Nedîm, Cuma Namazı ve “Ailem Güvende”
Osmanlı torunlarına kötü haber: İnsan hayatı aile politikalarından çok daha eski ve çok daha dağınık. Biz hâlâ kimin kimi sevdiğini soruştururken Nedîm de çoktan kayığa binmiş.
Niyeyse bir gecede ansızın divan edebiyatına merak saldım.
Gece gece Nedîm okuyorum. İnsan bazen gündemden biraz uzaklaşmak istiyor. Benimki biraz fazla olmuş, Lale Devri’ne kadar gitmişim. Bir şiirine denk geldim. Şöyle başlıyor:
“Bir safâ bahşedelim gel şu dil-i nâ-şâda
Gidelim serv-i revânım yürü Sa‘dâbâd’a
İşte üç çifte kayık iskelede âmâde
Gidelim serv-i revânım yürü Sa‘dâbâd’a”
Bugünün Türkçesiyle aşağı yukarı: Gel şu mutsuz gönlümüzü biraz neşelendirelim, Sa‘dâbâd’a gidelim. Bak, kayıklar da iskelede hazır.
Güzel. İnsan sevdiğini almış, gezmeye gidiyor. Ben de biraz huzur buldum.
İkinci kıtada program genişliyor:
“Gülelim oynayalım kâm alalım dünyâdan
Mâ’-i tesnîm içelim Çeşme-i nev-peydâdan
Görelim âb-ı hayât akdığın ejderhâdan
Gidelim serv-i revânım yürü Sa‘dâbâd’a”
Gülelim, oynayalım, dünyadan kâm alalım; çeşmeden su içelim, gezelim.
Şu “kâm alalım dünyadan” kısmını ayrıca sevdim. Dünyaya yalnızca sabretmeye gelmediğimizi düşünen bir adam var karşımızda. Biraz gezelim, biraz eğlenelim, biraz haz alalım diyor. Tehlikeli fikirler.
Üçüncü kıta:
“Geh varıb havz kenarında hırâmân olalım
Geh gelib Kasr-ı Cinân seyrine hayran olalım
Gâh şarkı okuyub gâh gazelhân olalım
Gidelim serv-i revânım yürü Sa‘dâbâd’a”
Bazen havuz kenarında salına salına dolaşalım, bazen Kasr-ı Cinân’ı seyredelim; kimi zaman şarkı söyleyelim, kimi zaman gazel okuyalım.
Su, müzik, şiir, kayık. Gayet nezih.
Derken dördüncü kıtaya geldim.
Burada kendisini “Osmanlı torunu” diye tanımlamayı sevenler için küçük bir sürprizimiz var. Tarih maalesef seçmeli ders gibi çalışmıyor; sevdiğimiz üniteleri alıp diğerlerini müfredattan çıkaramıyoruz.
Nedîm şöyle devam ediyor:
“İzn alıb Cum’a namazına deyû mâderden
Bir gün uğrulayalım çerh-i sitem-perverden
Dolaşıb iskeleye doğru nihân yollardan
Gidelim serv-i revânım yürü Sa‘dâbâd’a”
Bir dakika.
Cuma namazı mı?
Meğer sevgili annesinden “cumaya gidiyorum” diye izin alacak, sonra “nihân yollardan”, yani gizli yollardan iskeleye gelecekmiş. Orada buluşup Sa‘dâbâd’a gidecekler.
Burada benim divan edebiyatına ilgim birden akademik bir ciddiyet kazandı.
Cuma namazı bahanesi sevgilinin erkek olabileceği ihtimalini insanın aklına getiriyor. Kesin konuşmayalım tabii. Belki Lale Devri’nde kadınlar da annelerine “cumaya gidiyorum” deyip gizli yollardan iskeleye kaçıyordu. Sonuçta devir Lale Devri. Ben de tarihçi değilim.
Bir de anneden izin alıyor. Kaç yaşında, bilmiyoruz. Şairimiz bu konuda ketum. Elimizde bir anne, cuma bahanesi, gizli yollar ve iskelede hazır bekleyen kayıklar var. Osmanlı torunuyuz derken aile albümünün bütün sayfalarına bakmak gerekiyor galiba. Bazı fotoğraflar beklenmedik çıkabiliyor.
Tamamen edebî meraktan son kıtaya geçtim:
“Bir sen ü bir ben ü bir mutrib-i pâkîze-edâ
İznin olursa eğer bir de Nedîm-i şeydâ
Gayrı yârânı bugünlük edib ey şûh fedâ
Gidelim serv-i revânım yürü Sa‘dâbâd’a”
Bir sen, bir ben, güzel edalı bir müzisyen… Bir de izin verirsen divane Nedîm. Diğerlerini bugünlük boş verelim.
Şiir bitiyor.
Benim gündemden uzaklaşma girişimim de aşağı yukarı burada sona erdi.
Çünkü Lale Devri’nden 2026’ya dönünce karşıma bu kez “Aile ve Nüfus On Yılı” çıkıyor. 2026–2035 için hazırlanan resmi politika çerçevesinde aile, evlilik, doğurganlık ve nüfus meselesi devletin stratejik öncelikleri arasına yerleştirilmiş durumda. (aile.gov.tr)
Derken operasyonun adını öğreniyoruz: “Ailem Güvende.” E tabii soruyorum. Kimin ailesi güvende?
Çünkü bizim arkadaşlarımız güvende değil.
LGBTİ+ örgütlerinin de hedef alındığı operasyonlarda insanlar gözaltına alındı, arkadaşlarımız tutuklandı. Adalet Bakanlığı, 13 Eylül’de beş il merkezli 15 ilde 162 kişi, dokuz dernek ve 13 işletme hakkında adli işlem yapıldığını açıkladı. Bakanlığın açıklamasında operasyonlar “Aile ve Nüfus On Yılı” politikasıyla da ilişkilendirildi. (adalet.gov.tr)
Ortada somut suç iddiaları varsa elbette delilleriyle araştırılır. Suç bireyseldir. Bir insanın LGBTİ+ olması, bir derneğin LGBTİ+ hakları alanında çalışması ya da bir hayatın devletin makbul saydığı biçime uymaması ise suç değildir.
Tam da bu nedenle kullanılan dil önemli. “Aile.” “Çocuklar.” “Toplum düzeni.” “Ahlak.”
Bakanlığın açıklamasında “LGBT ve ahlaksızlığı teşvik eden dernekler” ifadesi doğrudan kullanılıyor. “LGBT” bir suç kategorisi değil; “ahlaksızlık” da ceza hukukunun delille ölçülen nötr bir kavramı değil. (adalet.gov.tr)
Bir de üstüne “foncu” geliyor. Yurt dışından para transferi varsa incelenir; hukuka uygunluğu denetlenir. Ama “foncu” sözü kamusal tartışmada mali denetimden başka bir işe de yarıyor: LGBTİ+ varoluşunu ve hak mücadelesini bu toplumun içinden çıkmış bir gerçeklik değil, dışarıdan ithal edilmiş şüpheli bir şeymiş gibi göstermeye.
Ahlaksız. Foncu. Aileye tehdit. Çocuklara tehdit. İnsan kayboluyor, etiket kalıyor. Ve etiketi cezalandırmak, insana yapılanı görmekten her zaman daha kolay.
Madem operasyonun adı “Ailem Güvende”, biraz da gerçekten ailelerin ne kadar güvende olduğuna bakalım. İstatistiklere bakmak zor değil.
2025’te öldürülen 294 kadının 203’ü aile içindeki erkekler tarafından öldürüldü. 104 kadın evli olduğu erkek, 32 kadın eskiden evli olduğu erkek, 28 kadın bir akrabası, 18 kadın oğlu, 14 kadın babası tarafından öldürüldü. (kadincinayetlerinidurduracagiz.net)
Çocuk istismarı üzerine çalışmalar, istismarın aile içinde de gerçekleştiğini ve aile bireylerince gizlenebildiğini yıllardır söylüyor. TÜİK’in 2025 verilerinde güvenlik birimlerine mağdur olarak gelen çocukların 6 bin 953’ü cinsel suç mağduru olarak kayda geçti. Aynı yıl 0–17 yaş grubundaki çocukların yüzde 36,8’i yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altındaydı. (tuik.gov.tr)
Motorinin litresi yüz lirayı geçti. Bunun yalnızca arabası olanları ilgilendirdiğini sanmayalım; mazot tarladan kamyona, kamyondan market rafına kadar hayatın maliyetine ekleniyor.
Açlık var, yoksulluk var, şiddet var, istismar var. Kadınların öldürüldüğü, çocukların yoksulluk içinde büyüdüğü evler var. Bir kira ile bir maaşın birbirine bakıp güldüğü bir ekonomi var.
Aileyi bu kadar dert ediyorsak önümüzde epey iş var yani.
Elbette kimse kadın cinayetine ya da çocuk istismarına “aile güvende” demiyor. Mesele tam tersine şu: Ailenin içindeki gerçek güvensizlik bu kadar yakıcıyken, “aileye yönelik tehdit” denildiğinde siyasal parmak neden dönüp dolaşıp LGBTİ+’ları gösteriyor?
Kadınlar kendi evinde öldürülebiliyor. Çocuklar kendi yakınlarından şiddet görebiliyor. Aileler yoksulluk yüzünden ay sonunu getiremiyor. Eğitim sistemi, sağlık sistemi zaten ortada. Güvencesizlik, geleceksizlik hepimizin derdi.
Bunların hiçbiri LGBTİ+’ların varlığından kaynaklanmıyor. Ama iki kadın birbirini sevdiğinde aile tartışması başlıyor. İki erkek el ele tuttuğunda ahlak konuşuluyor. Bir trans kendi adıyla, bedeniyle, hayatıyla görünür olduğunda toplum düzeni hatırlanıyor.
O zaman mesele yalnızca ailenin güvenliği mi? Bence mesele hangi ailenin makbul olduğuna karar verme yetkisi.
Çünkü aileyi tek bir biçimde tarif ettiğiniz anda, o tarifin dışında kalan hayatları da işaretlemiş olursunuz. Kadını anne, erkeği baba; aşkı evlilik, cinselliği üreme, hayatı da bunların etrafında kurulmuş tek bir güzergâh olarak belirlediğinizde başka türlü yaşayanlar kolayca “tehdit” hâline getirilebilir.
Tam burada dönüp yeniden Nedîm’e bakıyorum. Üç yüz yıl önce bir şair sevgilisine “dünyadan kâm alalım” diyor. Sevgili annesine “cumaya gidiyorum” diyecek. Nihân yollardan iskeleye inecek. Bir sen, bir ben, bir müzisyen…
İnsanlar tarih boyunca kendilerine çizilen sınırların dışında da sevdiler, arzuladılar, yaşadılar. Cinselliğin ve arzunun bugünkü kategorilerimize sığmayan türlü biçimleri vardı. Kimi şiire girdi, kimi mahkeme kayıtlarına, kimi mektuplara; çoğu da hiçbir yere yazılmadan yaşandı.
Dolayısıyla bugünün LGBTİ+ varoluşunu dışarıdan gelmiş, ahlaksız, fonlanmış, aileyi bozan yeni bir fikir gibi anlatmanın küçük bir tarih problemi var:
İnsan arzusu fonlardan daha eski. Aile politikalarından da. Ve asıl mesele insanların var olup olmaması değil. Varlar. Mesele yeniden “nihân yollara” sürülüp sürülmeyecekleri. Üç yüz yıl önce sevgiliye giden yol nihânmış. Bugün insanları yeniden o yollara göndermek isteyenler var. Görünme. Örgütlenme. El ele tutuşma. Mümkünse hiç yokmuşsun gibi yaşa. Olmayacak.
Osmanlı torunlarına kötü haber: İnsan hayatı aile politikalarından çok daha eski ve çok daha dağınık. Biz hâlâ kimin kimi sevdiğini soruştururken Nedîm de çoktan kayığa binmiş.
1 yorum
Muhteşem bir yazı olmuş sayın yazar. Tebrik ediyorum.
Yorumunuz yayımlanmadan önce onaydan geçer, bu yüzden hemen görünmez.