Biz şimdi alçak sesle konuşuyoruz ya
Sessizce birleşip sessizce ayrılıyoruz ya
Anamız çay demliyor ya güzel günlere
Sevgilimizse çiçekler koyuyor ya bardağa
Sabahları işimize gidiyoruz ya sessiz sedasız
Bu, böyle gidecek demek değil bu işler
Biz şimdi yanyana geliyor ve çoğalıyoruz
Ama bir ağızdan tutturduğumuz gün hürlüğün havasını
İşte o gün sizi tanrılar bile kurtaramaz

Cemal Süreya

10 Ekim Cehennemi ve TTB

“Bugün hava güzel olacak”

10 Ekim Cehennemi ve TTB

Büyük şair sevgili Cemal Süreya ölümüne yakın, 77 kanlı Bir Mayıs’ı üzerine bir şiir yazmayı tasarlar. Ancak ömrü vefa etmez ve geride eskiz halinde birkaç giriş dizesi kalır. Anlayabildiğimiz kadarıyla uzun bir şiir tasarlamaktadır. Yukarda alıntıladığımız dize açılış dizesi olacak ve dize öbekleri arasında tekrarlayarak ve genişleyerek sürecek ve bittiğinde şiir o günü bizlere Cemal Süreya’nın şair yüreğinden aktaracaktır. Bugün hava güzel olacak...

"... daha önce hiç alışık olmadığımız şekilde, etrafta polis görülmemesi ve hiçbir güvenlik önleminin olmayışı beni oldukça tedirgin etmişti"

10 Ekim 2015 günü, günlük güneşlik bir Ankara sabahına uyanmıştık. Sabah erken kalkmış ve Ulus’ta, Opera önünde, Antalya’dan gelen bir ressam arkadaşımla buluşup, tren garının önüne, yürüyüş ve mitingin ilk toplanma alanına gitmiştim. Türk Tabipleri Birliği (TTB) öbeğinde, sabah erkenden Ankara dışından pek çok ilden gelmiş hekim arkadaşlarla buluşmuş, ayaküstü sohbetler ediyor, şakalaşıyor ve hasret gideriyorduk. Ankaralı hekim arkadaşlar daha yeni yeni alana gelmeye başlamışlardı. Bir yandan da pankartları, flamaları paylaşıyorduk. Açıkçası daha önce hiç alışık olmadığımız şekilde, etrafta polis görülmemesi ve hiçbir güvenlik önleminin olmayışı beni oldukça tedirgin etmişti. Daha ben aklımdan buna benzer düşünceler geçirirken, ardı ardına iki büyük patlamayla yerlere savrulduk. Saat 10.04...

"Alana ambülans girememesi ve gelen ambülansların hasta almaması nedeniyle ilk müdahaleler TTB üyesi hekimler tarafından yapıldı"

Ortalık bir anda cehenneme döndü. Yüzlerce yaralı ve ceset parçaları etrafa
saçıldı. İlk anın panik ve şaşkınlığı geçince, hemen patlamanın yanı başında olan hekim örgütü seferber oldu. İnsanları sakinleştirici anonslar yapıldı. Patlama alanı gönüllülerce güvenlik çemberine alındı. Yüze yakın hekim ve sağlık emekçisi o anda eldeki tüm imkânları kullanarak canla başla çalışmaya başladı. Alana ambülans girememesi ve gelen ambulansların hasta almaması nedeniyle ilk müdahaleler
TTB üyesi hekimler tarafından yapıldı. Hemen tıbbi triaj (acil önceliği sıralaması) uygulandı. İlk müdahaleler yapılmaya başlandı. Örneğin, bazılarına turnike uygulanarak, o an için kan kaybından ölümü durduruldu. Ağır yaralıların solunum yolu açık tutuldu. Kırık tespitleri yapıldı. Resüsitasyon (hayata döndürme, yeniden canlandırma) yapılan en yorucu müdahaleydi... Pankartlar ve flamalar sedyeye dönüştürülüp, Sağlık Bakanlığı ambulansları geciktiğinden ve yetersiz olduğundan, oradaki miting araçlarıyla yaralılar hızla hastanelere yönlendirilmeye çalışıldı.

"... yürüyüş kortejinde SES ve DEV SAĞLIK-İŞ üyesi sağlık emekçileri ve alanda pek çok başka sağlık profesyonelinin olması ölü ve sakat sayısının daha yukarılara tırmanmasını önledi"

Yapılan her şey, kurtarmak ve daha az sakatlanma içindi. Yine hemen bazı TTB aktivisti hekim arkadaşlarımız, ihtiyaçların belirlenmesi ve koordine edilmesi için yakın hastanelere giderek, kan stoklarının ve acil kapasitelerinin durumunu yerinde tespit ettiler ve hemen alandaki cerrah arkadaşları ve kan verebilecek olanları hastanelere yönlendirdiler. Yine Adli Tıp Uzmanı arkadaşlarımız, Keçiören Adli Tıp Kurumu’na giderek buradaki çalışmalara katıldılar.

Patlama yerinin hemen beş on adım ötesinde, TTB (Türk Tabipleri Birliği), ATO (Ankara Tabip Odası) ve diğer illerden gelen tabip odalarına üye hekimlerin bulunması. Yine yürüyüş kortejinde SES (Sağlık Emekçileri Sendikası) ve DEV SAĞLIK- İŞ (Devrimci Sağlık İşçileri Sendikası) üyesi sağlık emekçileri ve alanda pek çok başka sağlık profesyonelinin olması ölü ve sakat sayısının daha yukarılara tırmanmasını önledi.

"Hekimler ve diğer yardıma koşanlar kendi can derdine düşse de, yoğun gaz altında bile inatla yaralılara yardımı sürdürdüler. Polisin gazlı müdahelesi olmasaydı belki birkaç kişi daha yaşama tutunabilirdi"

Bu arada ne oldu biliyor musunuz? 10–15 dakika içinde, ambulanslardan da önce, TOMA’lar ve özel donanımlı polisler orayı sarıverdi. Üzerimize kimyasal gaz sıkmaya başladılar ve ardından havaya ateş açtılar. Ölüler, yaralılar arasında var gücüyle
bir şeyler yapmaya uğraşan insanlarda ikinci bir panik dalgasına sebep oldular. Hekimler ve diğer yardıma koşanlar kendi can derdine düşse de, yoğun gaz altında bile inatla yaralılara yardımı sürdürdüler. Polisin gazlı müdahalesi belki birkaç kişi daha yaşama tutunabilirdi.

Doğal olarak o anda ambulanslara koridor açması ve yaralılara yardım etmesi beklenen polis, alanı gazlamakla meşguldü. İnsan aklının alabileceği bir şey midir bu? Yerlere saçılmış yüzlerce yaralı ve ölünün üzerine, onları kurtarmaya çalışan sağlık emekçilerinin üzerine kimyasal gaz sıkmak hangi vicdanla izah edilebilir? Olacak şey midir bu? İnsan savaşta bile yapmaz bunu! Basit bir polisiye yanlışın ötesinde, o gencecik polis memurlarının bilinçaltının, kendi yurttaşlarının bir kısmına karşı nasıl bir düşmanlık duygusuyla tembihlendiğini ve kodlandığını göstermez mi?

Yetki ve sorumlulukları yasayla belirlenmiş bir kamu görevlisi olan kolluk kuvvetinin her yurttaşa karşı eşit davranması gerekmez mi? “Herkes eşit ama bir kısım yurttaş daha az eşit” mantığını hangi hukuk kitabı yazar?

Yüz civarında insanın hayatını kaybettiği, beş yüzün üzerinde insanın yaralandığı ülke tarihinin bu en büyük terör olayında, örneğin TTB listelerinde bir tek yaralı polis ismi yok.

Bir de yetkililerin şu – “Sıhhiye’de, miting alanında önlem alacaktık, Gar miting alanına dahil değildi ”– teranesi yok mu, akıllara seza! Sanki yürüyüşün başladığı yer sorumluluklarında değil. Ve sanki başkentin kalbi, Anadolu’nun demiryolu kavşağı Ankara Garı, hemen bitişiği o ünlü Gençlik Parkı ve büyük kitlesel buluşmaların mekânı Ankara Arena Spor Salonu ve yine hemen yanı başındaki Ankara 19 Mayıs Stadyumu gibi her gün binlerce insanın gelip geçtiği bu yerlerin hiç güvenlik değeri yok. İnanılır gibi değil!

(Bir ara not: Acaba dünya ülkemizi nasıl görüyor? Günlerdir gezegenimizde dolaşıp duran iletilerde, çocuklar bile ciddiye almıyor artık sizi. Ve anlayamıyorlar. Örneğin, Hollanda’dan Herman Spanjaard yazmış; “İnsanların çok rahatsız edici görüntüleri haricinde rahatsız edici bulduğum şey, polis kuvvetlerinin silahları ve kasklarını indirerek ilk yardımda bulunmak veya en azından ambulansların gelmesi ve en kısa zamanda gitmesi için yeterli yer açmak yerine, kaçması ve ateş etmesi oldu.”Veya bir başka ülkeden, örneğin, Michael Crist ve ailesi; “Bu berbat ve duyarsız trajedi için çok üzgünüz.”Ve buna benzer başka mesajlar...)

Biz yine 10 Ekim 2015 sabahı, saat 10.04 sonrasına dönelim.

Ambulanslar olay yerine gelmeye başlayıp da, olay bölgesi polisçe tecrit edilince ve alandaki son yaralılar da gidince, mitinge katılan hekimlerin bir kısmı hemen hastane acillerine desteğe koştu. Kalanı da TTB’ye yöneldi.

Can çekişmekte, ölmekte olan insanların son soludukları şeyin genzi yakan, dağlayan kimyasal gaz olması nasıl bir duygudur, hiç düşündünüz mü?

Yazının ikinci kısmına geçmeden önce bana dert olan bir noktayı bir kez daha belirtmek isterim. Aklım orda kaldı. Can çekişmekte, ölmekte olan insanların son soludukları şeyin genzi yakan, dağlayan kimyasal gaz olması nasıl bir duygudur, hiç düşündünüz mü? İnsana karşı yaşam nasıl bu kadar haksız olabilir, “insan” insana nasıl bunu yapabilir? Ve her şeye rağmen hayata tutunmayı başarabilenlerin, günlerce yaşamla ölüm arasındaki ızdıraplı çırpınışlarını... Larenks ödemi, alveoler ödem ve hava açlığını...

Bir kez daha düşünün.

Kimyasal gazların solunumu nasıl zora soktuğunu, ölüme sebep olduğunu, ölmekte olan insana ne büyük acılar verdiğini, o büyük ızdırabı lütfen bir kez daha düşünün... Biz düşünmeyi, soru sormayı, araştırmayı sürdüreceğiz... Peşini bırakmayacağız... Ve hep birlikte, ülkemizde ve gezegenimizde, kimyasal gaz kullanımını ve üretimini durduracağız. İnanın başaracağız bunu...

Toplumdaki dayanışma duygusu göz yaşartıcıydı. Mitinge katılanların siyasi görüşüne veya hangi etnik ve inanca sahip olduğuna bakmazsızın toplumun her kesiminden insan, insani duygularla kan vermek için koştu geldi.

TTB’de, katliamı takip eden bir saat içerisinde kriz masası oluşturuldu. Yüzlerce hekim ve sağlık çalışanı seferber oldu. Hemen görev dağılımı yapıldı. Sağlık Emekçileri Sendikası (SES)’le de işbirliği yapılarak tüm sağlık çalışanları göreve çağrıldı. Özellikle gara yakın hastanelerde yüzlerce yaralı vardı ve mümkün olan en seri şekilde tıbbi müdahale gerekiyordu. Rutin günlük nöbet ekiplerinin ötesinde çok fazla sayıda profesyonele ihtiyaç vardı. Ve insanlar bu yardım çağrısına anında yanıt verdiler. Yüzlerce sağlık çalışanı TTB ve hastanelere koştu. Her biri ihtiyaç duyulan yerlere desteğe yönlendirildi. Çok fazla kana ihtiyaç vardı ve özellikle de sıfır negatif kan grubuna. İnsanlar anında hastanelere akın etti. Ve çok uzun kan verme kuyrukları oluştu. Mitinge katılanların siyasi görüşüne veya hangi etnik ve inanca sahip olduğuna bakmazsızın toplumun her kesiminden insan, insani duygularla kan vermek için koştu geldi. Toplumdaki dayanışma duygusu göz yaşartıcıydı.

TTB’deki kriz masasında, hekimler bir yandan ihtiyaç duyulan yerlere yönlendirilirken bir yandan da bilgi akışı, bilgilerin toplanması ve işlenmesi, ortaklaştırılması sağlandı. Yaralıların hangi hastanelerde ve ne durumda oldukları listelendi. Listeler tek tek ve tekrar tekrar doğrulandı. İnsanlar bilgilendirildi. Listeler Ankara Barosu Kriz Masası ile paylaşıldı. Kriz masasında TMMOB, KESK,
DİSK başta olmak üzere mitinge katılan gruplarla iletişim kurularak bilgi alışverişi yapıldı. Yaşananlar, yapılanlar ve ihtiyaçlar sosyal medyadan duyuruldu. İletişim için numaralar paylaşıldı.

Yaşanan süreç hemen raporlaştırılmaya başlandı. Saldırıyı kınayan bir video filmi hazırlandı. Saat 16.30’da TTB’de demokratik kitle örgütü temsilcilerinin de katıldığı ortak bir basın toplantısı yapılarak katliam kınandı, 12-13 Ekim tarihleri için grev kararı alındı. Gece boyunca ölü ve yaralı listelerin oluşturulması ve güncellenmesi çalışmalarına devam edildi. Bu bize bir yandan da, emek temelinde örgütlü dayanışmanın önemini ve birbirini tamamlayan bir avuç aktivistin neler yapabileceğini gösterdi. Türk Tabipleri Birliği (TTB) bu ülkenin yüz akı, mensubu olmaktan onur duyuyorum. “Emek, barış ve demokrasi mitingi” başlığı altında ve toplumsal barış için “Savaşa inat barış hemen şimdi” sloganıyla toplanan, on binlerce naif ve güzel insan ne yazık ki kana bulandı. Son söz olarak: Bizlere 10 Ekim 2015 cehennemini yaşatanları asla bağışlamayacağız, elimiz yakalarında olacak.

Zeyl;

cehennemim cehennemin olur ey bana cehennem reva gören!

TTB Merkez Konseyi Başkanı ve Genel Sekreteri, olayın yaşandığı ilk dakikalardan itibaren Sağlık Bakanlığı ve 112 ekipleriyle iletişim kurmaya çalıştılar. Bakanlık yetkililerinin TTB’nin telefonlarına yanıt vermemeleri üzerine TTB’nin internet sitesinden Sağlık Bakanı’na, Müsteşarına,

Acil Hizmet Müdürüne, “Acil Çağrı” başlığıyla, adeta uzay boşluğuna gönderilmiş S.O.S. çığlığı olan şu mesaj gönderilmek zorunda kalındı: “Gar’ın önü ağır yaralılarla dolu. Ambulanslar çok geç geldi. Yaralıların çoğu Numune Hastanesi’ne götürüldü. Hastane doldu. Planlama yapıp bölüştürmek lazım. Kan lazım. Doktor ve hemşire, sağlık personeli lazım. Acil. İnsanlık adına TTB aradığında telefonlarınızı açın.”

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış