Yaygın bilinen iki atasözümüz var. Biri, “Korkunun ecele faydası yok”; öteki, “Korku dağları bekler”. İkincinin bir öteki sürümü, “Korku dağları aşırır”.
İlkinin karamsar bir söz olduğunu değil, korkarak savaşmaktan geri durmamak gerektiğini dokunduran bir söz olduğunu düşünürüm ben. Korkmak, bir tehlike, bir kötü sonla karşılaşma olasılığı karşısında duyulan kaygı. Ölümden
daha kötü bir son var mı? Yok. Olmadığına göre, korkup sinmek herhangi bir tehlikeden korumaz bizi. Karşı karşıya kalınan tehlikeden korunmanın yolu o tehlike her neyse onu ortadan kaldıracak yürekliliği (cesareti) göstermek, o tehlikeyi savacak yol ve yöntemi bulmak. Tehlike karşısında tırsmak değil, yüreklilikle savaşmak. İşte bu noktada ikinci atasözü devreye giriyor.
Korkan kişi korktuğundan kaçsa da korkusundan kurtulamaz. Atasözünün kökeni hakkında bir öykücük:
“Dağların eşkıya kaynadığı Bolu’ya bir zabitle üç beş asker yollamış devlet...
Eşkıya gülmüş:
“Bizi bu tıfıllarla mı korkutacaklar? Üç buçuk asker, koca Bolu Dağlarını nasıl bekleyecek?”
Zabit cevaplamış:
“Ben beklemeyeceğim o dağları... Ama öyle bir korku salacağım ki, dağları o korku bekleyecek.”
“Korku dağları bekliyor” sözünün, o devirden kaldığı söylenir.”
Alıntı, Can Dündar’ın “Korku Dağları Bekliyor”1 başlıklı yazısından.
Korkunun dağları aşırmasına gelince:
Dağlar aşılması zor engeller. Korkuya kapılan insan zor da olsa her türlü engeli aşacak, dağı tepeyi umursamayacak, korkusundan kaçacak, kaçacak, kaçacak...
Ne var, “Korkunun ecele faydası yok”.
Korku kavramı üstüne bir de Amerikan atasözü var:
“Pek çok kimse, kaçmaktan korktuğu için cesur zannedilmiştir”.
“Korku”nun karşıtı “cesaret”, “korkak”ın karşıtı “cesur”. Gelgelelim Amerikan atasözü söz konusu karşıtlığı ortadan kaldırmasa bile, yumuşatıyor. Karşıt kavramların birbirleriyle ilişkisini, ilişkili olduklarını sergiliyor.
Irk ayrımcılığına karşı çıktığı için yıllarca hapis yattıktan sonra göreve getirilen Güney Afrika’nın ilk siyahî Başkanı(1994-1999) Nelson Mandela (1918- 2013) söze konu karşıt kavramlar ilişkisini açıklar:
“En cesur insanların bile korkuları vardır. Cesur insan korku nedir bilen insandır, kendi korkularının farkında olan ve onlara galip gelen insandır.
Cesur insan korku nedir bilmeyen değil, korkuya galip gelendir.”
Elbette türlü türlü korku olduğunu da belirtmeli. Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğünde yer verilmiş korku türlerinden kimileri şöyle: Alan korkusu, ışık korkusu, kapalı yer korkusu, meydan korkusu, konuşma korkusu, su korkusu, yenilik
korkusu, yükseklik korkusu...ve doruktaki korku: Ölüm korkusu.
Sözlükte sayılan korkuların uluslararası adlandırmaları şöyle: alan korkusu ve meydan korkusu: agoraphobia/agorafobi; kapalı yer korkusu: claustrophobia/klostrofobi; konuşma korkusu: lallophobia/lalofobi; su korkusu: hydrophobia/hidrofobi; yeni korkusu: neophobia; yükseklik korkusu: acrofobia/akrofobi; ölüm korkusu: thanatophobia/tanatofobi.
Türkçeye fobi olarak geçen fobia sözcüğünün korku anlamına geldiği yukarıdaki açıklamalarla ortaya konulmuş oluyor. Ne var ki, fobi/korku türleri sıralananlarla sınırlı değil. İnternetteki bir “fobiler dizelgesi”nde 231 korku türü saydım.
231 tür arasında son yıllarda ağızlara sakız olan İslamofobinin yanı sıra, negrofobi, Turcofobi, vb. elbette yer alıyor. Bu sınıf korkuların genel başlığı ise xenophobia (zenofobi), yâni yabancı korkusu ya da düşmanlığı. Evet, düşmanlık...Çünkü örneğin, negrofobi, derisi renkli olanlardan korkuyu değil, zenci düşmanlığını; Türkofobi, türk düşmanlığını anlatıyor.
İtiraf etmeliyim ki, filofobi, yani âşık > olma korkusunu bilmiyordum. Belki de âşık olmaktan korkmadığım için!..
Korkudan korkmayı anlatan tamlama ise, fobofobi. Tanrı fobofobiklerin yardımcısı olsun. ABD'li yazar, filozof, şair, tarihçi Henry David Thoreau (1817- 1862) demiş ki: “Hiçbir şey, korkudan daha korkunç değildir.”
Haziran (2016) ayında Ankara’daki Soyut Sanat Galerisi Parvin Ghorbanzadeh Dizaji’nin resimlerini sanat izleyicileri ile buluşturdu. Sergisine “Gizem” başlığını koymuştu Dizaji. İnsanın “gizemli ruh yapısı”nda barındırdığı olumlu olumsuz tüm duygularını kadın bedenlerinde somutlaştırarak göstermeyi amaçlamıştı. Biçimi bozulmuş beden betimlemeleriyle yalnızlık, öfke, ezilmişlik, şiddet görmüşlük, acı ve korku benzeri duyguları simgelemek istemişti.
Michelangelo, "Ruhun gizemi bedenin hareketleri ile açığa çıkar" demiş. Biliyoruz ki, konuşamayanlar (örneğin, ilk insanlar, dilsizler), konuşmayı henüz öğrenememiş olanlar (örneğin, bebekler), birbirinin dilinden anlamayanlar (örneğin, yabancı gezginler) isteklerini, gereksinimlerini, duygularını beden diliyle anlatmışlardır/anlatırlar. Birinin üzüldüğünü, sevindiğini, acı çektiğini, korktuğunu, öfkelendiğini, ilgi duyduğunu, sıkıldığını, ilgisizliğini, nefretini, yorgunluğunu, uykusuzluğunu, gerginliğini, kırgınlığını, vb. beden dili ele verir vermesine de, canlı bedenlerin, hareket edebilen bedenlerin dilinden söz edildiğine dikkat etmeli.
Dizaji, hareketsiz bedenlerin diliyle ruhun gizemini açığa çıkarma çabası göstermiş ve başarmış da... (Resimlerine koyduğu adlardan çıkışla) koruma, özgürlük, günah, annelik, ceza, sevgisizlik, ruhsal daralmışlık, vb. duyguları hareketsiz bedenler diliyle simgelerken, bir sanatçı olarak kendine özgü bir resimdili yaratmış. “Korku” adını taşıyan biri tek, öteki çift tuvalden oluşan 2 resme odaklandım. Belki de korkulardan korku beğendiğimiz günler geçirdiğimiz için. Terör saldırısı korkusu; savaş korkusu; kim vurduya gitme korkusu; kalabalıklara karışma korkusu; eşini, dostunu, yakınlarını bir anda yitirme korkusu; sokağa çıkma korkusu; kötü haber alma korkusu; trafik canavarı/trafik magandası korkusu; kent eşkıyalarının acımasızlığına kurban gitme korkusu; “Vay! bana yan baktın” gerekçesiyle kurşunlanma korkusu; imzasız bir ihbara dayalı olarak gözaltına alınıp tutuklanma korkusu ve benzeri daha nice korkuylayaşadığımız için. Can korkusuyla uyanıp, can korkusuyla uyuduğumuz için.
Dizaji, üç tuvalden oluşan 2 resmiyle korkunun korkunçluğunu görsel olarak dillendirmişti.
Bana göre, korkununusta işi dışavurumlarıydı.
1 Can Dündar: “Korku Dağları Bekliyor”, Milliyet, 18 Şubat 2011
Yorumlar (0)