Bu değişiklik küçümsenemeyecek kadar önemlidir. Ölümün, zorunlu göçün, olağanüstü yönetim pratiklerinin ve güvenlik bütçelerinin belirlediği bir dönemin kapanması ihtimali tarihsel değerdedir. Silahların susması, iktidarın yıllardır kullandığı en güçlü meşrulaştırma araçlarından birini de zayıflatmakta ve yeni ihtimlleri gündeme getirmektedir. Bunların hangisininnasıl değerlendirileceği kendiliğinden ortaya çıkmaz; mücadele gerektir. Çatışmasızlık demokrasiye de dönüşebilir, silahsız bir vesayet düzenine de.
Bu nedenle yeni dönemin temel sorusu şudur: Silahların boşalttığı siyasal alan nasıl doldurulacak?
Çatışma bitiyor, Kürt sorunu bitmiyor
Kürt sorunu silahlarla başlamadı. Bu nedenle silahların bırakılmasıyla da sona ermez.
Sorunun temelinde Kürt kimliğinin, anadilin, kültürel varlığın, yerel iradenin ve eşit yurttaşlığın tanınmaması vardır. Siyasal temsilin sürekli güvenlikçi sınırlar içinde tutulması vardır. Kayyum vardır, siyasal mahpuslar vardır. Terör mevzuatının demokratik siyaseti daraltan hükümleri vardır.
Silahlı yapıdan ayrılanların hukuki durumunu düzenlemek önemlidir ama bunu Kürt sorununun çözümü olarak sunmak başka bir şeydir. Silahsızlanma için hukuk gerekir ama demokratik çözüm için ise bundan fazlası: eşitlik, özgürlük, toplumsal katılım ve halk iradesinin tanınması gerekir.
Yasa süreci ve sonrasındaki tartışmalar yeni dönem için iki tehlikeli eğilimin öne çıktığını gösteriyor. Bunlardan birincisi, sürecin iktidarın siyasal hesabına da hizmet ettiği gerekçesiyle barış imkanını değersizleştirmek; ikincisi ise süreç zarar görmesin diye demokratik talepleri ertelemek, iktidarın baskıcı ve faşist uygulamalarına karşı mücadeleyi yumuşatmaktır.
Barış ihtimali ile otoriter düzen yan yana
Türkiye'nin bugünkü çelişkisi tam da budur. Kürt meselesinde silahlı çatışmayı bitirmeye yönelik bir süreç ilerlerken yargı yoluyla siyaseti düzenleme, seçilmiş iradeye müdahale, ifade ve toplantı özgürlüğünü sınırlama pratikleri devam ediyor.
İşçiler düşük ücretlere, emekliler yoksulluğa, gençler geleceksizliğe mahkum ediliyor. Kadınların kazanılmış hakları hedef alınıyor. Alevilerin eşit yurttaşlık talebi karşılanmıyor. Ekoloji mücadeleleri baskıyla, doğa ise maden, enerji, turizm ve rant projeleriyle kuşatılıyor. Bir alandaki yumuşama, rejimin bütününün demokratikleştiği anlamına gelmiyor.
Üstelik iktidarın yeni döneme ilişkin kendi hesabı var. İktidar açısından en elverişli sonuç, silahlı yapının tasfiyesiyle birlikte Kürt toplumunun bağımsız siyasal kapasitesinin de zayıflamasıdır. Kürtleri dışlamak yerine, örgütsüz ve denetlenebilir biçimde düzene dahil etmek yeni dönemin temel stratejisi olabilir.
Bu strateji yalnız baskıyla yürütülmez. Belediyeler, sosyal yardımlar, ekonomik teşvikler, muhafazakar değerler, bölgesel çıkar ağları ve yeni temsil kanalları birlikte kullanılabilir. Bireysel bazı haklar tanınırken kolektif siyasal irade zayıflatılabilir. Barış söylemi, otoriter düzenin yeni meşruiyet aracına dönüştürülebilir. Bunun Kürt halkının yıllardır dile getirdiği taleplere ve mücadeleye uygun olmadığı ortadadır. O halde mücadele bitmiyor. Mücadelenin zemini değişiyor.
Açmazlarımız var
Yeni zeminde sosyalist hareketin kendi durumuyla da yüzleşmesi gerekiyor. Sosyalistler güçsüz, parçalı ve toplumsal kökleri bakımından yetersizdir. İşyerlerinde, mahallelerde, okullarda, köylerde ve yaşam alanlarında sürekli örgütlenmenin yerini çoğu zaman açıklamalar, seçim dönemi birlikleri ve merkezler arası görüşmeler almıştır.
Herkes birleşik mücadeleden söz ediyor fakat geniş bir demokrasi cephesi kurulamıyor. Çünkü ortaklık halkın içinde değil, seçim masalarında aranıyor. Toplumsal muhalefet karar veren bir özne değil, destek vermesi beklenen bir güç olarak görülüyor.
Sosyalistlerin bir bölümü milliyetçi basınç karşısında Kürtlerden uzak durmayı geniş kesimlere ulaşmanın yolu sanıyor. Bu yolun sonu sosyalizmin güçlenmesi değil, milliyetçi hegemonyaya teslimiyettir. Kürt halkının eşitlik ve özgürlük taleplerini geri plana iterek Türkiye çapında sol bir güç kurulamaz. Milliyetçi bariyerler Kürtlerden uzaklaşarak değil Kürt sorunu ile emek sömürüsü, kadın özgürlüğü, inanç eşitliği, gençlerin geleceksizliği ve doğanın talanı arasındaki ortak düzen bağını göstererek aşılabilir.
Ama eleştiri tek yönlü olamaz. Kürt siyasal alanı içinde sosyalistleri ve toplumsal hareketleri yalnız destek gücü, temsil kotası veya seçim bileşeni olarak gören yaklaşım da aşılmalıdır. Birleşik mücadele, bir tarafın diğerine eklemlenmesi değildir. Eşit siyasal öznelerin ortak karar üretmesidir.
Tam da bu noktada ülkede yaşanan sosyoekonomik değişimlerin başta gelen mağdurları arasında Kürt halkının yer aldığı gözden kaçırılmamalıdır. Çok büyük bir kısmı kent yoksulları arasına katılan, işçi sınıfının önemli bir kısmını oluşturan bu halkın kimliksel talepleri kadar ekonomik-demokratik taleplerinin de önemli olduğunu gerek sosyalistler gerek Kürt siyasal aktörleri görmek zorundadır.
Özellikle Kürt demokratik siyasetinin bu alandaki zaaflarını görmesi ve kimlik taleplerini emek, yoksulluk, kadın özgürlüğü ve ekolojik yıkıma karşı mücadeleyle ortak bir siyasal program içinde buluşturamayan, temsil siyasetine sıkışmış mevcut durumunu; bilinçli bir çabayla aşma gayreti içinde olması gerekir.
Ortaklığın zemini
Yeni dönemde ihtiyaç duyulan şey seçim ittifakına yeni partiler eklemek değildir. İhtiyaç, sosyalistlerin, Kürt halkının demokratik hareketinin, kadınların, gençlerin, emek ve meslek örgütlerinin, ekoloji mücadelelerinin, Alevilerin ve farklı inanç topluluklarının, LGBTİ+’ ların birlikte karar verebildiği kalıcı bir mücadele zeminidir.
Bu zeminin ortak ilkeleri, gündelik hayatın ihtiyaçlarından ve farklı alanlarda sürdürülen toplumsal mücadelelerden çıkarılabilir.
Hiçbir insanın halkı, dili, kültürü, inancı, cinsiyet kimliği veya yaşam biçimi nedeniyle eşitsizleştirilmediği; bütün kimliklerin özgürce var olabildiği eşit yurttaşlık; düşüncenin, eleştirinin, basının, sanatın, inancın ve inançsızlığın devlet baskısından kurtulduğu söz ve vicdan özgürlüğü;sendika, grev, dernek, parti, kooperatif vb her türlü örgütlenme özgürlüğü; insanca ücret, barınma, sağlık, eğitim ve bakım hakkını içeren sosyal adalet; suyun, toprağın, ormanın, kıyının ve bütün yaşam alanlarının sermayenin sınırsız kullanımından çıkarılmasını ve doğanın haklarını savunan ekolojik adalet hepimizin ortak talepleri olabilir.
Bu talepler birbirinden ayrı değildir. Kimliği tanınmayanın sözü bastırılır, örgütlenemeyen emekçi hakkını alamaz. Ekonomik güvencesi olmayan insan özgürlüğünü kullanamaz. Doğası yok edilen toplum yerinden edilir. Ortak mücadele, tam da bu bağları görünür kılmalıdır.
Yeni bir siyasal araca ihtiyaç var
Burada dürüst olmak gerekir. Bu görev, mevcut yapıların yalnızca daha iyi ve işbirliği içinde çalışmasıyla yerine getirilebilecek kadar dar ve kolay değildir. Toplumsal ve siyasal alanda yeni örgütlenmelere, farklı görüşlerin eşit ve eşdeğer olarak, yan yana ortak hedefler için mücadele edecekleri zeminlere olan ihtiyaç karşımızda durmaktadır.
Tarihlerinden gelen bütün birikime ve temsil ettikleri değerlere rağmen, mevcut sosyalist yapıların ve DEM Parti’nin kendi sınırları içinde kalarak bu ihtiyaca cevap verebilmesi mümkün görünmemektedir.
Bu tespit, DEM Parti’nin tarihsel önemini ya da sosyalist partilerin mücadele birikimini değersizleştirmez. Yalnızca yeni dönemin, mevcut yapıların ayrı ayrı ya da dönemsel ittifaklarla karşılayamayacağı yeni bir siyasal zemine ihtiyaç duyduğunu belirtir.
İhtiyaç, hemen ortak bir parti kurmak değildir. Kürt halkının eşitlik ve özgürlük mücadelesini kurucu unsurlarından biri kabul edecek, Kürt demokratik siyaset geleneğinin özgünlüğünü gözetirken emekçilerin, kadınların, gençlerin, tüm ezilenlerin ve doğanın hakları için ortak mücadeleyi örgütleyecek yeni bir yapıyı oluşturmaktır.
Bu yapı baştan kapalı bir parti modeli olarak ilan edilemez. Yerel meclisler, alan konferansları, ortak kampanyalar ve birlikte mücadele deneyimleri içinde kurulmalıdır. Bireysel katılım ile örgütlü yapıların haklarını dengelemeli; kadınların bağımsız örgütlü gücünü güvence altına almalı; yöneticileri hesap verir ve geri çağrılabilir kılmalıdır.
Silahların susması bir dönemi kapatıyor. Fakat yeni dönemin nasıl kurulacağını belirlemiyor. Bu alan boş kalmayacak. Ya iktidarın örgütsüzleştirme ve denetimli bütünleşme siyaseti tarafından doldurulacak ya da kimlik özgürlüğünü emekle, söz ve örgütlenme hakkını doğanın korunmasıyla birleştiren yeni bir kurucu güç tarafından.
Mesele artık yalnız neye karşı olduğumuz değil; neyi, kiminle ve nasıl kuracağımızdır.
Yorumlar (0)