Edinilen bilgiye göre kapsam maddesi iki taraf açısından da netleşti. Metnin örgütün kurucusunu, yöneticisini, üyesini, iltisaklı ve ittifaklı olanları kapsayacağı belirtiliyor.
Uygulama yönteminde de mutabakat sağlandığı ifade ediliyor. Kaynaklara göre yasada kişileri gruplara ayıran bir kategorileştirme yapılmayacak, bunun yerine aşamalandırmaya gidilecek ve kişilerin hukuki durumları üç ayda bir yapılacak değerlendirmelerle belirlenecek.
Bu değerlendirmenin, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın başkanlığında kurulması öngörülen koordinasyon yapısı ile Meclis'te kurulacak komisyonlar tarafından, sahadaki gelişmelere göre yapılacağı aktarılıyor. Koordinasyonun adı üzerinde ise henüz uzlaşma yok.
'Ne suçu, hangi suçtan bahsediyorsun?'
Müzakerelerde çözülemeyen başlıkların adli kontrol süreleri, dönenlere siyaset yasağı uygulanıp uygulanmayacağı ve yasadan yararlanma koşulu olduğu belirtiliyor.
Kaynaklara göre AK Parti tarafı adli kontrol altına alınacak kişilerin aynı suçu bir daha işlememesi koşuluyla yasadan yararlanmasını istiyor. DEM Parti ise bu koşulun hangi suçu kapsadığının belirsiz olduğunu, örneğin bir gazetecinin Kürt sorununun demokratik çözümüne ilişkin haberinin örgüt propagandası sayılıp sayılmayacağının açık olmadığını savunuyor.
Muhalefetin temel itirazının, metne girecek ifadelerin ileride olumsuz yoruma zemin hazırlayabilecek nitelikte olması olduğu ifade ediliyor.
Yasanın adı ne olacak?
Aktarılan bilgiye göre en sert tartışma yasanın adı ve içeriğinde "terör" kavramının yer alıp almayacağı üzerine yürüyor.
DEM Parti'nin, Meclis'te kurulan komisyonun ve kabul edilen raporun adıyla uyumlu bir yasa çıkarılmasını istediği, AK Parti'nin ise toplumu ancak bu şekilde ikna edebileceklerini savunarak mevcut kavramda ısrar ettiği belirtiliyor.
Abdullah Öcalan da Şubat ayından bu yana yasanın adının "terörsüz Türkiye" olmaması gerektiğini savunmuş, bunun yerine barış yüzyılı ve cumhuriyetin demokratikleşme yüzyılı gibi ifadeler önermişti.
'Hukuki zemine hiç oturtulmadı'
Kaynaklar krizin kökeninde, sürecin Devlet Bahçeli'nin çağrısından ve Öcalan'ın 27 Şubat açıklamasından bu yana hukuki bir zemine kavuşturulmamış olmasının bulunduğunu ifade ediyor.
Bu nedenle Öcalan ile devlet heyeti arasında İmralı'da varılan mutabakatların dışarı yansıdığında kabul görmediği, en son 20 Temmuz'daki beş saate yakın görüşmede varılan mutabakatın bazı maddelerinin de şimdi değiştirilmek istendiği belirtiliyor.
Öcalan'ın, Bahçeli'nin koordinasyon önerisinden önce de bir barış komitesi kurulmasını, İmralı'daki görüşmelerle siyasi partilerin tartışmalarının birlikte ele alınmasını ve kararların ortaklaşa alınmasını önerdiği hatırlatılıyor.
Kandil'den Hareket Yönetimi adıyla yapılan açıklamada barışın önce dilde başlayacağı belirtilmiş, kendini feshetmiş bir yapı için terör örgütü ifadesinin kullanılmaya devam edilmesinin süreci baştan sorunlu hale getireceği savunulmuştu.
DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan da bugün yaptığı açıklamada dilin artık bir barış diline dönüşmesi gerektiğini söyledi ve müzakerelerin devam ettiğini belirtti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise kabine toplantısının ardından yaptığı açıklamada 40 yıllık savaşın maliyetine dikkat çekerek ekonominin düzelmesi için meselenin geride bırakılması gerektiğini söylemiş, yasayı kısa sürede Meclis'e getireceklerini belirtmişti.
Yorumlar (0)