümüzde Türkiye’nin birçok şehrinde film festivalleri düzenleniyor. Gezici Festival’i diğer festivallerden ayıran ne?
- B. - Biz geziyoruz, en önemlisi bu. Türkiye’de bir festival enflasyonu olduğunu düşünüyorum. Biz Ankara Film Festivali’ni yapmaya başladığımızda Türkiye’de 3 tane festival vardı: İstanbul, Antalya, Ankara. Şimdi her şehir, her üniversite, kendi festivalini yapmaya çalışıyor. Biz küçük bir programla geziyoruz. Programımızda belli bir kalite vardır, izleyici sorunumuz yoktur. Bu sene festival başlamadan biletlerimizin % 44’ü satılmıştı. Bu anlamda bir tiyatro festivali gibiyiz.
SFS - Bir röportajınızda gelinen bu noktayı hayal edemediğinizi söylemişsiniz. Şu anki durum sizi tatmin ediyor mu?
- B. - Tabii ki. Anadolu’nun tutuculaştığı, belediyelerin, valilerin kentlerde herhangi bir sanatsal etkinlik görmek istemedikleri bir gerçek. Cinsellikle ilgili en küçük sahne, filmde geçen bir küfür insanları rahatsız ediyor. Oysa ortalık rezil durumda. Çocuklara karşı kırk bin cinsel suç duyurusu yapılmış. Anadolu’da bir takım sıkıntılar var, başladığımız gibi değil. Yine de bildiğimiz gibi devam ediyoruz.
SFS - Gezici Festival’in Anadolu’nun farklı yerlerine sinemayı götürmek gibi bir amacı var. 20. yıla girmişken bu amacınıza ulaştığınızı düşünüyor musunuz?
- B. - Biz gittiğimizde Kars’ta, Artvin’de sinema salonu yoktu. Şimdi Sinop’ta sinema açmaya çalışıyoruz. Bizim sayemizde sinemada çalışan insanlar var. İstanbul Film Festivali’nin sinemacılar yetiştirdiği gibi Gezici Festival bunu Anadolu’da yapmıştır. Eğitimlerini Anadolu’nun küçük kentlerinde yapmış insanlar için Gezici Festival bir okul gibi oluyor.
SFS - 1995’ten bugüne baktığımızda bazı dönemlerde bazı şehirlere sürekli gidildiğini, buna karşılık bazı şehirlere hiç uğranmadığını görüyoruz. Festival rotanıza şehirleri nasıl dahil ediyorsunuz?
- B. - Bu karşılıklı ilişkilerle ilgili. Kentten bir istek olmadığında çat kapı bir yere gidilemiyor. Mesela bu yıl programı açıkladığımızda, Kastamonu Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekan Yardımcısı Ersoy Soydan’dan bir ileti aldık, bizi üniversitelerine davet ettiler. Sinop dönüşü oraya gidip yönetmenin ve belki de bir oyuncunun katılımıyla film gösterip söyleşi yapacağız. 15-20 yıldır Doğu’dan çığlıklar geliyor. Ama örneğin Batıda, benim derin Anadolu dediğim Bilecik, Kırklareli, Kütahya, Uşak, Burdur gibi şehirlerde ne var? Afyon’da biri klasik müzik festivali yapmaya kalktı, canına okudular. Herkes Anadolu’dan İstanbul’a bakıyor; ama İstanbul Anadolu’ya hiç bakmıyor. Oralarda hava kararınca kapılar kilitleniyor ve herkes televizyon başına geçiyor. Kültür sanat bu kadar. Bu nedenle karşımıza çıkacak kişiler çok önemli. Sinop bu konuda çok açık mesela. Kültür ve Turizm Derneği var; Sinop için bir şeyler yapmaya can atıyorlar. Kayseri’de belediye başkanı bir şeyler yapmaya çalışıyor; ama halkın böyle bir derdi yok. Bizim derdi olan kentlere ihtiyacımız var. Kars’ta yıllarca çalıştık; ama belediye başkanı değişti ve gelir gelmez “Burada festival yapılmayacak.” dedi. İki yıl sonra bizi yeniden çağırdılar, ama biz gitmedik.
SFS - Gezici Festival Kars’a birkaç yıl üst üste gitti, orada bazı çalışmalar yürüttü ve güzel ürünler üretilmesine vesile oldu. Kars’taki çalışmalar sizin için ne ifade ediyordu?
- B. - Kars’ta birçok şey yaptık. “Sinema Konuşalım” toplantıları için Anadolu’nun farklı yerlerinden 120 öğrenci çağırdık. O toplantılara katılıp Reha Erdem’le tanışıp onun yanında çalışıp sinemaya girenler oldu. Kars’ta “Kosmos”, “Soğuk” gibi filmler çekildi. Kars bir platoya dönüşmüş bir kentti. Son 6-7 yılda ölü toprağı serpildi üzerine. Sorumlusu da belediye başkanı ve - halkı suçlamak çok kolay ama- onu seçen halktır.
SFS - Benzer bir çalışmayı başka bir şehirde/şehirlerde yapmayı düşünüyor musunuz?
- B. - Belli olmuyor. Bazı kentler uyanıyorlar, sanatla ilgileniyorlar. Örneğin Malatya’da bir film festivali var. Bursa’da oldu bir ara. Biz Bursa’da da 9 yıl çalıştık. Belediye başkanı değişti ve festival kaldırıldı. Yerel yöneticilerin rolü, kültür sanata ne kadar yakın oldukları çok önemli.
SFS - 20 yıl sonunda, diğer şehirlerle karşılaştırdığınızda Ankara’nın sinema bağlamında geldiği nokta olumlu veya olumsuz anlamda ne oldu ve Ankara’daki seyirci profilini nasıl değerlendiriyorsunuz?
- B. - Salonlar kapanıyor, sinemada bir tekelleşme oluyor. Para kazanmak için bel altı komedi yapan bir sürü film çıktı ortaya. Ama Avrupa ülkeleri ile karşılaştırdığımızda, Avrupa’da neredeyse hiçbir şey yapılmazken 12 yıldır Türkiye’de iyi işler yapılıyor. Ülkemizde Türk filmlerini izlemeye meraklı bir kitle var. AVM çok kötü aslında, insanlar bunu fark edecekler. Sinemaların AVM’lere toplanması bir kültürel intihar bana kalırsa. Ama Ankara’da daima bir izleyici kitlesi vardır.
SFS - Hatırlamak ve bir kez daha kayıt düşmek adına Ankara’da geçtiğimiz 20 yıl içinde hangi sinemaların kapandığından bahsedebilir misiniz?
- B. - Dedeman, Kızılırmak, Talip, Şili Meydanı’ndaki Çankaya, Kavaklıdere, Akün, yaklaşık 10 yıl önce kapanan Akropol... Bunlar büyük sinemalardı, direnemediler. Akün’ün kapandığı sene günlük 5 gösterim yapılan 950 kişilik salona günde ortalama 90 kişi geliyormuş. Hem ekonomik olarak zor hem de eskisi gibi sürekli sinemaya giden kitle kalmadı.
SFS - Festivale gittikçe artan bir ilgi görüyor musunuz?
- B. - Eski sinemalarda 650 kişilik salonlar vardı ve seanslar doluyordu. Bu günde iki bin kişi eder. Büyülü Fener’in en büyük salonu 191 kişilik. Çağdaş Sanatlar Merkezi de dahil toplamda Ankara’daki kapasitemiz artık on bin kişi. Salonlarla birlikte kapasite de küçüldü. Bir de artık internet ve korsan CDler var.
SFS - Gezici Festival’in tanıtım filmleri de seyircinin ilgisini çekiyor. Tanıtım filminin hazırlanmasında her yıl aynı ekiple mi çalışıyorsunuz? Yoksa çalıştığınız kişiler değişiyor mu?
- B. - İstanbul’dan Selda Taşkın’la çalışıyoruz. ODTÜ Sosyoloji mezunu çok yetenekli bir arkadaşımız. Yurtdışındaki festivallerin tanıtım materyallerinde de birlikte çalışıyoruz.
SFS - Tuncel Kurtiz festivalin vazgeçilmezlerindendi, onu anmadan olmaz. Tuncel Kurtiz’siz bir Gezici Festival sizin için ne anlama geliyor?
- B. - Öldükten sonra fark ettim; birlikte çok şey yapmışız, hem festivaller hem de diğer uluslararası etkinliklerde çok yere gitmişiz. Kars Belediye Başkanı Naif Alibeyoğlu ile bizi o tanıştırmıştı. Bize inanılmaz bir ivme vermiş. 1996- 1997’den beri festival için hep tavsiyeler verirdi. Öldükten sonra bir sürü DVD getirdiler ve onlardan Gezici Festival’in Yol Arkadaşı Tuncel Kurtiz adında bir belgesel yaptık. Bizim için büyük bir kayıp tabii ki.
SFS - Son olarak, bizim sorularımızın dışında söylemek istediğiniz bir şeyler var mı?
- B. - Bizim derdimiz sinema kültürünü yükseltmek. Mesela sanat filmi dediğimiz, entelektüel düzeyi daha yüksek filmlerin izlenmesi daha iyi olacak. Bir film ya üç bin ya üç milyon yapıyor mesela. Bu aradaki boşluk bizim kültür sorunumuzdan kaynaklanıyor. Biz o boşluğu doldurmaya çalışıyoruz.
Yorumlar (0)