Orhan Gencebay’ın ‘Bir Teselli Ver’ adlı şarkısı, 1971 askeri darbesinin Türkiye’nin üzerine kabus gibi çöktüğü günlerde piyasaya çıkmıştı.
Ancak sol düşünceli insanların o dönem herhangi bir teselliden medet umdukları yoktu: Onlar öfkeliydiler, diriydiler, umutluydular. O karanlık günlerde de umutlarını korudular, mücadeleyi sürdürdüler.
1973’lere gelindiğinde Konur Sokak’ta ve Yüksel Caddesi’nde tek tük rastlanan afişler baharın ilk çiçekleri gibiydiler. Ülkenin üzerindeki karanlığın kalkacağının habercileriydiler.
14 Ekim 1973 seçimleri ve ardından 1974 affı bu süreci hızlandıracaktı.
Okullarından mezun olan gençler meslek örgütlerinde bir araya geliyor, sendikalar toparlanıyor, kadın örgütlerinin kuruluş çalışmaları yapılıyor, gençlik eylemleri artıyordu.
Mühendis ve Mimar Odaları’nda siyasetten öcü gibi korkan ‘meslekçi’lerin yerini siyasette de aktif olmayı savunan genç ve diri sol kadrolar alıyordu.
Bu canlanma egemen blok için bir karabasan gibiydi.
Konur Sokak da bu sürecin en yoğun yaşandığı yerlerden birisiydi.
O zaman Konur Sokağın binaları şimdiki gibi değildi. İki ya da üç katlı villa tipi eski yapılarla yeniler içiçeydi. Mimarlar Odası 1970 yılının başlarında kendi mülkü olan şimdiki binasına taşınmıştı. Mülkiyeliler Birliği ile Mimarlar Odası’nın karşılıklı konumlanmış binaları Konur Sokağa girenlere özgür ruhlu bir sokak vaad ediyor gibiydi.
Mülkiyeliler Birliği bugün olduğu gibi sol düşünceli insanları kucaklayan bir buluşma mekanıydı.
O günden bu güne toplumun en duyarlı sinir uçlarından birisi olan Mimarlar Odası ise yeni binasında diğer örgütlere de kucak açmıştı. Kimya Mühendisleri Odası ile Metalurji Mühendisleri Odası bu binanın konuklarıydı. Mimarlar Odası ayrıca hem o zamanlar yeni yeni güçlenen mühendis ve mimar odaları birliği TMMOB’ye hem de 1972 yılında kurulmuş olan TÜTED’ e de (Tüm Teknik Elemanlar Derneği) bir süre için ev sahipliği yapıyordu.
Bu iki örgüt hızla güç kazandı. Yöneticileri, aralarında sol içi siyasi görüş farklılığı ve rekabet olmasına karşın dayanışmayı ve güçbirliğini de geliştirmenin bir yolunu buldular. 1976 yılında TMMOB ve TÜTED’in öncülüğünde yapılan 3. Teknik Eleman Kurultayı yüzeli bin teknik elemanı temsil edecekti. TMMOB ile TÜTED, bazı başka demokratik kitle örgütleriyle birlikte ülke çapında önemli güç ve eylem birliklerine de imza atacaktı.
O dönem Konur Sokak çeşitli basın kuruluşlarına da ev sahipliği yaptı. Bu kuruluşlardan birisi de bir dönem yazı işleri müdürlüğünü yaptığım YÜRÜYÜŞ Dergisi’ydi. YÜRÜYÜŞ Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) dolaylı yayın organıydı. Derginin genel yayın yönetmenleri, sırayla TİP Ankara İl Başkanlığı yapmış olan Osman Sakalsız ve Zeki Kılıç’tı. Derginin başyazarlığını bir dönem Yalçın Küçük yaptı. Aslında derginin yaşamını da Yalçın Küçük öncesi ve sonrası diye ikiye ayırmak doğru olur. Yazı işleri müdürlüklerini ilk dönem Taner Tuncel ve Metin Çulhaoğlu yaparken, ikinci dönem bu görevi ben ve İlhan Nevşehirli yürüttük.
Derginin mutfağında öncelikle Mehmet Aközer ve Metin Çulhaoğlu’nun yoğun emekleri vardır. Mutfakta ayrıca, gazeteci Varlık Özmenek, bir dönem derginin Avrupa Temsilcisi de olan Raşit Kaya, Umur Coşkun, Mesut Odman, Ercan Eyüboğlu, Erhan Tezgör, Candan Baysan, Orhan Kurmuş, Ömür Sezgin, Bülent Artamlı ve Uğur Okman görev yaptılar .
YÜRÜYÜŞ Dergisi 1980 yılında sıkıyönetim tarafından kapatılıncaya kadar yaşamını sürdürdü (bu isimler 80 darbesi sonrası, 12 Eylül faşizmine ilk karşı çıkan Bilim ve Sanat Dergisinde de buluşacaklardır).
Dergi hemen karşısındaki iki katlı bir binada bulunan Daily News matbaasında basılıyordu. Matbaanın sahibi gazeteci-yazar İlnur Çevik’in babası İlhan Çevik’ti. İlhan Bey sol düşünceye karşıydı, ticari ilişkilerini ön planda tutardı. Bir keresinde, TİP Genel Başkanı Behice Boran’a düzeysiz bir laf ettiği için matbaayla ilişkileri kesme noktasına gelmiştik. İlhan Bey içtenlikle özürler dileyerek durumu düzeltti. YÜRÜYÜŞ Dergisi’nin yanısıra, DEVRİMCİ YOL, HALKIN KURTULUŞU, HALKIN YOLU gibi o dönemin oldukça yüksek tirajlı bazı sol dergilerinin basımı da bu matbaada yapılıyordu.
O zamanlar en büyük sorunumuz kağıt bulmaktı. Kağıt tahsisle satıldığı için bizler ancak karaborsadan kağıt bulabiliyorduk; bu da bazen imkansız denecek kadar zor, aynı zamanda da oldukça masraflıydı. Kağıt bulamadığımız için YÜRÜYÜŞ’ün sayfa sayısını azalttığımız zamanlar oldu.
Bu sokaktaki diğer iki önemli basın kuruluşunu Can Dündar ‘Benim Gençliğim’ adlı kitabında şöyle anlatıyor: ‘O günlerin Konur’unda karşı karşıya iki bina var. Biri 27 numara, diğeri 24...
İki binada iki büro: 27/7, Yankı Dergisi, 24/4, Cumhuriyet gazetesi...’
Can Dündar’ın kitabının yardımıyla, Yankı Dergisi’nin yayın kadrosundaki bazı yazarları yerimizin izin verdiğince anımsayalım: Derginin Genel Yayın Yönetmeni ve kurucusu Mehmet Ali Kışlalı. Yazı işleri müdürü, bugün Hürriyet Gazetesi’nin köşe yazarı olan Mehmet Yılmaz. Yazarları arasında Hıncal Uluç, Ahmet Taner Kışlalı, Ertuğrul Özkök, Yalçın Küçük, Emre Kongar, Kurthan Fişek, Şefik Kahramankaptan gibi isimler vardı.
Cumhuriyet Gazetesi 12 Mart döneminde önemli bir rol oynamış, bazı yazarları da ciddi sıkıntılar çekmişti. Uğur Mumcu bir süre Mamak Cezaevi’ne konulmuştu. Gazetenin Ankara temsilcisi Hasan Cemal’di. Ankara’daki yazarlar arasında yer alan rahmetli Mustafa Ekmekçi bugün de özlem duyduğumuz isimlerden birisidir. Ayrıca Yalçın Doğan, Erbil Tuşalp, Faruk Bildirici, Yılmaz Gümüşbaş ve Füsun Özbilgen’in adları sayılabilir.
Bugün Turhan Kitabevi’nin olduğu binada ise başka bir sol bir yayın, Vatan Gazetesi’nin Ankara Bürosu vardı. Gazetenin Ankara Temsilcisi İlhami Soysal, Ankara Büro Şefi Varlık Özmenek’ti. Varlık Özmenek, ayrıca bir dönem gene Konur Sokak’ta bulunan İsta Ajansı’nda da Ankara temsilcisi olarak görev yapmıştı.
12 Eylül 1980 askeri darbesi, bu sokağa da tankıyla, tüfeğiyle, süngüsüyle daldı. Sözünü ettiğim binalarda yaşayanlar arasından da pek çok kişi yargılandı, Mamak Cezaevi’nde çile çekti.
Ama yaşam ve direniş her zaman bir yol bulur. Konur Sokağın nasıl bir yol bulduğunu anlamak için, bugün bile bu sokağa şöyle bir göz gezdirin.
Nice Konur Sokaklara!
Yorumlar (0)