Solfasol: Sizinle görüşmek için program yapmaya çalışırken ne kadar yoğun olduğunuzu görmüş olduk.
Bu yoğunlukta plan ve projelerinizi hayata geçirmeye, üretmeye, başladığınız işleri sonuçlandırmaya nazıl zaman buluyorsunuz?
Aylin Nazlıaka : Siyaset o kadar hızlı akan bir alan ki pedal çevirmeyi durdurduğunuzda düşüyorsunuz. Dolayısıyla pedal çevirirken bir yandan da zihinde bir takım tasarımlar yapmak ve o tasarımlarla da pedal çeviriş biçiminizi, sapacağınız yolları belirlemeniz gerekiyor. Günün her saatini değerlendirmeye çalışıyorum. Mesela yiyecek yemek bulduğumda aç mıyım tok muyum diye bakmadan yiyor, uyuyacak zaman bulduğumda da uyuyorum. Tabi bu aralar ön seçim çalışmaları çok büyük bir enerji verdi, hem bana hem partiye.
S.: CHP’nin bu aralar en çok övgü aldığı şey herhalde ön seçim yapmış olması... Siz de kontanjan peşinde koşmak yerine ön seçimegirmeyitercihedenvekillerdenbirisioldunuz, kutlarız. Ortaya çıkan bu enerjiyi nasıl değerlendiriyorsunuz? CHP’deki bu dinamizmin sebebi nedir?
A.N.: Ön seçim gerçekten çok tempolu geçen bir süreçti. Ankara’da sayısını bilemediğim kadar çok köy derneği olduğunu daha belirgin bir şekilde öğrenmiş oldum. Bu bir aylık süreç içerisinde 300’ün üzerinde köy derneğiyle birebir toplantı yaptım. Demokratik Kitle Örgütleriyle olan ilişkilerimi daha da kuvvetlendirdim. Yine ön seçim sayesinde partideki birçok üyemizi yakından tanıdım, onların partiyle ilgili beklentilerini daha iyi anlamamı sağladı bu süreç. Dile getirilen talepleri ve eleştirileri rapor haline getirip Genel Merkeze sundum. Tabandan aldığım güçle adaylaştırılmak çok başka bir duygu.
Partiye etkisine gelince; parti olarak biz çok avantajlı olarak başladık, seçim çalışmalarına. Diğer partiler yeni yeni sivil toplum örgütlerini ziyarete başlarken biz zaten sahadaydık. Bu süreçte AKP seçmeninde ciddi bir kırılma olduğunu gördük. Kırsalda önceleri AKP’ye oy vermiş olan vatandaşlarımız, “artık AKP’ye oy vermeyeceğim” demeye başladılar. Henüz bir kısmına “CHP’ye oy vereceğim” cümlesini kurduramıyoruz ama siz baskıya girene kadar(seçim bildirgesi açıklanınca) o da olacaktır diye umut ediyorum! Seçim bildirgemizde gerçekten de halka dokunan projelerimiz var. Halkın temel sorunlarına yani ekonomiye, işsizliğe, gelir dağılımındaki adaletsizliğe dokunan projeler...
S.: Peki AKP’den vazgeçenlerin gerekçeleri neler?
A.N.: İki tarz seçmen var: Birinci grup ideolojik seçmen; belli değerler üzerinden hep aynı partiye oy vermeye devam ediyor. İkinci grup ise ekonomiye bakan seçmenler: bu kişiler cebine, yaşam biçimine, hayat standartlarına bakarak karar veriyor. Hayat standartlarında düzelme olan seçmen için bile artık AKP’nin bir karşılığı kalmamış görünüyor. Halkta gerçekten 17- 25 Aralık operasyonlarıyla ortaya çıkan yolsuzluk süreci konusunda farkındalık yeni yeni oluşuyor. Bir esnaf ziyaretinde; “Ben hırsız mıyım ki onlara oy vereyim?” dedi bir amcam. Kaçak sarayı ve altın varaklı kadehleri anlatamadılar, tepki çok. Saray sonlarını getiriyor...
S.: Bu alanda CHP’nin rakibi MHP midir? Önceki seçimlere baktığımızda Ankara için kırsalda, daha çok MHP seçmeniyle AKP arasında geçiş olduğunu görüyoruz. Ne dersiniz?
A.N.: A ya da B partisi üzerinde konuşmak yerine biz ne yapmak istiyoruz; onun üzerinden yol almak gerekir. Ankara’da kesinlikle birinci parti çıkma kararlılığındayız.
Her ilçe için ayrı projeler hazırladık. Mesela Polatlı da gitmediğimiz köy kalmadı ve her birinin sorunları çok
iyi biliyoruz. İktidara geldiğimizde biz bu sorunları çözeceğiz. Polatlı örneğinden gidecek olursak, şu an tarıma elverişli arazilerin sadece %14’ü sulanıyor ve ekonomisi tarıma dayalı bu ilçede halk geçim zorluğu çekiyor. Sulama sorununu çözecek olan Gökpınar barajı projesi vaatlere rağmen tamamlanmadı. CHP iktidarında Polatlı’daki Gökpınar Barajı iki yıl içerisinde su tutmaya
“Tabandan aldığım güçle adaylaştırılmak çok başka bir duygu.”
başlanacak. Polatlı’da organik tarım enstitüsü kuracağız. Orayı yeniden üretim üssüne dönüştüreceğiz. Örneğin Türkiye’de 600 bin ton şeker pancarı üretiliyor, bunun 280 bin tonunu Polatlı üretiyor. Kuru soğanın dörtte birini yine Polatlı sağlıyor. 25 bin kişi tarımdan gelir elde ediyor ve baktığınızda un var, yağ var, şeker var ama bir türlü helva yok. Çünkü araziler sulanmıyor. Elektrik, mazot, zirai ilaç, gübre pahalı...Her ilçe için buna benzer projelerimiz var.
“Bazı partiler var ki AKP ile mücadele etmek daha zor olduğu için CHP tabanından oy koparmaya çalışıyorlar. Asıl bunu AKP’ye hizmet etmek olarak görüyorum.”
S.: Biz Ankaralıların en çok şikayetçi olduğu işlerden bir tanesi şehrin milletvekilleri kendilerini Ankara’nın değil Türkiye’nin milletvekili olarak görürler ve Ankara ile pek ilgilenmezler. Sizin dört yıllık vekillik sürecinizde fark olarak gördüğümüz özelliğiniz Ankara’yla ilgilenen bir vekil olmanızdı. Ankara’nın eylemlerinde, sorunlarında bulunmanız gereken yerlerde sizi görebildik. Şimdi bize Polatlı’dan bahsediyorsunuz. Aslında Ankara’da pek de olmayan şeyler bunlar. Bu durum sizin siyaset anlayışınızda nereye oturuyor? Bundan sonraki adımlar neler? Yani sizce seçimin gündemi Ankara için mi Türkiye için mi yürütülecek? Bu ikisinin ayrımını nasıl yapıyorsunuz?
A.N.: Aslında ikisini birbirinden çok ayırmıyorum. Ama Ankara milletvekili olduğum için Ankara’nın sorunlarını tek tek ele almanın sorumluluğunu da üzerimde hissediyorum. Ben gerçekten bir Ankara sevdalısıyım, bu şehre karşı büyük bir tutkum var. Burada doğup, büyüdüm, okudum, evlendim, burada anne olup, işimi kurdum, siyasete burada girdim, buranın vekili olmanın gururunu yaşadım. Onun için benim Ankara’ya bir
vefa duygum var, bu şehirle aramdaki aidiyet bağları
çok kuvvetli. Hatta birlikte eğitim gördüğüm ve şu an başka şehirlere yerleşmiş olan arkadaşlarıma da “Ankara inşallah sizin tekrar geri dönmek isteyeceğiniz bir şehre dönüşecek” diyorum çünkü Melih Gökçek olduğu sürece Ankara’dan kaçan nüfus her geçen gün artıyor.
S.: Bu söylediğiniz şey gerçekten vekillik anlamında farklı bir yere oturuyor, peki bu sizin önümüzdeki dönem başka planlarınızla da ilgili mi? Yani sizin adınız yerel seçimlerde belediye başkan adayı olarak geçti, konuşuldu. Bir dahaki seçimlerde biz bunu tekrar konuşacak mıyız?
A.N.: 2011’de milletvekilli seçilmemin ardından, hakikaten bu işin hakkını vermeye çabaladım. Ve her yerde olmaya çalıştım. Gezi Direnişinde, gözaltı odalarında, emniyette, hastanelerde... Vekilliğin ne büyük bir sorumluluk olduğunu her an hissettim. Her akşam yatağa yattığımda “bugün bu görevin hakkını verecek ne yaptım” diye soruyorum kendime. Önemli olan insanların içinde bulunduğu süreçlerde görevlerini ve sorumluluklarını
tam olarak yerine getirmesi... Halkı değil kendini bir yere taşımak için yapılan siyaset zaten başarılı olamaz. Çünkü o zaman içinde samimiyeti barındırmıyor.
Çok net bir siyasi hedefim var. Bu ülkeyi AKP’nin gerici ve faşizan zihniyetinden kurtarmak. Bunun için de Ankara ve Türkiye‘de bu zihniyetle mücadele etme konusunda çok net bir duruşum var. Her geçen gün insan hakları ihlallerinin yaşandığı, emeğin en yüce değer olduğunun unutulduğu, kadına yönelik şiddetin arttığı, sokağa
çıkan çocuk ve gençlerimizin öldürüldüğü, eğitim gören gençlerin geleceğe umutla bakamadığı bir ülke olmaktan Türkiye’yi kurtarmak istiyorum.
S.: Her seçim öncesinde olduğu gibi solda ittifak mevzusu bu seçim öncesinde de konuşuldu. AKP’nin geriletilmesi ve bu faşizan düzenin ortadan kaldırılmasına ilişkin Türkiye’de belli işbirliklerinin kurulmasının şart olduğu, buna ortam hazırlanması gerektiği beklentisi var. Aynı hedefe yürüyen, iktidar partisini geriletmek ve özellikle belli bir yönden geriletmeyi hedef koyan partiler var. HDP ile partiniz arasında görüşmeler oldu ve bunlar olumsuz sonuçlandı. CHP, HDP dışındaki başka işbirliklerine de kapısını kapattı. Sizce AKP’nin işine yarayabilir mi bu durum?
A.N.: Biz aslında kimseye kapılarımızı kapatmadık. Gelin, ana muhalefet partisi, yani iktidar olmaya en yakın
olan parti olan CHP şemsiyesi altında birleşelim dedik. DSP örneğinde olduğu gibi, partiyi kapatıp CHP içinde bütünleşebilirlerdi. Ancak bizim çatımız altında olmak isteyen partiler haricinde kimseyle şu an ittifak yapmayız, çünkü iddialıyız ve zaten o iddianın da bizi iktidara taşıyacağını düşünüyoruz. Bazı partiler var ki bunlar AKP ile mücadele etmek daha zor olduğu için CHP tabanından oy koparmaya çalışıyorlar. Asıl bunu AKP’ye hizmet etmek olarak görüyorum. Umut ediyorum ki seçmen de bunun farkına varacak.
S.: Seçim bölgenizde karşınızdaki adaylardan bir tanesi, belki de benzer misyonu bir dönem üstlendiğiniz, Gezi döneminde İstanbul’da öne çıkan Sırrı Süreyya Önder. Ankara’da da sizi alanlarda gördük. Şimdi aynı seçim bölgesinde yarışıyorsunuz. Bu açılardan bakınca % 10 seçim barajı ve HDP’nin meclise girip girmemesiyle ilgili ne düşünüyorsunuz?
A.N.: Bizim baraj ile ilgili yaklaşımımız çok net. Biliyorsunuz bu güne kadar 13 kanun teklifi verdik, baraj sıfırlansın dedik kabul etmediler, % 3 olsun dedik kabul etmediler, %5 olsun, %7 olsun dedik ve yine kabul etmediler. Demokrasiye inanan bir parti olarak
“Sırrı (Süreyya Önder) neden Ankara’dan aday oldu anlamadım (gülüyor). O Ankara’yı bilmez. Ama isterse gelsin çıkalım bir televizyon kanalına, kendisine köy köy anlatayım Ankara’nın sorunlarını.”
HDP’nin meclis dışında kalmasını istememiz gibi bir
şey söz konusu olamaz. Tabi ki Mecliste temsil edilmesi gerektiğine inanıyoruz. Ama burada HDP’nin de aynı şekilde CHP’nin tabanına gözünü dikmemesini umut ederiz. Çünkü dediğim gibi asıl rakip bahsettiğim zihniyettir. O zihniyeti bu ülkeden bir an evvel göndermek muhalefetteki her siyasetçinin ana misyonu olmalıdır.
Sırrı’ya gelince. Neden Ankara’dan aday oldu anlamadım. (gülüyor) O Ankara’yı bilmez. Ama isterse gelsin çıkalım bir televizyon kanalına, kendisine köy köy anlatayım Ankara’nın sorunlarını.
S.: HDP Meclise girdiği taktirde bu Meclisteki sol ittifaklara, birlikte çalışmalara ortam sağlayabilir mi, ne dersiniz?
A.N.: Açık söylemek gerekirse biz CHP olarak iki şeyi yapmamak konusunda çok özenli davranıyoruz. Biri
din, diğeri de etnik köken temelli siyaset yapmak.
Temel uzlaştığımız değerlerde yani güçler ayrılığı, yargı bağımsızlığı, medya bağımsızlığı, insan hakları ihlallerinin olmadığı seküler bir Türkiye’yi kucaklamak gibi değerlerde uzlaşabildiğimiz sürece ve bahsettiğim gibi bu kimlik siyaseti yapılmadıkça Meclis’te zaten olumlu bir ortam olacaktır.
S.: Yine kent gündemine döneceğim. Gökçek’in size özellikle saldırdığını ve bunu bir siyaset metodu olarak kullandığını görüyoruz. Bunu neye bağlıyorsunuz? Bununla nasıl baş ediyorsunuz?
A.N.: Ankara siyasetini Ankaralıların temel haklarını savunmak amacıyla yapıyorum. Dolayısıyla kişiler üzerinden yürüttüğüm bir siyaset anlayışım yok. Ancak bahsettiğiniz malum zihniyet, soruna odaklanmak yerine sorunu dile getiren kişiye odaklanarak hep yeni bir gündem oluşturmak derdinde. Hal böyle olunca
da kendisiyle siyaset konuşulmuyor. Ama onun bu üslupta olması ve bu sorunları dile getirdiğim için her seferinde bana saldırıyor olması beni Ankaralıların hakkını savunmaktan vazgeçirmiyor.. Gökçek’i kulaklarından yakaladım ama koparmak Arınç’a nasip oldu maalesef...
“Gökçek devri artık yavaş yavaş kapanıyor. Yaptığı kötülükler kendi ayağına dolanıyor... Ankara’yı adeta derebeyi gibi yöneten anlayışının, halktaki olumsuz karşılığı daha da yaygınlaşacak ve bir sonraki seçimde Gökçek siyasetten silinecek.”
Ben şunu savunuyorum; bugün Ankara’nın birçok sorunu var. Ankara denizi olmadığı halde alt geçitlerinde yağmur yağdığında balık adamların görüldüğü bir şehir halini aldı. Otobanların şehrin merkezinden geçtiği, ulaşımın pahalı, erişilebilirliğinin olmadığı ve ancak sınırlı saatlerde olduğu bir şehre dönüştü Ankara. Sadece geçen sene, hava kirliliği sınırı 297 kez aşıldı. Havası kirli, suyu kirli
ve giderek tarihsel hafızası yok edilen bir kent oldu..
Bana sorsanız Ankara’nın tek bir temel sorunu vardır:
o da Gökçek’tir. Ama Gökçek devri artık yavaş yavaş kapanıyor Bu genel seçimlerde Ankara adaylarının belirlenmesi sürecinde de ne kadar itildiği ortada. Oğlunu adaylaştırmak için çok uğraştı; olmadı. Kendisine yakın olan isimlerin de sıralamada çok altlarda yer aldığını görüyoruz.. Yaptığı kötülükler kendi ayağına dolanıyor.
S.: Mecliste, kadın, evli ve iki çocuk annesi olarak siyaset yapmakla ilgili nasıl bir zorluk çekiyorsunuz? Önümüzdeki dönemde daha fazla kadın meclise girecek gibi görünüyor. Önümüzdeki dönem, Mecliste kadın siyaseti nasıl olacak?
A.N.: Bir kadın olarak Mecliste “kadın kadının kurdudur” lafını “kadın kadının dostudur”a dönüştürmek için ciddi bir çaba harcıyorum. Kadın mevzularında bunun partiler üstü bir yaklaşımla ortaklaşa çözülmesi için zaman zaman bazı kanun tekliflerini diğer partilerin kadın temsilcileriyle ve grup başkan vekilleriyle paylaşıp onların da bizim önergelerimize destek vermesini istediğimiz zamanlar oldu ve bu desteği de bir parti(AKP) hariç, alabildik.
Bana gelince, 2 tane çocuğum var biri 7 diğeri yakında 15 yaşına girecek. Parlamentoda çalışma saatlerinin çok uzun olması benim açımdan çok kolay olmuyor. Mesela akşam bir saatlik ara verildiğinde erkek vekiller yemek yiyip biraz sohbet edip rahatlarken ben o sırada eve gidip büyük oğlumun ödevleri ve küçük oğlumun yatma saatiyle ilgileniyorum. Eşimle bir iki dakika görüşebilirsek görüşüp tekrar Meclis’e dönüyorum.
Siyaset, kadınlar açısından hem çalışma saatlerinin uzunluğu ve gecelere de taşıyor olması nedeniyle hem de çok erkek egemen bir yapı içinde var olmaya çalışmak nedeniyle zorlayıcı. Ben kadın gibi kadın olarak siyaset yapmak istiyorum, yapıyorum. Kimi kadın arkadaşlarımız da o dünyanın içerisinde var olabilmek için erkek gibi davranma zorunluluğunu hissediyorlar. Merhametli, vicdanlı ve barışçıl halimizle insan haklarını savunmaya devam etmeliyiz diye düşünüyorum.
“Gökçek’i kulaklarından yakaladım ama koparmak Arınç’a nasip oldu, maalesef...”
Bir dönem beni su kaçakçısı diye tanıtmaya çalışmıştı biliyorsunuz. Şimdi açtığı davalardan bir tanesi ile ilgili takipsizlik kararı çıktı. Yani süreç içerisinde Gökçek’in bu hukuksuzluklarının, Ankara’yı adeta derebeyi gibi yöneten anlayışının halktaki olumsuz karşılığı daha da yaygınlaşacak ve bir sonraki seçimde Gökçek siyasetten silinecek.
Gerçeklerin er ya da geç ortaya çıkmak gibi bir kötü huyu vardır. Bugün bir takım şeylerin üzerini örtse de, hükümet sözcüsü 7 Haziran’a kadar susma kararı almış olsa da, eninde sonunda gerçekler ortaya çıkacaktır. Bence şuanda Gökçek’i parsel parsel korku sarmıştır.
“Türkiye emeklilere ikramiye vermek için fakir ama kaçak saraylara, örtülü ödeneklere gelince zengin bir ülke. Biz bunu değiştirmek istiyoruz.”
S.: Son olarak şunu soralım. CHP’nin vaatlerinden emeklilere verilecek iki bayram ikramiyesi çok ses getirdi... Karşılığında AKP emeklilere seyyanen 100 TL zam verdi....
A.N.: Kamuoyu pek bilmez ama aslında her ikisi de
benim kanun teklifimdi. Birini Şubat 2013’te vermiştim. Bu tür durumlarda sorumlu Bakanla gidip görüşmemiz gerekebiliyor. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’le görüştüm. Böyle bir ödenek için ülkenin geliri olmadığını söyledi. Türkiye emeklilere ikramiye vermeye gelince fakir ama kaçak saraylara, örtülü ödeneklere gelince zengin bir ülke. Biz bunu değiştirmek istiyoruz.
S.: Son olarak ne söylemek istersiniz?
A.N.: Türkiye’nin yeniden eşit, adil, özgür bir ülke olabilmesini istiyoruz ve bunu yapmakta kararlıyız. Bunun için de yeterli donanımda kadrolarımız ve uygun projelerimiz var. İktidara gelip bu projeleri hayata geçirmek istiyoruz. Kendimize güveniyoruz, sizler de bize güvenin!
Yorumlar (0)