Biz şimdi alçak sesle konuşuyoruz ya
Sessizce birleşip sessizce ayrılıyoruz ya
Anamız çay demliyor ya güzel günlere
Sevgilimizse çiçekler koyuyor ya bardağa
Sabahları işimize gidiyoruz ya sessiz sedasız
Bu, böyle gidecek demek değil bu işler
Biz şimdi yanyana geliyor ve çoğalıyoruz
Ama bir ağızdan tutturduğumuz gün hürlüğün havasını
İşte o gün sizi tanrılar bile kurtaramaz

Cemal Süreya

Ormanları Kim Yakıyor

Ormanları Kim Yakıyor

Orman yangınlarıyla ilgili ardı ardına haberler/bilgiler yağıyor: 42 yerde büyük yangınlar çıkmış? Hayır 68’miş? Trafo patlamış, yangın öyle başlamış? Kızılçam ağaçlarının yangını çoğaltan etkisi unutulmamalıymış? Yine bir otel arazisi açmak için eline 3-5 kuruş sıkıştırılmış cahilin biri ormanı yakmış? “Allahsız teröristler”, “vatan hainleri”, yememiş içmemiş ormanları alev alev yakmış? Yok iki çocuk kitap yakarken, ormanı tutuşturmuş? XXXX bölgesinde de yangın çıkmış? Yangın, yerleşim yerlerini yok etmiş; köyler, oteller boşaltılmış? Ölenler varmış :( Bakanlarımız televizyona çıkıp açıklama yapmış: yangın söndürme çalışmaları başarıyla sürdürülüyormuş, varsa sorumlular en yakın zamanda bulunacakmış? Müdahale araçları yetersizmiş, THK üzerine oyunlar oynanmasaymış, daha çok uçak müdahale edecekmiş? Ama havadan müdahalenin etkisinden çok karadan müdahale edilmesi lazımmış? Ama helikopterle uçaklar arasında fark varmış? İktidara çatan da yakan da aynı kafaymış? 2019’da 11bin, 2020’de 20bin hektardan fazla ormanlık alan yanmış? Bu yıl kaç hektar orman yanacakmış? Eldeki ormanlar korunamadığına göre yeniden ağaç dikme kampanyaları başlatılsaymış? Yangın buraya da geliyormuş? Mış miş da muş müş!
Armutalan, İçmeler, Turunç, Bayır, Milas, Bodrum, Köyceğiz, Fethiye, Soma, İzmir, Antalya, Mersin, Adana… Her yer yangın yeri: Hektarlarca orman yanıyor, Türkiye yanıyor, Dünya yanıyor. Grönland’da, Alaska’da, Avusturalya’da yangınlar söndürülemiyor. Herkes pek şaşkın, bu yangınların nedenini tartışıyor: bu ormanları kim yakıyor? Üç-beş çapulcu(?), terörist(?), gözü topraklarımızda karanlık güçler(?), vatan hainleri(?)… Küfrün bini bir para, rivayet muhtelif… Haber diye sunulanların birçoğu provoke edici değil mi? Bir sürü bilgi üstümüze üstümüze boca ediliyor. Hakikat yerine görmek istediğimizi görüyoruz? İşimize gelen bilgiyi seçmek yerine, bu bilgi bombardımanı ortasında korkmadan, çekinmeden tüm bilgi parçalarını incelemeye, soruşturmaya, karşılaştırmaya… her yanıyla görmek üzere basit bir analiz yapmaya çalışmak çok mu zor?

Peki suçlu kim, gerçekten?

Dünyada sıcaklık rekorları kırılıyor. Hala arabalarda, uçaklarda, fabrikalarda, enerji santrallerinde fosil yakıtların yakılmasından kaynaklı zararlı gaz ve toz salınımlarıyla soluduğumuz hava ısınıyor, kirleniyor. Endüstriyel ve insan kaynaklı atıklarla denizlerde ekolojik çeşitlilik yok oluyor. Tatlı su kaynakları tükeniyor. Buzullar eriyor. Üstüne üstlük zararlı atık gazları yok ederek yararlı gazlar/oksijen üreten ve yağışları düzenleyen yeşil kuşakta/amazonlarda yine insan eliyle sürekli endüstriyel plantasyonlar açılıyor, ağaçlar kesiliyor. Kazılan madenlerle dünyanın altı oyuluyor, dayanıklı madenlerden, petrol türevlerinden doğada kolay kolay yok olmayacak bir yığın çöp üretiliyor. Velhasılı kelam dünya kocaman bir çöplüğe dönüşüyor, ısındıkça ısınıyor... Adeta bir cehennemi yaşıyoruz!

Bu yaşanan, tipik bir kriz durumu. Dünyanın dengesi altüst oluyor. Bu krizin adı da belli: “iklim krizi”… Sorumuz biraz da “bu iklim krizinin nedeni ya da sorumlusu” ile ilgili aslında

Hayatımızı kolaylaştırdığına inandığımız teknolojik araç ve gereçler, tonlarca fosil yakıtı yakarak saatte bilmem kaç kilometre hız yapan otomobiller, motosikletler... Koca okyanusları aşan transatlantikler, motor yatlar, jumbo jetler, uçaklar... O savaş gemileri, füze atıcıları, bilmem kaç bar basınçla sıkıştırılmış biber gazı bombaları... Ama sadece onlar da değil... Ya elimizden düşürmediğimiz bilmem ne kadar enerji harcayan, petrol türevi plastikle kaplı elektronik oyuncaklar, telefonlar, saatler, oyun konsülleri... Ya da mutfaklarımızda vazgeçemediğimiz mutfak robotları, su ısıtıcıları... Ve daha kimbilir neler, neler? Bu aşamada sorumuzun cevabı beliriyor sanki: Kitlesel ölçekte bu teknolojik ürünlerin üretiminden kimler sorumluysa, bunları kimler üretiyorsa ya da yine bu araçlara-gereçlere kimler enerji sağlıyorsa birinci elden sorumlu onların olması gerekmez mi? Peki bunları pazarlayanlar, hizmet üretenler, alıp alıp yeniden satanlar? Mesela Muğla'da burnumuzun hemen dibinde soluduğumuz havayı kirleten ve küresel ısınmaya neden olan Yeniköy ya da Kemerköy Kömür santralinde yakmak üzere kömür için; yerin altını üstüne getiren yeraltı su kaynaklarını yok eden kömür madenleri açmaya çalışan ve Akbelen Ormanlarını (hani o havada soluduğumuz zehiri temizleyen, yağışları düzenleyen yüzlerce yıllık ağaçların olduğu ormanları) yok etmeye kalkışanlar, kimlerse; bu iklim krizinin ve dolayısıyla kirlenmenin, susuzluğun, çoğalan zararlı atıkların, derelerdeki kirlenmenin, denizlerdeki müsilajın ve pektabi ki orman yangınlarının da sorumlusu onlardır dersek yalan mı söylemiş oluruz? Ne dersiniz: bu ölçekte çok ve yaygın çıkan yangınların teker teker şu görüşte ya da bu görüşte insanların çıkarttığına inanmak yerine (sorumluluk silsilesinde aslında pek çoğumuzun az ya da çok katkısı olduğunu da unutmadan), birincil ölçekte bu iklim krizinin ve dolayısıyla bu yangınların baş sorumlusunun sermaye sahipleri olduğunu söylemek ve (aslında görevleri arasında ormanları da korumak olan) devletimizin de bu sermaye çevrelerini kolladığını iddia etmek, çok mu yanlış olur?

Dünyayı kim kurtaracak ya da “insan”ı nasıl tanımlayacağız

Güngör Erçil, geçen hafta sormuş: "Dünyayı Kim Kurtaracak" (bkz: https://datcagundem.wordpress.com/2021/07/24/dunyayi-kim-kurtaracak/. Tartışmayı Steve Cutts'ın çizgi filminden yola çıkarak başlatmış. Eğlenceli bir seyirlik: https://youtu.be/WfGMYdalClU. Dünya'nın yok olmanın eşiğinde olduğunu ve Dünyaya zarar verenin de, bir bütün olarak "İnsan/İnsanlık" olduğunu söylüyor. İnsani zevkler ya da hırslarla yapılan müdahalelerin ilerlemeden ziyade tam tersine zarara yol açtığını anlatıyor. Neredeyse tüm insanlardan ve insanlıktan umutsuz olduğunu anlıyoruz, Steve Cutts'ın. Cutts belki de haklıdır? Akbelen Ormanından kesilen odunları yakanlar kimlerdir? Ya dere yatağına beton dökülerek yapılan evlerde oturanlar kimler? Fosil yakıtları yakan arabalara, uçaklara, gemilere, motor yatlara büyük keyifle binenler kimlerdir? Plastikten yapılma bunca kabı kacağı, oyuncağı, torbayı doğaya salanlar kimlerdir? Ya da Yeniköy Termik Santralinde üretilen enerjiyi yakanlar, klimalarını çalıştıranlar kimlerdir? Soruları çoğaltmak mümkün... İnsanı, "en yakın doğal çevresini bilinci ve elleriyle değiştiren, doğayla savaşan canlı" diye tarif ederken, ekonomiyi tüketim üzerinden kurgularken, muhtemelen Steve Cutts (ne kadar istemesek de) bir kez daha haklı çıkacaktır? Belki de tanı ve tanımlarımızda, varsayım ve kabullerimizde değişiklikler yapmamız gereklidir? Daha da ileri gitmemiz, çağımıza hakim olan kalkınmacı bakış açımızı çöpe atmamız gerekmektedir? Belki de gelecekteki insanın tüm varlıklarıyla doğayı, değiştirilecek/dönüştürülecek bir meta yerine, uyum içinde birlikte yaşanılacak varlıklar olarak görmesi, kendini yerleştirdiği piramidin en tepesinden uzaklaşması gerekecektir? Komüncülüğün en temel ilkesi olarak paylaşımı "herkese ihtiyacına göre" diye tanımlarken, belki de insanların yanına diğer varlıkları da koymak gerektiğini gerçekten düşünmek gerekecektir? Kimbilir?

Belki de dünyayı kurtaracak olan yine bu “insanlar”ın direnişi olacak?

Yine de bir umut var. Akbelen Ormanında "kestirmem" diye ağacına sarılan köylüler yanıbaşımızda. Orman alanı, termik santral'a kömür ocağı olmasın diye testereli ormancıyı kovan köylüler... Onlarla birlikte, ağaçların başında nöbet tutmak üzere Türkiye'nin dört bir yanından direnişe katılan yürekli insanlar, doğaseverler, çevre gönüllüleri...

Konya'dan katliam haberi geliyor

Son dakika olarak: Konya Meram'dan bir yangın haberi daha geliyor. Daha önce de "Kürt" oldukları gerekçesiyle, ırkçı saldırılara maruz kalan Dedeoğlu ailesinden 7 kişi hunharca katlediliyor (bkz: https://t24.com.tr/haber/konya-da-katliam-silahli-saldiri-duzenlenen-evde-6-kisi-hayatini-kaybetti-ev-atese-verildi,969122. Oysa orman yangınlarını HDP'lilere yamamaya çalışmanın, bu tür ırkçı saldırılara yol açacağını Sedat Peker bile analiz etmeyi becermiş ve uyarmıştı: (bkz: https://t24.com.tr/haber/sedat-peker-yanginlari-hdp-liler-cikariyor-demek-halkimizi-hdp-binalarina-saldirtma-amacindan-baska-ne-ise-yarayabilir,969116

Elbette bu katliamı da unutmayacağız! Hesabını verecekler!
Elbette onlar gibi vahşice katletmeyeceğiz... "Birarada Yaşama Kültürü"ne sımsıkı sarılarak, hesabını soracağız...

Yazar Aydın Bodur

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış