Yıllar öncesine gidiyorum bu aralar sık sık. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı’nı kazandığımda “Sizin fakülteye baskın yapmıştık biz” diyerek 1948’lerde Behice Boran, Pertev Naili Boratav, Niyazi Berkes, Zekeriya Sertel
gibi hocaların tasfiye sürecini anlatmıştı bir tanıdığım. Bununla birlikte, 147’ler Tasfiyesi ve 1402’likleri tarihten okuduktan sonra “KHK Tasfiyeleri”ni yaşamak da bizim payımıza düşecekmiş meğer.
Anlaşıldığı üzere, konumuz ihraçlar... Bir tarafta yüksek lisans derslerini almak için can attığım İletişim Fakültesi’ndeki hocalarım, bir tarafta öğrenciyken koridorda her gördüğümde hayran hayran baktığım Süreyya Karacabey, bir tarafta yazılarını büyük bir ilgiyle takip ettiğim Murat Sevinç ve daha niceleri, niceleri... Erkan İbiş’in rektörlüğünün protestolarla karşılanmasıyla başlayan süreci; barış bildirisi sonrası açılan soruşturmalar, hak edildiği halde yükseltilmeyen kadrolar, önlenen yurtdışı konferansları gibi onlarca haksızlığın takip ettiğini yeniden yeniden ele almak istemiyorum bu yazıda. İbiş’i ifşa ettiği için çeşitli soruşturmalara maruz kalıp 679 numaralı KHK’yle ihraç edilen Cenk Yiğiter’in açıklamalarını(1) takip etmek bile bilgi sahibi olmayanlar için yaşanan absürtlükleri özetler. Pek çok rektör, gazetecilerin yönelttikleri soruları cevaplarken hakkında mecliste soru önergeleri de verilen(2)İbiş’in görüşme taleplerini reddetmesi(3) de epey şey söylüyor.
Öğrenciler, Barış Bildirisi soruşturmalarından beri hocalarının yanlarında durdular, gerek bildiriler gerekse de eylemlerle tepkilerini dile getirdiler. Çoğu akademisyen meslektaşlarına destek olmazken onlar susmadı ve susacak gibi de görünmüyorlar. Bu yazı için 92 ihraçla en çok akademisyenin ihraç edildiği Ankara Üniversitesi’nden pek çok öğrenci arkadaşımla görüştüm.Hepsi de farklı cümlelerle temelde aynı şeyleri söylediler: Bu devran böyle gitmez!
Açık olan kapılar artık kapalı
Üniversite tercihi yaparken,çoğu öğrenci, eğitim almak istediği bölümde başarılı akademisyenlerin olmasını istediği gibi duruş olarak da kendisine yakın bir okula
yönelir.Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Utku Yağan, kendi tercihinde Mülkiye geleneğinin rol oynadığını söylüyor: “Bu geleneği yaratan rektörlük makamı değil, üniversitenin gerçek sahipleri olan öğrenciler ve akademisyenlerdi. İşinden atılan hocalarımızın bu güzel geleneğin devam ettirilmesinde, bu fakülteye ait bir ekol yaratmak konusunda harcadıkları çabadan etkilenmemek mümkün değil.” Görüşmelerde öne çıkan şeylerden biri, akademisyenlerin bilimsel çalışma ve başarılarının yanı sıra öğrencileriyle kurdukları ilişkilerdi.
Hukuk Fakültesi’nden Ulaşcan Kurt’un ifadeleri şu şekilde:“Bizim için ihraç edilen hocalarımız, kürsünün arka tarafındaki ulaşılmaz insanlar değil, tersine her başımız sıkıştığında gidip danışabileceğimiz, yardım talep edebileceğimiz ve bu talebi hiçbir zaman geri çevirmeyen insanlardı.”
İstifası kabul edildiği halde ihraç listesinde Levent Ünsaldı’nın adını görmemizle farklı bir açıdan da dikkatleri çeken Sosyoloji Bölümü’nde yüksek lisans yapan Selin Yıldız, “Hocasının yanına giderken tereddüt etmek bir öğrenci için olukça sıkıntılı bir durum. Biz bunu hiç yaşamadık,ne zaman başımız sıkışsa ilk gideceğimiz yer hocalarımızın yanı oldu. Mustafa Kemal Coşkun'un her daim açık olan kapısını artık kapalı görmek beni fazlaca üzüyor” diyor.
Gazetecilik Bölümü’nen Hasan Koç, gelenekle hocaların kurduğu iletişimi bağdaştırarak şunları söylüyor: “Bugünkü yozlaşmış toplumun içerisinde İletişim Fakültesi’nde hâlâ bazı değerlerin var olması, hocaların verdikleri eğitim ve öğrencilerine gösterdikleri insani tavırla, onları değerli görmeleriyle oluşmuştur. Yakın bir iletişim kurup onları bilime teşvik etmeleri, onları bilimsel anlamda güçlendirmeleriyle...”
Hayatın her alanında
Psikoloji öğrencileri, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nde ciddi bir dayanışma örmüş durumda. Kendisine ulaştığım arkadaşım, sorularıma toplu olarak cevap verdiklerini söyledi ki bunun altının çizilmesi gerektiğine inanıyorum. “Banu Hocamız, 1999 Marmara Depremi’nde, 2005 Pakistan Depremi’nde, Soma Maden Faciası’nda, Ankara’da birbirinin peşi sıra meydana gelen Gar, Merasim Sokak ve Güvenpark patlamalarının ardından ORADAYDI” diyerek hocalarının üniversitelerindeki odalarında değil, bilgilerine ihtiyaç olan her yerde olduklarına dikkat çekiyorlar.
Kimi akademisyenler, insanın pek çok yönden bakış açısını değiştirir. Amerikan Kültürü ve Edebiyatı Bölümü’nden Ahmet Özgür Gençkurt,“İşlediğimiz dersler, Amerikan Kültürü diye adlandırılan sermaye ve tüketim toplumunu hiçbir zaman sevdirmek üzerine olmadı. Aksine onu anlamak ve tartışmak, tarihin akışı içerisinde değerlendirirken edebiyatın nasıl bir izlek olduğunu fark etmemizi sağladı...Devrim Kılıçer’in Amerikan toplumunu, tarihini oluşturan metinleri bize okuturken sorduğu sorular vitrinlerde satın alınılacak sorular değildir. O soruların felsefi boyutları vardır. Fakat bu felsefi boyutlar hayatımızdan veya gerçeklikten uzak sorular değil, bütün dünya insanlarının hayata bakış açısını genişletecek sorulardır. Dünya tarihindeki belirli sorunlardan başlar gündelik yaşamın eleştirisine gelirsiniz bir anda” diyor.
Ahmet, son KHK’yle ihraç edilen Fahri Öz için “Ölü Ozanlar Derneği’ndeki ruhu görürsünüz onda” yorumunu yapıyor. Fahri Öz şiir üzerine yaptığı çalışmalarla bilinir ve gerçekten de onun dersinden sonra geleneksel edebiyat anlatılarıyla dolu kitaplar bir kenara atılabilir. İngiliz Dili ve Edebiyatı’ndan Ziya Bozkurt’un ifadeleri ise şu şekilde: “Tanıdıkça daha çok tanımak istediğim, konuştukça daha çok sohbet etmek istediğim bir hoca oldu benim için. Şüpheler ve çekincelerle başladığım üniversite hayatıma ısınmamı sağlayan hocaların başında geldi.”
“Esas mağduriyet muhalefetin tasfiyesi”
Öğrenciler, “Akademi biat etmez” sözünü destekler şekilde, Ankara Üniversitesi’ndeki ihraçların akademisyenlerin muhalif kimlikleriyle, eleştirel bakış açılarıyla doğrudan bağlantılı olduğunu, yani bu listelerin iktidara boyun eğmeyi reddeden hocaları kapsadığını düşünüyorlar.
Hukuk Fakültesi’nden Esma Çağlak, ihraç edilen hocalarını “bilimsel, özgür bir akademi için verdikleri mücadele” ile tanıdıklarını söylüyor ve hocalarının hak mücadelesinde onları her zaman desteklediklerine vurgu yapıyor: “Demokratik, laik, özgür bir üniversite mücadelesi veren biz öğrencilerin her zaman yanında durmuşlardır.”
Kimi bölümlerin fiilen kapanmak üzere olduğu, pek çok öğrencinin ve tezin danışmansız kaldığı, pek çok dersin kapandığı ciddi bir kıyım yapıldı Ankara Üniversitesi’nde. Ders seçme döneminde yapılan son tasfiye, bu yönüyle de pek çok soruna sebep
oldu. Ders programlarının yeniden düzenlenmesi ve hocası ihraç edilen derslerin bazılarının kalan hocalar tarafından üstlenilmesi gerekti. Esma, “esas mağduriyet muhalefetin tasfiyesidir” diyerek kararların akademideki muhalefetin tasfiyesine yönelik olduğunu vurguluyor.
Amerikan Kültürü ve Edebiyatı Bölümü’nden Tayfun Balcı, ihraçları “geleceğimize bir müdahale” olarak değerlendiriyor. Birçok öğrenci, bu akademisyenlerden ders aldıkları için kendilerini şanslı olarak görüyor ve bu derslerden mahrum kalan öğrenciler için üzüntülerini dile getiriyorlar. Ancak bu, akademisyenlerin geri döneceklerine dair umut da barındıran bir üzüntü.
“Büyük toplumsal çöküşün bir parçası”
Konuştuğum öğrencilerin hepsi, bu kararları “OHAL fırsatçılığı” olarak değerlendiriyor; listelerin hukuksuz ve keyfi bir şekilde oluşturulduğu konusunda hemfikirler. Psikoloji öğrencileri, “Bölümümüzün kurucusu Muzaffer Şerif'in ülkeyi terk etmeye zorlanmasını, 1945 tasfiyesini yaşadı bu toplum” diyerek geçmiş tasfiyelere vurgu yapıyorlar.
Dramatik Yazarlık Bölümü’nden Derman Gülmez, “Akademiye yapılan bu vurgunun tarihi pek de yeni değil, YÖK protestoları da boş yere olmamıştır. Hayalini kurduğumuz, özgür, parasız eğitim iktidarların sevmediği ve karşısında alternatif kurmaya çalıştığı
bir alan olmuştur” diyerek ihraçları tarihle devamlılığı içinde değerlendiriyor.
Ulaşcan Kurt, buna benzer şekilde şu ifadeleri kullanıyor: “Bu ihraçları son dönemde yaşanan büyük toplumsal çöküşün bir parçası olarak görmek gerekiyor. İktidarı elinde bulunduranların bilimsel düşünceyle giriştiği kavganın bir sonucu aslında. Tarihe baktığımızda, akademinin birçok kez toplumsal muhalefetin ve eleştirel düşüncenin ana gövdesini oluşturduğunu söylemek yanlış olmaz. Üniversite ve bilimi tekeline almaya çalışan sistemler arasındaki mücadele, tarihe farklı bir yön verme konusunda birçok kez karşımıza çıkmıştır.Bugünkü ihraçlar meselesini buradan bakarak ele almak gerekiyor.”
“Bir hukuk öğrencisi olarak konuşmak gerekirse, iktidar mevcut hukuku çiğniyor ve sadece kendilerinin söz hakkının olduğu bir hukuk düzeni yaratmaya çalışıyor. Neredeyse bütün Anayasal ve demokratik haklar, bu yeni hukuk düzeniyle tarihin tozlu raflarına kaldırılmak isteniyor. İhraçları, kurulmaya çalışılan bu yeni hukuk düzenine karşı çıkışı engelleme ve toplumu topyekun sindirmeye çalışma girişimi olarak da tarif etmek yanlış olmaz.”
Harçların, güvenlik güçlerinin ve bazı hocaların aymazlığı altında baskılandıklarını söyleyen Derman, “Bu yeni süreçte barışa imza atanların suçlu sayıldığı, savaş yanlısı bir iktidarın isteklerini dayattığını açıkça gördük. Ben bu süreci iki yanlı değerlendiriyorum.
Bir tanesi zaten beklediğimiz, zalimin zulmettiği, demokratik hiçbir yere konumlanamayacak, ‘erk benim, istediğimi yaparım’cı bir iktidarın egosunu kabartan
bir süreç. Buna paralel olarak da bir direnişin tarihi yazılmakta ve biz de bu tarihin öznesi, öğrencileri, hocaları olarak bu direnişin ortasında yer almaktayız” diyor.
Umudu yeşertmek için mücadele
Öğrencilerin akademinin küllerinden yeniden doğacağına inançları tam; bu inancı dayanışmayla güçlendiriyorlar.Esma’nın bu konudaki düşüncesi şu şekilde:“Her fırsatta umudu yeşertmemiz gerekiyor... Eninde sonunda üniversite küllerinden doğacak ve muhalif kimliğine yeniden bürünecektir. Gezi'de olduğu gibi... Bunu hep birlikte inşa edeceğiz.”
Ulaşcan, Türkiye halklarının yaşanan bu toplumsal çöküşe izin vermeyeceğini düşünerek referanduma vurgu yapıyor: “Bugün üniversitelerde yaşanan hareketlilik bunun açık bir göstergesidir. İhraç edilen ve açığa alınan hocalarımızın üniversitelerine geri dönüşlerinin 12 Eylül 1402’liklerinden daha hızlı bir şekilde olacağını söyleyebiliriz. Bunun için önümüzdeki en büyük eşik referandum ve bu gidişatı durdurmak isteyen herkesin HAYIR’ı en gür sesiyle haykırması gerekiyor.”
Öğrenciler, akademinin üniversite binalarından ibaret olmadığına da vurgu yaptılar. Utku, “Muktedirin hocalarımızın üretkenliğini bitiremeyeceğini ve onların bu birikimlerini farklı alanlarda, akademiyi de besleyecek noktalarda faaliyete geçireceklerini düşünüyorum” derken Gazetecilik Bölümü’nden Alican Başaran, “Entelektüel üretim dört duvar arasında, dersliklerde üretilen bir şey değildir. ‘Aklın kötümserliği, iradenin iyimserliği’ sözü ile gelecek günlere bakmaya devam etmekteyim” diyerek akademinin sirayet ettiği alanın sınırsızlığını öne çıkarıyor.
Üzüntü ve umutsuzluğa kapıldıklarında hocalarının duruşlarından etkilendiklerini söyleyen bazı öğrenciler, dünyada alevlenen hak mücadelelerine dikkat çektiler. Derman’ın ifadeleri şu şekilde: “Bir yandan Barış Akademisyenleri Dayanışması kurulurken bir yandan sokakta direnen akademisyenler hakları için meydanı terk etmiyor. Okul ve kent dayanışması devam ederken yurtdışından bu çağrılara destek sesleri yükseliyor. Tam da bütün direniş mekanizmalarının birleştiği bir tarihi eşikteyiz. Kadın hareketi, öğrenci hareketi, işçi hareketinin sesleri yaşam hakkı için yükseliyor. Fildişi kulelerinde kalanlar orada olmaya devam ederken akademi sokağa taştıkça güzelleşiyor; parklarda Gezi ruhu dolaşıyor. Teknolojinin her türlü imkânı direnişin bir parçası olarak biz öğrencilere destek sunuyor. Bu direniş öyle küçük bir başkaldırı değil; bu yeni bir akademinin, olması gerekenin olacağı;akademinin her yerde olabileceği, bilginin iktidar değil paylaşılması gereken bir alan olduğunu ısrarla, bağırarak söylediğimiz bir dönemin başlangıcı. Kolay bir süreç asla değil, referandumdan sonra çok daha farklılaşabilecek bir süreç. Taleplerimiz karşısında
kulaklarını tıkadığı gibi tekme atmaya da devam edecek bir devletten bahsediyoruz. Fakat iktidarınki kadar dayanışmanın da çok eski, iktidarı aşan, önüne geçen bir tarihi olduğunu hatırlamak zorundayız. Nitekim bu karanlık da ancak bir arada olmakla çıkacak aydınlığa.”
Hasan’ın ifadeleri şu şekilde: “İhraçlar sürecinde Barış Bildirisi imzacısı bir hocam istifa etmişti. Savaşları yapanların, insanların ölmelerine sebep olanların, katliamları örgütleyenlerin koltuğundan en ufak bir kalkma belirtisi olmazken bir akademisyenin böyle onurlu bir duruş sergilemesi bize örnek oluyor.
İktidar erkinden ne gelirse gelsin doğru bildiklerini savunabilmeleri; bilimsel, akla yakın, makul olanı ortaya koyabilme iradesi çok güçlü bir dayanak noktamız. Bu fakültelerin geleneği böyle geldiği için hocalarımız da böyle bir tavır sergilediler. Her durumun bir olumlu, bir olumsuz tarafı vardır. Bizim avantajımız, üniversitelerin sadece kampüslerden, binalardan, dersliklerden ibaret olmadığı düşüncesiydi böylece hocalarımızla sokaklarda buluşmaya başladık. Sokak akademisi örgütleniyor. Hocalarımız bu işi para, koltuk, mevki elde etmek için yapmadıklarını ortaya koydular. Her durumda bizimle beraber olmaya karar verdiklerini gösterdiler. Nur Betül Çelik, bir konuşmasında dijital bir üniversite oluşturmaya çalıştıklarını ve yakın zamanda bunun taslağının çıkacağını söyledi. Hâlâ bilim için çalışmaları bize güç ve destek veriyor.”
Son söz olarak...
Ahmet:“İnsanlar hukuksuzluklara karşı susar hale geldiyse ve gelmeye devam edecekse akademinin geleceğinden söz edilemez, oradan sadece sözde işleyen sistemin arızasız robotları çıkar. İmkânsızlıklar üreten bir sistemin içinde, insan ya akademisyenine sahip çıkacak ya da ortada ne bilim ne sanat ne de doğru düzgün bir toplum kalacaktır.”
Psikoloji öğrencileri: “Ülkenin aydınlığa bakan yüzüne sırtını dönenlere inat yeryüzü bilimin yüzü oluncaya dek biz umudumuzu sürdürmeye devam edeceğiz.”
Utku: “Söz, düşünce, kitaplar mutlaka kazanacak. Hocalarımızın yanında olmaya devam edeceğiz.”
(1) http://t24.com.tr/haber/khk-listesine-adimi-akp- siyaset-akademisi-hocasi-erkan-ibis-yazdi,381662
(2) http://mulkiyehaber.net/a-u-rektoru-erkan-ibis- hakkinda-bir-haftada-4-soru-onergesi/
(3) http://www.bbc.com/turkce/haberler- turkiye-39055854
(4) Fahri Öz’le ilgili birkaç anımı blogumda paylaşmıştım: https://sarhosmarti1.wordpress. com/2017/02/08/fahri-oz-icin-bir-ani-kurma-calismasi/
-Barış Akademisyenleri ile ilgili basında yer alan her türlü haber ve makaleyi takip etmek için:https:// barisicinakademisyenler.net/yazi-yorum
Yorumlar (0)