Biz şimdi alçak sesle konuşuyoruz ya
Sessizce birleşip sessizce ayrılıyoruz ya
Anamız çay demliyor ya güzel günlere
Sevgilimizse çiçekler koyuyor ya bardağa
Sabahları işimize gidiyoruz ya sessiz sedasız
Bu, böyle gidecek demek değil bu işler
Biz şimdi yanyana geliyor ve çoğalıyoruz
Ama bir ağızdan tutturduğumuz gün hürlüğün havasını
İşte o gün sizi tanrılar bile kurtaramaz

Cemal Süreya

Kolejden Sonra Hayat Var Mı?

TED Ankara Koleji 1988 mezunuyum. Okula Kolej dendiği yıllar, TED değil. Ziya Gökalp Caddesi’nde karşılıklı binalardayız. Ankara’nın pekçok eğitim yapısında imzası bulunan ve ‘’Cumhuriyet’in Mimarı’’ olarak tanınan Ernst Arnold Egli tarafından tasarlanan yapı grubu, Kolej marşında dendiği gibi; ‘’Bozkırda yeşil bir yuva’’. Birazdan açacağım konudaki duyguyu aktarabilmem için, önce o binalarda okumanın ruhunu anlatmaya çalışmalıyım.

Kolejden Sonra Hayat Var Mı?

Caddenin iki yanında yer alan binalar bir altgeçitle bağlıydı. Yaşımız büyüyüp ortaokullu liseli oldukça, fırsat yaratıp eski binaya eski öğretmenlerimizi görmeye gitmek adettendi. Bağlar asla kopmaz; değişen sınıflarla çevremiz sürekli genişler; aynı dönemden olduklarımızla kankardeş gibi ilerlerdi eğitim hayatımız. Okul tam gün olduğundan; neredeyse akşama kadar o yüksek tavanlı koridorlarda, geniş merdivenlerde, özelleştirdiğimiz köşelerde hep birarada olurduk. Yatılı okuyanların yatakhaneleri dahi bu binalar içindeydi.

Okulun etrafında öğrencilere göre şekillenen dükkanlarıyla, bütün semt bir yuva gibiydi aslında. Kızılay’a yürüyen liseliler olarak caddenin aşina kalabalığı idik. Lacivert formalarımız, meşaleli armalarımız, Cumhuriyet’in altın yıllarından bu yana o çevreyle kaynaşan Kolejlilerdik. Bazılarımız otobüsle, dolmuşla okula gider gelirdi. Öğle tatillerinde sokaklara yayılırdık. Ailemizin çıkarttığı kartımız varsa, ilkokulda dahi dışarı çıkma iznimiz olabilirdi. Harçlığımızla dilediğimizi yapmak, öğle yemeği için tercih sahibi olmak, üstüne pastaneye gitmek...hepsi bizi olgunlaştıran, sosyalleştiren ayrıcalıklarımızdı. Tabii okuldan kaçmak veya teneffüsten geç dönmek için de bol imkan sağlıyordu şehrin içinde olmak. Lisenin hemen yanındaki Hüdaverdi’nin önüne yığılmak, ilkokul tarafındaki Foto Naci’ye düzenli uğramak..eğer ilkokuldan itibaren Kolejli iseniz, dile kolay 11 yılınız o çevrede geçerek büyüyordunuz. Haftasonları da kurslar olduğu için, o yıllarda adını koyamasak da, gerçek bir kampüs yaşamıydı. Okul dağıldığında çevrede oluşan trafik ve kaos, giderek artan öğrenci sayısı, eskiden minibüslerle taşınırken günden güne büyüyen servis otobüslerinin park sorunu derken Kolej kendi yuvasına sığmaz oldu. Yani çağa yenildi ve çoğu ‘’Ankaralı’’ gibi şehrin dışına kaçtı, sterilleşti. 1937 yılından bu yana çocuk sesleriyle çınlayan bahçeler 2003 yılında boşaldı.

O ara okul alanında bir hipermarket zincirinin şubesinin kurulması söz konusu olunca, mezunlar büyük tepki gösterdi. Boş kalan binalar için koruma kurullarında verilen mücadele sonucunda, binaların bazıları ‘’Türk Eğitim tarihine ışık tutması, yapımının Erken Cumhuriyet Döneminin eğitim anlayışına uygun mimari özellikler taşıması kolej ve belgesel özellikler göstermesinden, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun ilgili maddeleri uyarınca Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür Varlığı özelliği taşımasından dolayı tescili onaylandı’’ (arkitera.com, 14.08.2004). Ardından da binalar Çankaya Belediyesi tarafından kiralandı. 2012 yılında lise blokları restore edilerek TED Üniversitesi tarafından kullanılmaya başlandı. Okul yeniden canlanıyor, Kolej ruhu semte geri dönüyor diye sevinilirken, geçtiğimiz günlerde çeşitli mezun gruplarında ardı ardına yıkım fotoğrafları, ‘’geçerken gördüm, kahroldum’’ paylaşımları sosyal medyada yayılmaya başladı.

Mezunlar kimseye haber verilmeden, orta kısımda başlayan yıkımın yayılmasından korksa da, tescilli bloklara dokunulamayacağı net. Bu 3 bloğun restore edileceği, sadece sonraki yıllarda yapılan ek binaların yıkılarak üniversiteye kazandırılacağı anlaşılıyor. Yıkım başlamadan kısa süre önce üniversitenin facebook sayfasında detaylı bir açıklama ve proje görsellerinin paylaşılmış olması infiali bir nebze dahi hafifletmedi. Yerleşkenin mal sahibi Ankara Koleji Vakfı ve kimseyi haberdar etmedikleri için Mezunlar Derneği ciddi bir tepki ile karşı karşıya.

Tüm yazılanları hem bir Kolejli olarak üzülerek, hem de 15 yıldır uzaktan izlediğim Ankara’nın değişimine duyduğum tepkinin kızgınlığı ile takip ediyorum. Benim gibi yurtdışında yaşayan pekçok mezunun da dile getirdiği gibi; eski yapılara bağlılık hissedilmediğini, kentin dokusunu korumaya dair kurumların ve yönetimlerin hiçbir sorumluluk duymadıklarını dışardan daha da net farkediyoruz; çünkü başka türlüsünün mümkün olduğunu ve tarihe saygının kente kattıklarını yaşayarak tecrübe ediyoruz. Kurumlar köklü geçmişlerini binaları ile fiziksel olarak sembolize etmeliyken, neden Türkiye’de yeni, büyük, modern olan tercih ediliyor anlamak çok zor. Bakmak, korumak zahmetli geldiğinden mi? Eskidikçe yık, gıcır gıcır yap. Bir de en son moda, giydir! Tam tembel işi.

 Daha da kötüsü var; eskiye benzeterek yeniden yap; ‘mış’ gibi yap! İşte tam bu tartışmanın üstüne, Türkiye’de yıkıp, düzleyip yeniden yapmanın, yerinden etmenin adı kentsel dönüşüm olarak konmuşken ve ben buna dair dehşetengiz yaşanmış hikayeler okurken...Berlin’de ‘’yenilenmiş’’ bir binanın önünden geçtim. Bikini-Haus yani Bikini Binası olarak tanınan bina, 1956 yılında, 2. Dünya Savaşı ardından son hız yeni bir çehreye kavuşan Berlin’de Hayvanat Bahçesi çevresindeki planlamanın bir parçası olarak inşa edilmiş. Büro ve mağaza bloğu ile sinema salonundan oluşan yapı grubunun mimarları Paul Schwebes ve Hans Schoszberger. Bu uzun yapıya Bikini isminin takılması, 3. katın bir kolon dizisiyle kopartılmasının halk tarafından iki parçalı bir bikiniye benzetilmesinden.

2010 yılında, beraberindeki Zoo Palast Sineması ile birlikte restore edilmeye başlanan bina, 2014 Nisan ayında yeniden açıldı. İlerleyen yıllarda yapılmış tüm eklentiler kaldırılarak, Budapester Caddesi boyunca uzanan cephe aslına uygun bir şekilde restore edildi. Yapının cephe yenileme anlayışı, proje tanıtımında vurgulandığı üzere ‘’50’li yılların stilinin 21.yüzyıl yapı malzemelerinin enerji standartları ile yeniden yaratılması’’. Böylece şehrin kalbinde yer alan ve iki önemli meydanın kesişim noktasını oluşturan tescilli bir yapının toplumsal hafızadaki yeri görsel ve işlevsel anlamda korunmuş, artı değerler kazandırılarak zenginleştirilmiş oldu.

Arka cephede ise yepyeni bir konsept ve boydan boya oluşturulmuş panorama terası ile yeşile yani hayvanat bahçesine yönelim var. Burada yer alan merdiven kuleleri ve açık otopark kaldırılarak, arka cepheye açılan dükkanlar için bir sokak oluşturulmuş. Daha önce kente dahil olmayan arka yüz, caddeye paralel yeni bir açık mekan olarak kazanılmış. Ayrıca çatıda oluşturulan cam panorama terası ile de şehrin bir başka vista noktası olan, Berlin’in akciğerleri Tiergarten şehir ormanına yönlenmiş Bikini-Berlin.

 

Yapının iskelesi ve tahta perdeler kalktıktan sonra ilk tepki ‘’aa boyamışlar burayı’’ sadeliğinde. Detaylara yaklaştıkça, malzemelere yakından baktıkça farkediliyor rekonstrüksiyon. 100 milyon eurodan fazla yatırım yapılmış bir bina, şehre dönük yüzüyle daha dün inşaatı bitmiş ve takvimler hala 1956’yı gösteriyormuş etkisi bırakıyor. Dönelim yine Ankara’ya, Koleje. Kolej binalarının üniversiteye kazandırılması, okul olarak işlevlendirilmesi son derece olumlu.

Ancak lise binalarındaki yaklaşımla, yani yapının tarihi kimliği yok edilerek, yepyeni binalarmış gibi algılanmalarına çaba gösterilmesi, mezunlara karşı yapılmış bir haksızlık. Her buluşmada okuluna dönen, her köşesini yad eden mezunların çoğunun aile bireyleri, çocukları, torunları, yeğenleri de aynı sıralarda okudu. Yaklaşık 70 yıl hizmet vermiş bir eğitim yuvasının mezunlarının okul ziyaretlerinde ortak değer, ortak mekanlarda buluşup aynı koridorlarda dolaşarak, anıların özenle korunduğunu hissetmek istemeleri ortak bir beklenti. Böylesi bir kurumun, köklü tarihini ve geleneklerine saygısını vurgulamak açısından önemsemesi gereken bu husus, kentin ve binaların hafızasına saygı duymama, dolayısıyla korumak yerine yeniden yapma kabahatine kurban ediliyor.

Üniversitenin tanıtım günlerinde gezdiğim lise binalarının iç mekanları eski yıllara dair hiçbir iz bırakılmadan, yenilenmişti. Oysa son derece iyi işleyen bir okul şemasına sahip bina aslına uygun, tarihini hatırlatan bir yapı olarak korunabilirdi. Eğer ilkokul ve ortaokul binaları da, tescilli yapılar olmalarına rağmen bu yanlışla restore edilerek kampüs bünyesinde eritilirse; lüks, yeni ve modern görünme hırsı, Kolejin Ankara’daki varlığını tamamen silecek ve artık sadece TED Üniversitesi olarak bilinecek gibi görünüyor.

*Başlık, Kolej mezunlarının 90’lı yıllarda kullandığı bir otomobil çıkartmasından esinlenmiştir.

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış