Biz şimdi alçak sesle konuşuyoruz ya
Sessizce birleşip sessizce ayrılıyoruz ya
Anamız çay demliyor ya güzel günlere
Sevgilimizse çiçekler koyuyor ya bardağa
Sabahları işimize gidiyoruz ya sessiz sedasız
Bu, böyle gidecek demek değil bu işler
Biz şimdi yanyana geliyor ve çoğalıyoruz
Ama bir ağızdan tutturduğumuz gün hürlüğün havasını
İşte o gün sizi tanrılar bile kurtaramaz

Cemal Süreya

Uğur Kavas: Fotoğrafın Peşinde Ankara Sevdası

Uğur Kavas’ın kitabı, yine Ankara’ya, Ankara’da kaybolmuş bir yapıya dair.

Uğur Kavas: Fotoğrafın Peşinde Ankara Sevdası

Atış Poligonu: “Atış Poligonu”, 1930’ların ortalarında, aralarında Ankara’nın da olduğu altı kentte birden hizmete girer. Stadyum ve Hipodrom’un yer aldığı büyük kompleks içindeki poligon aslında projede yer almamaktadır. Mimar Vietti Violli tarafından plana eklenmiş ve yapım masrafları İnhisarlar Genel Müdürlüğü bütçesinden karşılanmıştır. Genç Cumhuriyet’in spor ve sporcuya bakışı, sağlam ve çevik nesil yetiştirme isteği neticesinde Hipodrom, Stadyum (19 Mayıs Stadyumu) ve çevresinde yer alan spor alanları açılmıştır.

Ayrıca Ankaralı’nın nefes alacağı yerler Jansen Planı’nda düşünülmüş ve Ankara’nın sıtma yatağı olan bataklık kurutularak burada 1943’te Gençlik Parkı açılmıştır. 50’lerin sonu 60’ların başlarında Selim Sırrı Tarcan Spor ve Sergi Salonu ile Cumhurbaşkanlığı Konser Salonu gibi diğer yapılar da hizmete girmiştir. Uğur Kavas’la söyleşiye Tayfa Kitap Kafe’de başladık. Konuşmaya geçtiğimizde, yanında getirdiği, bir önceki kitabı “Atış Poligonu”nun hikayesini anlatmaya başladı; eksik olmasın bir kopyasını da imzalayarak hediye etti. Kitabın yapım süreci 10 yıldan fazla sürmüş. Herşey, 2003’de, o zamanlar çalıştığı Başbakanlık Basın Yayın Genel Müdürlüğü foto film arşivinde kurumun ilk fotoğrafçısı olan Othmar Pferschy’nin 1936 tarihinde Atış Yeri’nin yapımı sırasındaki çektiği fotoğrafı görmesiyle başlamış.

 Bir türlü, fotoğraftaki Atış Yeri’nin tam yerini bulamamış. Böylelikle araştırmayla birlikte kitabın da hikayesi başlamış. Kaynak insanlara sorulmuş, arşivlere girilmiş. Dönemin gazeteleri taranmış ve Atış Poligonu’nun 1936’da, bir yıl sonra hizmete giren Paraşüt Kulesinin hemen yanındaki köşe başına yapılmış olduğu bilgisine ulaşılmış. Güzel mi güzel, dillere destan bir de bahçesi varmış. Ancak 1957 yılında Yücel-Uybadin planı olarak bilinen yeni imar planına göre Gar’ın önünden geçirilecek asfalt yola kurban edilmiş. Bahçesinden bir kısım kalmış. Bahçe yolun genişletilmesi sırasında harap edilmiş, kalan son parçası ise, önce ASKİ’nin su borularına, sonra da EGO otobüslerine garaj olarak hizmet vermiş ve boş kalan araziye 2012 de bu kez büyük bir kapalı spor salonu inşa edilmiş: Arena Spor Salonu.

 Kızıl Ötesinden Bir Başka

Ankara Uğur Kavas’ın Ankara’ya dair, kızıl ötesine duyarlı film kullanarak yaptığı “Bir Başka Ankara” isimli çalışmanın fotoğraflarını hatırlatıyoruz ve daha çok askeri amaçlarla kullanılan kızılötesine ilgisini soruyoruz. 1990’lı yılların ilk yarısında Reha Akçakaya’nın Ankara’da açtığı kızılötesi fotoğraf sergisinin ardından, kızılötesi fotoğrafçılığın peşine düşmüş. Türkiye’de olmayan filmleri yurtdışından getirmiş ve adeta düşler diyarındaki “Bir Başka Ankara”nın fotoğraflarını çekmiş. Ankara’ya dair çektiği kızıl-ötesi fotoğrafları bir sergi ve kitapla bizlere taşımış. Şu anda da tüm Ankaralı fotoğrafçıların tanıdığı “Ali Değer Usta”ya modifiye ettirdiği bir dijital fotoğraf makinası ile kızıl ötesi fotoğrafçılığa devam ediyormuş.

 Diğer Kitapları Çektiği fotoğrafları, sadece sergilerle değil, fotoğraf kitaplarıyla da izleyicilerine ulaştıran bir isim Uğur Kavas. “Çizgiler”, “Bir Başka Ankara” 2 ciltlik “Türkiye’de Basın Fotoğrafçılığının Görsel Tarihi“ , “Ankara’da yok olan bir tesisin öyküsü Atış Poligonu” kitapları ile “Yıldız Albümlerinde Ankara Fotoğrafları”nı hazırlamış ve yayınlamış. Kitap basmak pahalı bir iş, hele bir de fotoğraf kitabı olursa. Önceki kitaplarında çeşitli mali desteklerle kitaplarını yaparken; “Atış Poligonu”nu tamamen kendi olanakları ile basmış. “Aslında internet yayıncılığı, baskı maliyetlerini ortadan kaldırıyor ve yayıncılığı ekonomik bir hale getirmiyor mu?” diye sorarak, internet üzerinden yayıncılığa mesafeli duruşundan söz ediyoruz. “İnternet üzerinden paylaşmaya karşı değilim ama önce kağıda basılmalı fotoğraf” diyor.

Elindeki fotoğraf kitabının sayfalarına dokunarak, “Şu sayfaya dokunmak… kokusu bile bambaşka…” diye tercihini gayet net ifade ediyor. TFMD Tayfa Kafe’deki söyleşimizi, üyesi olduğu Türkiye Foto Muhabirleri Derneği’nin Lokali’nde sürdürmemizi teklif edince, TFMD lokaline geçiyoruz. Yolda yıllardır, derneklerine mali destek veren Vakıfbank’ın desteğini çekmesini ve duyduğu üzüntüyü anlatıyor. Kavas, çekilen fotoğrafların izleyiciye ulaştırılması için, sponsorluk kurumuna karşı olmadığını da ifade ediyor. Sponsorluğun yararları ve zararları üzerine sohbet ilerliyor. Derneğe ulaşıp da koltuklara oturduğumuzda, duvardaki İstanbul Maslak’ta gece çekilmiş gökdelenlerin fotoğrafını yorumlamaya çalışıyoruz. Uğur Bey, çay ikram ediyor ve söyleşimize kaldığımız yerden devam ediyoruz. Yarışmalardan söz ediyoruz.

 Fotoğraf yarışmalarından neden çok hoşlanmadığını anlatıyor: “Yarışmaların o karakteristik yapısını algıladıktan sonra katılmaktan vazgeçtim” diyor. “Karakteristik yapısı derken?..” diye soruyoruz. “Yani” diyor “o kayırmalar var ya… biraz da yarışma enflasyonu var, yani çekenler, sen, ben, bizim oğlan ama..” diyor. “Bir de…” diyor, “konusu ‘serbest’ olan fotoğraf yarışması mı olurmuş… Ödül almışsın ne olacak, önemli olan bir fotoğraf dili yakalamış olmaktır” diyor. Ama gerçekten yetkinliğin ölçüldüğü yarışmalarla, fotoğrafçılığı yaygınlaştırmak, sevdirmek için amatörler arasında yapılan yarışmalara bir şey diyemeyeceğini de ekliyor.

Hayat Hikayesi Bir Ankara gazetesi olarak, “Ankara’yı severek fotoğraflayan sizin gibiler, bizim için birer nimetsiniz” diye biraz kompliman yapıyoruz ve soruyoruz: “Bu Ankara sevgisinin nedeni eski Ankara’da doğmanız mı”? “Vardır bir etkisi” diyor. “Yahudi mahallesi… Şengül Hamamının arkasında, Havra’nın dört-beş bina ötesindeki dede evinde 1954’de doğdum, 1959’a kadar orada kaldım, ama oraları hatırlıyorum, özlüyorum” diye devam ediyor; sonra Bahçelievler’e taşınmışlar, 1960 İhtilalini orada karşılamış Uğur Kavas ve 1963’de hala yaşadığı Küçükesat’a taşınmışlar. Ankara’dan uzun süreli olarak hiç uzaklaşmamış, uzaklaşamamış. “Ankarasızlığa en çok beş ay dayanabildim” diyor, Ankara dışında, hatta ABD, Kanada, Hollanda dahil yurt dışında yaşamak için eline çok fırsatlar geçmesine rağmen, Ankara’dan vazgeçememiş. Fotoğrafçılıkla Tanışması 1968’de o zamanlar meclis bahçesinde yer alan Halkevleri’nde halk oyunları oynamaya başlamış, sonra Hoy-Tur ve Devlet Halk Dansları Topluluğu ile folklora devam etmiş. 1977’de Sovyetler Birliği’ne yapılan yurtdışı turnelerinden birinde kendilerini fotoğraflayan Ozan Hoca (Sağdıç)’ın elindeki “Layka” fotoğraf makinasının büyüsüne kapılmış. Ozan Hoca ona “Tam yerindeyiz işte, al şuradan bir Zenit makina, sen de başla” demiş. Sadece fotoğraf makinası değil, agrandisör ve diğer karanlık oda ekipmanlarını da toplamış Moskova’dan.

Ankara’ya gelince arkadaşının bekar evinde ilk karanlık odasını kurmuş ve çok fotoğraf çekmiş ama çok da film yakmış. “Ama öyle öyle öğrendik, fotoğrafçılığı” diyor. AFSAD’a, fotoğrafçılığı az biraz öğrendikten sonra gitmiş, 1988’de. AFSAD’a ısınamamış, “Fotoğrafçılığın toplu yapılacağına inanmıyorum” diyor; ayrıca AFSAD’da ardı ardına açılan atölye çalışmalarının verimsizliğinden de dert yanıyor. Bir fotoğrafçının kendi dilini, üslubunu oturtmasının önemini vurguluyor. “Fotoğrafçılık tek başına, kendi kendine yapılacak bir iş/sanat, aslında” diyor. Hobisini mesleğe çevirmenin keyfiyle anlatıyor. Bir süre Kültür Bakanlığı’nda çalıştıktan sonra Çankaya Belediyesi’nde foto muhabirliği yapmış TFMD’ye de öyle üye olmuş. Çankaya Belediyesi’nden sonra, Başbakanlık BYEGM’nde başbakanlık resmi fotoğrafçısı olarak çalışmış ve sonra emekli olmuş. Sürekli basın kartı sahibi. Ankara, hep önemli yer tutmuş Uğur Kavas’ın yaşamında. Daha fotoğraf çekmeye başlamadan önce, 1970’lerden başlayarak Ankara’ya dair “düne ait şey”ler (efemeralar) biriktirmeye başlamış.

Fotoğrafçılıkla birlikte Ankara ile ilgili fotoğraflar da eklenmiş biriktirdiklerine. Sohbetin bu noktasında biriktirdiği fotoğraflardan bazılarını Solfasol sayfalarında paylaşmak üzere, söz almaya çalışıyoruz. Biraz tevazu ile, “Bana gelene kadar daha bir sürü koleksiyoncu var” diyor ama yine de seve seve kabul ediyor, hem de Ankara’nın 60’lı-70’li yıllarına ait fotoğraflardan bir dizi yapma sözü de veriyor. Seviniyoruz. Ankara’ya dair çektiği fotoğraflardan hoş bir anısını hikaye etmesini istiyoruz. “Ankara’ya ilişkin çektiğim fotoğraflarda hoşluktan ziyade, kaybettiklerimize dair daha çok hüzün var” diyor. Soruyu sorarken aslında aklımızdaki Seğmenler Parkındaki heykelde tasvir edilen atlı Seymen’in bayrağının ucundaymış gibi görülen uçağın fotoğrafını anlatmasını istiyoruz. “Haa hatırladım” diyerek başlıyor anlatmaya… Foto ğraf aslında 2 ayrı fotoğrafmış; hem o Seymen Heykeli’nin fotoğrafı ve hem de gökyüzündeki o uçak fotoğrafı birbirlerinden farklı zaman ve yerlerde çekilmiş. Fotoğrafta sandviç baskı yöntemini kullanmış, Kavas. Biraz şaşırtıcı ama hayli de sahici bir fotoğraf! THK’dan foto ğraf ödülü almış. THK’da açılan sergide, pilotlar şaşkına dönmüş. Seymenler Parkı ve çevresinde uçuş yasağı olduğundan, fotoğrafı gören pilotların aklı almıyormuş! Ankara Kul ü bü’ n ün Genç Üyeleri Ankara sevdasından söz ederken, Ankara Kulübü üyeliğini soruyoruz. Ankara Atatürk Lisesinde okurken Milliyet Gazetesi’nin Halk Oyunları Yarışması’na ilk kez Ankara yöresi oyunları ile katılmaya kalkmışlar (o zamana kadar hep başka yörelerin oyunları ile katılırmış ekipler!). “O sıralar seymen kıyafetini yaptırmak, bulmak çok zordu.” diye anlatıyor. Gençlerin Ankara oyunlarını oynamasına kulüp yetkilileri seyirci kalmamış, kendileriyle iletişime geçmişler. Hem dans figürlerini öğretmişler, hem de giysiler için yardımcı olmuşlar. Ayrıca bu gençleri de kulübe üye kabul etmişler. “O zamanlar, kulübe üye olmak hiç de öyle kolay değildi” diye bir övünç de çıkartıyor, Uğur Hoca’m. Lisedeyken üye olduğu kulübün 42 senedir, üyesiymiş. Kulübün çalışmalarını, Çarşambaları Abidinpaşa Köşkü’ndeki ”ferfeneler”i (sohbet toplantılarını [Y.N: Ankara türküsündeki geveze anlamındaki farfara’nın kökeninin ferfene’den geldiği de söylenir]), anlatıyor. Kulüp şimdi Ankara’nın tüm ilçelerine yayılmış. Mesela Yenimahalle’de yeni bir yerleşke açılmış geçenlerde. AOÇ’den çıkartılan yılların Merkez Lokantası da Yenimahalle’deki bu yerleşkede hizmete girecekmiş.

Ama zaman içinde kulüp bünyesinden Ankaralılar Vakfı, Ankara Kültürünü Yaşatma Derneği vb.. gibi başka yapılar da çıkmış ve kulüpten ayrılanlar olmuş.. Uğur Hoca’m, büyük bir keyifle Solfasolcuları da bu yemeklere ve etkinliklere çağırıyor. Ankara Kent M üzesi Söz dönüp dolaşıp Altındağ Belediyesi’nin Kent Müzesi girişimine geliyor. Ulucanlar Cezaevi’nin yarı açık bölümündeki eski matbaa binası restore edilerek Kent Müzesi yapılmaya çalışılıyormuş.

Uğur Kavas, bu Kent Müzesi girişimine danışmanlık yapan isimlerden biri. Danışma kurulunda Güven Dinçer, Turan Tanyer, Erman Tamur, Sahaf Ahmet Yüksel, Mehmet Akan, Necati Kazancı, Gökçe Günel, Timur Özkan gibi isimler de varmış. Müze için binayı restore etmenin dışında, Veysel Tiryaki başkanlığında belediye, 600 bin TL gibi küçük bir fon da ayırmış. Müzede sergilenecek resim ve objeler için 200 panoluk standlar yapılmış; ayrıca koleksiyonculardan Ankara ile ilgili malzemeler tedarik edilmiş. Sergileme amacıyla danışmanlar fiili olarak görev de almış. Kılık kıyafetinden, altın paralara, sof tezgahından türlü çeşitli sergilenecek malzemeleri toplamanın dışında, sergi başlıklarını çıkartmak, yazılarını yazmak, belgelerini toplamak ve sergilenecek duruma getirmek gibi hazırlıkları da üstlenmişler ve birçoğunu yapmışlar, bitirmişler.

Bunun dışında İlkçağlar’da Ankara, Ankara Sinemaları gibi başka temalar da belirlenmiş. Aslında 27 Aralık’ta Atatürk’ün Ankara’ya gelişi gibi anlamlı bir günde müzeyi açmak istiyorlarmış ama dediğine göre “Korkarım ki yetişmeyecek”miş. Daha açılmadan çalışmaları görmek için, müzeyi ziyaret etmemizin mümkün olduğunu söylüyor. Mutlaka geleceğimizi söylüyoruz. Düzenlediği Ankara Kıyafetleri panoları için yararlandığı kaynaklardan konuşurken, Başbakanlık BYEGM tarafından prestij yayını olarak bastığı ve kendisinin yayına hazırladığı son çalışması “Yıldız Albümleri’nde Ankara Fotoğrafları” kitabında Cevahirciyan’ın 1895’de Ankara’da çekmiş olduğu bir fotoğrafı gösteriyor. Kitap, çok özenli çalışılmış, her şeyiyle güzel olmuş. Sıradaki Çalışmaları Şimdi de Ankara Paraşüt Kulesi’nin öyküsünü anlatmaya düşünüyormuş. Şaşırtıcı bir bilgi ediniyoruz: Paraşüt Kulesi, tüm dünyada iki tane imiş. Biri Ankara’da, diğeri İzmir ’de!. “Ama” diyorum, “hani Sovyet Rusya’dan örnek alınmamış mıydı”? “Doğru” diyor ve açıklamaya devam ediyor: Zamanın İzmir Belediye Başkanı Behçet Uz 1935’de Moskova ziyaretinde, K ültür Parkı gibi örneklerin maketlerini görmüş ve döndüğünde oradan fikir edinilmiş. İzmir ’de hemen Kültür Parkı yapımına girişilmiş. Parkın içinde atış poligonu, paraşüt kulesi yer alıyormuş. Ancak Ankara’da ve İzmir’de yap ılan paraşüt kuleleri Mimar Bedri Tümay’ın özgün tasarımı. Çalıştığı bir diğer proje de Ankara Seymen Kıyafetlerinin diğer yörelerle olan benzerlikleri üzerine.

Balkan kıyafetleri ile özellikle Arnavutluk ve Makedonya’nın kıyafetlerinin benzerliklerini, Ankara’ya gelen muhacirleri, Muhacir Mahallesini anlatıyor. Zevkle dinliyoruz. Yazı yayına hazırlanırken, Atılım Üniversitesi Kadriye Zaim Kütüphanesi bünyesinde kurulan ve Ankara ’daki tüm üniversitelerin yapması gereken Ankara Belgeliği’ne kendi kitaplığında bulunan Ankara kitaplarını bağışlama kararını aldığını sevinerek öğreniyoruz.

 

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış