Ankara'da Önder ve Hacılar Mahallesine "Küçük Halep" diyorlar. Suriyeli mültecilerin yerleştiği mekanlar,
daha ziyade bu civarda. Sitelerin hemen üstündeki bu gecekondu mahallesinin önemli bir bölümü kentsel dönüşüme uğramış. Eski sakinleri, eski evleri terk edip, başka yerlere taşınmışlar. Yıkılması planlanan bu izbe evlerin bir çoğu, hala zor durumdaki Suriyeli mültecilere kiralanıyor. Yıkılmaya yüz tutmuş, oturulamaz evlerde konaklayan Suriyeliler de var. Daha önce Solfasol'da konu olmuştu; belediye bu mekanlara yerleşen Suriyelilere elektrik-su-temizlik hizmeti verilmesine engel oluyor. Sadece Arapça konuşulan kahvehaneler, çayhaneler, yeme içme ve alışveriş mekanları var. Çalışanların çoğu Suriyeli. Bir çoğu Türkçe bilmiyor.
İstanbul'da yaşam kurmaya çalışan Suriyelilerin mekanları ise Fatih civarında. "Yeni Şam" diyorlarmış Fatih'in bu kesimlerine. Suriyeli göçmenler, artık kalıcılar. Sadece gündelik alışveriş ya da yeme-içme mekanlarıyla değil. Kitabevi ve Kültür mekanları da açıyorlar ve kendi kültürel etkinlikleriyle İstanbul'un zenginleşmesine katkı yapıyorlar. Ankara'da da kültürel bir mekan açma derdinde olan Suriyeli arkadaşlar var.
Son 3 ayda binden fazla ölüm
var!..
İzmir'de ise durum biraz farklı, yine çok göçmen var İzmir'de, ama sürekli kalma niyetiyle gelmiyor gelenler. Daha ziyade Basmane ve Eşrefpaşa civarında, konaklıyor göçmenler. Basmane, İzmir Fuar'ının debdebeli günlerinde, şehir dışından gelen yerel turistlerin konakladığı otellerin çok olduğu bir muhitti. Şimdi fuar yok, o oteller de çok eskidi. Eskimiş otellerde, Suriyeli göçmenler, kalıyor. Çevredeki bütün dükkânlarda Arapça yazılar ve sokaklarda Arapça konuşanlar, Türkçe konuşanlardan misliyle fazla. Sokaklardaki tezgahlarda kullanılmış eşyalar var. Bitmeye yakın bir göz kalemi, sırları dökülmüş
el aynası. En çok da eski cep telefonları, dağılmaya
yüz tutmuş ayakkabılar, eskimiş ayakkabı bağcıkları bile var. 5 kuruşa bile alacak bir şey buluyorsunuz, yer tezgahlarında. İzmir, bir geçiş noktası, Suriyeli göçmenler için, “yaz aylarında sayıları yüzbinin üstündeydi” diyenler var. Kalabalık gruplar olarak geliyorlar, özellikle yaz aylarında. Kendilerini Yunan Adalarına götürecek insan kaçakçılarını arayıp buluyorlar. Göçmenler onları bulamasa bile, o insan tacirleri zaten mutlaka gelip buluyor göçmenleri! Hazırlıklarını yapacak kadar bu otellerde kalıyorlar. Oda yerine, yatak satılıyor otellerde. Bir odada 4-5, bazen 10 yatak... Göçmenler için para peşin. Para ödemek istemeyenler sokaklarda, parklarda ya da az ilerdeki Çorakkapı Camisinin bahçesinde konaklıyor. Otellerin az ilerisinde, şişme botlar, can kurtarmayan can yelekleri satılıyor. Polis sıklıkla bu grupları dağıtıyor. Toplayıp göçmen kamplarına gitmeleri için zorluyor.
"Kendilerini Yunan Adalarına götürecek insan kaçakçılarını arayıp buluyorlar. Göçmenler onları bulamasa bile, o insan tacirleri zaten mutlaka gelip buluyor göçmenleri!"
İzmir'de daimi kalan Suriyeli göçmenler de var
ama sayıları Ankara ve İstanbul'dakilerden daha
az. Türklerin yanında, çoğu inşaatlarda, temizlik şirketlerinde gündelik işlerde çok ucuza ve güvencesiz çalıştırılıyorlar. Biraz daha şanslı olanlar kendi işlerini kuruyorlar. Oteller sokağının çevresindeki esnafın önemli bir kısmı Arap asıllı. Denizle göçen göçmenlere mal ve hizmet satıyorlar.
"O başka"
Onlardan biriyle tanıştım geçenlerde. İsminin geçmesini istemedi. Bir çayhane işletiyor, Oteller sokağının içinde. Yerin altında daracık bir dükkan, tüplü bir ocakta kaynayan çaydanlıklar var. Bir de ekmek arası beyaz peynir, biber salçası ve kekikle yaptıkları ocak üstü tostlar satılıyor bu çayhanede. Şam'dan gelmiş. 23 yaşında. Önce Ankara'da uzun süre kalmış. Ailesinden bir kısmı hala Ankara'daymış. Türkçe biliyor. Ailesi, gitmesine kızmış ama o da Avrupa'ya gitmek istemiş. Çünkü diyor: "Türkler sevmiyor, istemiyor bizi". Ankara'dan İzmir'e Adalardan Yunanistan'a, geçmek için Suriyeli kız arkadaşı ile birlikte gelmiş. Önce şanssızlıklar olmuş. Arkadaşını, polisler yakalamış. Urfa'ya göndermişler. Ne yapacağını bilmez bilmez dolaşırken yüzüne şans gülmüş. Cebinde otel parası kalmayınca karşıdaki otopark duvarının dibini kendine yatak yapmış. Uyumaya çalıştığı bir gece, sokakta kavga çıkmış. Otoparkın gece bekçisi, bıçaklanmış. Onu, köşedeki hastaneye o taşımış. Bekçi de işini kaybetmemek için yerini
ona bırakmış, hastanede olduğu sürece. Sonra bekçi hastaneden çıkmış, iyi arkadaş olmuşlar. "Hani Türkler sevmiyordu sizi" diye takılıyorum. "O başka"diyor, "benim şansım iyileşti". Ama çevredeki Türk esnafın pek iyi gözle bakmadığı o kadar aşikar ki!
"Benim şansım iyileşti"
Karşıdaki izbe dükkanı çayhane yapma fikri yeni arkadaşından gelmiş. "O olmasa (Türk olduğu için), zaten mümkün değilmiş". Yerin altındaki 10-15 metrekarelik o dükkanı tutmuşlar, temizlemişler. Tüp getirmişler, meyve sandıklarından küçük masalar yapmışlar, hasır kürsüler (oturaklar) bulmuşlar bir kaç tane. Küçük masaları sokağa yayıyorlar. Çay içmeye parası olan Suriyelilere, Afrikalılara çayla birlikte ekmek arası peynir-zahter tostu satıyorlar. Çay 35 kuruş. Ama çayla birlikte tek bir kaşık şeker veriyorlar. 2. kaşık şekeri isteyenden 5 kuruş fark alıyorlar. Suriyeliler çayı şekerli seviyormuş. Şimdi kız arkadaşı da gelmiş yanına, sık sık "benim şansım iyileşti" diyor.
Sokakta her gece sevinçlerle birlikte bir sürü dram da yaşanıyor. Birilerinin Adalara ulaştığı haberleri geldikçe sevinenler oluyor. Ama mutlaka birilerinin de yolda öldüğü, battığı haberleri geliyor hemen her gece. Çığlıklar yükseliyor, bir yerlerden...
Son 3-4 ayda binden fazla ölüm haberi gelmiş!
Yorumlar (0)