Uzmanların, meslek örgütlerinin dillerinde tüy bitti, olsun ben yine de söyleyeyim: Köprüler trafiği azaltmaz, ‘kendi trafiğini yaratır’. Köprülerin taşıdığı yolcu değil, araçtır. Tüm tepkilere rağmen, ‘Yavuz Sultan Selim’ isminin verildiği 3. Köprüde, uzmanlar, demokratik kitle örgütleri ve halk yok sayıldı. Avrupa’da acil korunması gereken 100 orman alanından biri olan İstanbul’un ormanlarında doğa kırım projesi olan “3. Boğaz Köprüsü ve Kuzey Marmara Otoyolu” için, Sarıyer Demirciköy, Uskumruköy, Gümüşdere, Garipçe, Kilyos arasındaki milyonlarca ağaç kesildi. Doğaya, geri dönüşü zor bir tahribat yaşatıldı. İktidarın, ‘dünyanın en geniş köprüsü’ diyerek övündüğü Yavuz Sultan Selim Köprüsü, İstanbul’un son orman ve su kaynaklarının bulunduğu alana inşa edildi. İnşaatta ise ‘tespit edilebilen’ 10 iş cinayeti yaşandı. “İnşaatı hızlandırın” talimatının hemen ardından üç işçi hayatını kaybetmişti. İşte tam da burada şunu yinelemek gerekiyor: Sizin açılış şovunuzun gecikmemesi için öldü o işçiler!
3. Köprü inşaatında ‘tespit edilebilen’ 10 iş cinayeti yaşandı. “İnşaatı hızlandırın” talimatının hemen ardından üç işçi hayatını kaybetti.
Bilim insanlarının dinlenmediği, meslek örgütlerinin yok sayıldığı 3. köprü inşaatı İstanbul’a bir şey kazandırmadığı gibi, pek çok şeyi yok etti, etmeye de devam edecek. İstanbul’da talan, rant ve yağma politikaları sonrasında bir çok doğa olayı ‘afete’ dönüşüyor. 3. Köprünün yarattığı tahribatlarla birlikte, seller yaygınlaşacak, içme suyu havzaları kirlenecek, erozyonla birlikte barajlardaki oranı düşen su sorunu ağırlaşacak. Hava kirliliği artacak, yaban hayatı etkilenecek ve geçimini ormandan sağlayan çok sayıda orman köylüsü yoksullaşacak. İşte burada, NASA'nın yayımladığı görüntülerde, 3. Köprü ve yarattığı tahribat Kazım Koyuncu’yu bir kez daha yâd etmek gerekiyor. Koyuncu, "Siz kimsiniz ya, binlerce yılda oluşan bir şeyi siz hangi kafayla, hangi vicdanla tutup da yok edebiliyorsunuz? Heyelanlar oluyor, bu kader mi sanki? Depremler oluyor kader mi? Başka yerde aynı şiddette deprem oluyor iki kişi bayılıyor da Türkiye’de yirmi bir kişi ölüyor kader mi bu? Değil.” demişti...
Doğayı katleden 3. Köprü beklendiği üzere ‘cebi de yakacak’. Osmangazi Köprüsü’nden tecrübeli Türkiye halkı, Yavuz Sultan Selim Köprüsü’ne geçiş ücreti
için diğer iki köprüden daha fazla ücret ödeyecek. Köprünün 3 Dolar+ KDV olarak açıklanan geçiş ücretine üstelik otoyol geçiş ücretini eklenmedi. Eklenseydi ücret daha da fazla olacaktı. İsimlere gelecek olursak, köprülerin isimlerinin Osmangazi, Yavuz Sultan Selim, GATA’nın isminin, Sultan Abdülhamid Eğitim ve Araştırma Hastanesi olması... AKP iktidarı, her konuda olduğu gibi bu konuda da muazzam yaratıcı...
Yazıya dönemin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan bir alıntıyla başlamıştım.
2 Mayıs 1995 tarihinde Erdoğan, ‘üçüncü köprünün cinayet’ olduğunu belirterek şöyle konuşmuştu: “Üçüncü köprü, toplu taşıma aleyhine gelişen bu
kısır ve ters döngüyü daha da körükleyecek, özel taşımacılığı teşvik edecek ve İstanbul ulaşımının içine düştüğü çıkmazdan kurtarılmasına hiçbir katkı sağlamayacaktır. Hâlbuki üçüncü köprü için sarf edilecek parayı, İstanbul’un raylı sistemine yatırırsak özel otomobillere yeni sürat yolları yapmak yerine duraklarda bekleyen perişan yolculara hizmet götürmüş oluruz.”
80. Madde Kabusu
Türkiye’de yürütülen ekoloji, doğa ve kent mücadelesi, bilen bilir, her daim zor sürdürülmüştür. Yerellerde başlarına gelen felakete ses çıkar(a)mayan köylü/ kentli, mücadeleyi kazansa da sesini çıkar(a)mıyor, kazanmasa da. Fakat tam da burada önemli olan konu, yerellerdeki ciddi kazanım gerçeği. Gezi Parkı>> Aslında çok şaşırmamak gerek. Bu ülkenin ‘Çevre’ Bakanı Mehmet Özhaseki değil miydi, “Put yapmışız çevreyi, sermayenin önünü açacağım, gidip yapsınlar” diyen?
mücadelesindeki kazanımları bitirecek bir madde var: Madde 80.
Madde 80, gündeme ilk olarak, Türkiye Varlık Fonu Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın içinde bulunan 70. Madde olarak girdi. Bu isimle Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşüldü. Bir gecede içeriğine dokunulmadan ismi 75. Madde olarak değiştirilen madde sabaha karşı meclisten geçirildi. Yaşam savunucularının, “Doğaya Darbe” yasası olarak adlandırdığı maddenin şimdiki ismi ise madde 80. Bu madde, "stratejik yatırım" olarak ifade edilen projelere sınırsız destek getiriyor. Daha önceden stratejik yatırımları 500 milyonun üzerinde sınırlandıranlar, madde 80 ile birlikte bu sınırı 50 milyon liraya çekmiştiler. Madde 80’i aslında direk şöyle özetleyebiliriz: Şirketlere, sermayeye, talanı yaratacak olan her kim ise karşısındaki yasal prosedürü yerle bir etmeyi sağlayan madde...
Yatırımcıya dur diyecek bir mekanizmanın kalmadığı gibi, proje bazlı yatırımlara diğer kanunlara göre getirilen izin; tahsis, ruhsat ve tescillerle, diğer kısıtlayıcı hükümler için, Bakanlar Kurulu kararıyla istisna getirilecek. Aslında çok şaşırmamak gerek. Bu ülkenin ‘Çevre’ Bakanı Mehmet Özhaseki değil miydi, “Put yapmışız çevreyi, sermayenin önünü açacağım, gidip yapsınlar” diyen?
“Bizleri biz eden Anadolu’nun su havzalarına, ormanlarına, meralarına, kıyılarına dağlarına, ekosistemin biyolojik tür ve çeşitliliğine, kısacası
var oluşumuza yönelik benzeri görülmemiş ve geri dönüşsüz bir saldırıya yol açacak” diyen Karadeniz İsyandadır Platformu, 80. Madde için bir rapor hazırladı. Raporda şu ifadelere yer verildi: “Doğa alanlarında HES, RES, JES, termik ve nükleer santral, madenler ile ‘altyapı yatırımı’ adı altında pek çok projeyi üstlenen firmalar ücretsiz olarak hazine arazisi sahibi olabilecek. Üstlenici ve taşeron firmalar vergiden muaf tutulacak. Genişletilen teşvik yasası kapsamında, üstlenici ve taşeron firmaların işçi ücretleri, sigorta primleri gibi birçok masrafları devlet tarafından karşılanacak. Talan projeleri sürecinde, idari izin, ruhsat ve ÇED raporları gerekliliği gibi tüm hukuksal prosedür ortadan kaldırılacak. Bugün tartışma konusu olan ve pek çok yargı süreci devam eden davalar sonuçsuz kalabilecek. Bütün bunların sonucunda Cerattepe, Samistal, Akkuyu, Kamilet gibi tartışmalı pek çok proje için açılan davalar sonuçsuz kalabilecek ve bu alanlarda geri dönüşü olmayan, telafisi imkânsız yıkımlar söz konusu olabilecek.”
Yorumlar (0)