Biz şimdi alçak sesle konuşuyoruz ya
Sessizce birleşip sessizce ayrılıyoruz ya
Anamız çay demliyor ya güzel günlere
Sevgilimizse çiçekler koyuyor ya bardağa
Sabahları işimize gidiyoruz ya sessiz sedasız
Bu, böyle gidecek demek değil bu işler
Biz şimdi yanyana geliyor ve çoğalıyoruz
Ama bir ağızdan tutturduğumuz gün hürlüğün havasını
İşte o gün sizi tanrılar bile kurtaramaz

Cemal Süreya

Diren Tiflis Caddesi, Diren Afgan Mülteci!

Afgan mülteciler 15 Nisan’dan bu yana Tiflis Caddesinde Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (BMMYK) önünde, BMMYK’nın iltica başvurularını askıya almasını protesto ediyor, iltica başvurularında eşit ve adil muamele görmek istediklerini söylüyorlar.

Diren Tiflis Caddesi, Diren Afgan Mülteci!

Bundan üç, dört ay önce Afgan bir arkadaşım, BMMYK ile görüşmek için Ankara’ya gelmişti. Her ilden bir Afgan temsilcinin katıldığı görüşme sonrasında BMMYK’nın kendilerine en az altı ay dosyalarının askıya alındığını ve bunu bulundukları illerdeki diğer Afgan mültecilere iletmelerini istediklerini söylemişti. Arkadaşım uzun zamandır dosyaları askıya alınmış olan Afgan mültecilerin bu haberi nasıl karşılayacağına dair kaygılıydı. Halihazırda mültecilik mefhumunun kendisi beklemeyi ve belirsizliği beraberinde getirirken, Afgan mültecilerin dosyalarının askıya alınması, onları daha da belirsiz bir sürecin içerisinde bırakmaktaydı-.

Türkiye’de iltica başvurusunda bulunup, üçüncü ülkeye yerleştirilmeyi bekleyen mülteciler için, bu belirsizlik hali ise yıllar ve yıllar sürmekteydi-. Cenevre Sözleşmesine ‘’coğrafi sınırlama’’ çekincesi koyan Türkiye, ülkeye doğu sınırından giriş yapan mültecilere iltica hakkı tanımıyor. Yani Türkiye’de iltica başvurusu ancak Avrupa’dan gelenler için geçerli. Bu durumda da Türkiye’ye doğu sınırından giriş yapmış olanlar, BMMYK’ya iltica başvurusunda bulunup üçüncü ülkeye yerleştirilmeyi bekliyor. Türkiye’de doğan çocuklar, hayatlarının dört, beş yılını üçüncü ülkeye yerleştirilmek için bekleyerek geçirenler var. Şu an BMMYK önünde eylemde olan Afgan mülteciler içinde beş aydır Türkiye’de olanların yanı sıra, 2008’den beri üçüncü ülkeye yerleştirilmeyi bekleyenler de var. Afgan mülteciler bu bekleyişin ve belirsizliğin son bulması için eylemdeler.

 Bir sonuç alıncaya kadar da mücadelelerinden dönmeyi düşünmüyorlar. Hemen hemen her uydu kentten gelen kadın, erkek, çocuk mültecinin bir araya geldiği direnişte, seslerini duyurabilmek için ağzını dikerek ölüm orucuna başlayanlar da var. Dosyalarının askıya alınması yeni gelen Afganların kaydedilmemesi, kaydedilmişlerin ise işlemlerinin dondurulması anlamına geliyor. Bu da ne kadar süreceği belli olmayan bir bekleme süresini beraberinde getiriyor. Son düzenlemeler ile birlikte hukuki olarak işverenin talebi doğrultusunda çalışma izni alabiliyor olsalar da, pratikte bu oldukça zor bir durum. Mülteci oldukları için evlerin ederinin iki katına kiralanması, çalışma izinleri olmaması sebebiyle emek sömürüsünün katmerlisine maruz kalmaları, Afgan mültecileri ekonomik olarak da bir hayli zor bir duruma sokuyor.

Öte yandan, Türkiye’ye göç etmiş ama kaydolmamış Afganlar için çalışma izni almak mümkün olmadığı gibi sağlık güvencesinden de yararlanabilmeleri mümkün değil. Direniş alanında, açlık grevi sırasında fenalaşan ve hastaneye kaldırılan bir Afgan arkadaş bu yüzden sağlık harcamalarını ve ilk müdahale parasını kendisi ödemek zorunda kaldı. 300- 400 kişi ile başlayan direniş, direnişin 50. gününde (1 Haziran 2014) yaklaşık 200 kişi ile devam etmekte. Her gün BMMYK’nın önünde oturma eylemi yapan Afgan mülteciler, geceleri ise, BMMYK’nın karşısındaki boş arazide kurdukları çadırlarda kalıyorlar. Çadırları defalarca zabıta tarafından toplanan Afgan mülteciler, direnişlerinin 13.gününde polis müdahalesi ile karşıya karşıya kaldılar ve eylemleri sert bir müdahale ile dağıtıldı. Bu müdahale sırasında burnu kırılanlar, omzu çıkanlar oldu. Daha sonra uydu kentlerine götürülmek üzere polis zoruyla BMMYK önünden alınan mülteciler, kendilerini bambaşka illerde buldular. Öte yandan, Afgan mülteciler için, Ankara’da bulunma halinin kendisi de polis tarafından bir tehdit unsuru olarak kullanılıyor. Mevcut yönetmeliğe göre, mülteciler, iltica başvurularını yaptıktan sonra uydu kentlere yerleştiriliyorlar ve belirlenen uydu kentlerde haftada iki veya üç gün imza atmaları zorunlu koşuluyor.

Türkiye tarafından belirlenen uydu kentlere İstanbul, Ankara gibi büyük kentler dahil değilken, hem iş bulmalarının daha zor olduğu hem de göçmenlere daha “kapalı” olan Nevşehir, Ağrı, Tokat, Yozgat, Konya gibi iller uydu kentler olarak belirlenmiş durumda. Kendileri için belirlenen uydu kentlerde, kendi imkanları ile kiraladıkları evlerde yaşayan mültecilerin, Yabancılar Şube’sine gerekçe sunmadan bulundukları uydu kenti terk etmeleri de yasak. 50 gündür BMMYK önünde eylemde olan Afgan mülteciler, bu düzenlemeler üzerinden eylemlerini sonlandırmadıkları takdirde sınır dışı edilmekle tehdit ediliyor. Direniş başladıktan sonra iki kere BMMYK ile görüşen Afgan mülteciler, herhangi bir olumlu cevap alamadılar. Fakat iltica sürecince eşit ve adil bir muamele görene kadar da eylemliliklerini bitirmemek konusunda kararlılar. Semt sakini pek çok insanın düşündüğünün aksine, Afgan mülteciler evsiz değiller, direnişlerine, dosyalarını askıya alan BMMYK önünde devam etmek politik bir tavır. Afgan mülteciler “Bir kap yemek” değil, dayanışma bekliyorlar. Yardım değil haklarını geri istiyorlar! İltica etmek insanlık hakkı, haydi dayanışmayı büyütmeye!

Dolayısıyla Afganların Türkiye’deki statüsü sığınmacı olarak tanımlanıyor. Buna rağmen, Türkiye’deki Afganların kendilerini mülteci olarak tanımlaması ve insanları yasal olarak kategorize etmekten kaçınmak adına yazının tamamında sığınmacı yerine mülteci demeyi tercih ettim.

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış