Devletin bu haksız uygulamalarına karşı batıdaki Haber Nöbetçilerinin, bölge gazetecileriyle dayanışmaları devam ediyor. Farklı kurumlardan Haber Nöbetçileri, Özgür Gündem Gazetesinde Nöbetçi Genel Yayın Müdürü olarak görev aldılar. Ancak Savcılık, Özgür Gündem’e destek sunan yayın yönetmenlerine soruşturma başlatarak, hukuksuzluğu bir kat daha artırdı.
"Özgür Gündem benim gazetem"
Destek amacıyla Özgür Gündem Gazetesinde Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenliği yapan Ertuğrul Mavioğlu, Ayşe Düzkan, Melda Onur, Mustafa Sönmez ve Faruk Eren ardından, geçici yönetmenlik yapan tüm gazeteciler hakkında soruşturmalar başlatıldı. Bu gazetecilerden biri de Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) Başkanlığını da yürütmekte olan Ankaralı hemşerimiz Ahmet Abakay. Abakay’la bir sempozyum nedeniyle Kırklareli’ne gitmeden önce Mülkiyeliler Birliğinin bahçesinde sohbet ediyoruz.
Tutuklu Gazetecilere Özgürlük Platformunun da yürütücülerinden olan Ahmet Abakay’ı Özgür Gündem Gazetesine verdiği destek nedeniyle kutlayarak başlıyoruz sohbete. Ahmet Abakay, aynı zamanda Gazetecilere Özgürlük Platformunun da dönem sözcülüğünü yürütüyor. Daha konuşmamızın başında bölgedeki gazetecilerle dayanışmanın önemine vurgu yapıyor. “Özgür Gündem benim gazetem “diyor, 1993’ten başlayarak Özgür Gündemde çalıştığı yılları hatırlatıyor. “Özgür Gündemin parlamento muhabirliğinden sonra, bir günlük de olsa Genel Yayın Yönetmeni oldum” diye keyifle anlatıyor. 2 Aralık 1994’te Özgür Gündemin bombalandığı günü hatırlatıyor.
Süreci soruyoruz. “Sırayla soruşturma açıyorlar “ diye anlatıyor. Haklarında soruşturma açılan üçüncü grupta Ragıp Duran ve Eşber Yağmurdereli ile birlikte 30 Mayıs’ta İstanbul’a sorguya çağrıldığını söylüyor. Telaş ya da kaygıdan ziyade, Türkiye’de böyle şeylerin kanıksandığını gösterir bir hal ve tavır içinde, “Basın camiası, baskıcı iktidarların her zaman hedefindeydi, her zaman baskı altındaydık zaten, ama bunlar (mevcut iktidarı kastederek) tuz biber ekti, hele Diyarbakır, Van, Mardin, Hakkari, Şırnak'takiler nefes bile alamıyor, gazetecilerin alnına silah dayanıyor” diyerek işin vahametini anlatıyor. “Eee” diyor “biz de gazeteciyiz ve gazetecilik refleksleri içinde, bu haksızlıklara- hukuksuzluklara karşı, baskı altındaki kurumlarımızla, gazetecilerimizle dayanışma içinde olacağız”. .. “Nasıl avukatlar avukatlarla ya da mühendisler mühendislerle bir araya gelip, birbirlerini destekliyorsa, biz de bir araya geleceğiz, baskılara, haksızlıklara birlikte karşı çıkacağız” diyerek anlatmaya devam ediyor.
Önceden ifade veren arkadaşlarından aldığı bilgileri paylaşıyor, Savcının yapılan haberler için “Neden bu haberi yaptınız, bu haberin kaynağı ne, arkanızda kim var” diye sorduğunu belirtiyor. “Yaptığımız haberleri, terör örgütü propagandası olarak göstermeye çalışıyorlar, haber yapılmasına bile izin vermek istemiyorlar” diye anlatmaya devam ediyor. “Eğer biz üstelik de yasal bir gazetede haber yapmayacaksak, gazetecilik yapmayacaksak, mesleğimizi, meslek ilkelerimizi inkar etmiş oluruz. Hani yalandan haber yapsak anlarım, ama yazdıklarımız da tastamam gerçek”. 30 Mayıs Pazartesi günü Eşber Yağmurdereli ile İstanbul’da Savcıya ifade vermeye gideceğini söylüyor.
"Onlar hakikatlerin ortaya
çıkmasından korkuyor"
Ahmet Abakay uzun zamandır ÇGD Başkanlığını yürütüyor. “Bizim” diyor, kahkahasına engel olamıyor “kökümüz dışarda, ama kandırılmadık; merkezi Brüksel’deki Uluslararası Gazeteciler Federasyonun da üyesiyiz. Gazeteciliğin bütün dünyanın kabul ettiği, evrensel ilkeleri var. Bizim tüzüğümüzün en önemli maddesi, basın ve düşünce/ifade özgürlüğünü savunmaktır, bunu yapmıyorsak mesleğimizin gereğini yerine getiremeyiz ki... Bu gün de yaptığımız tastamam budur, ama savcılar bizi terör propagandası ile suçluyorlar, bizimle birlikte gazetecilik mesleği, hatta evrensel insan hakları da yargılanıyor. Ama o savcıların, yargılayanların durumuna çok üzülüyoruz,kahroluyoruz. Nasıl kahrolmayalım: bizzat bizi yargılatan iktidar sözcüleri, yaptığımız haberleri yalanlayamıyorlar. Eczacı ilaç satar, gazeteci haber yapar. Gerçekleri yazmamızı, halka duyurmamıza, yayınlamamıza kızıyorlar. Ellerinden gelse yaptığımız haberlerle birlikte yok olmamızı istiyorlar”. Savcının sorduğu sorulardan biri de, bu nöbetin ne kadar süreceğiymiş. Aynı soruyu, biz de soruyoruz: “Vallahi” diyor, “keşke bana da sorsa o soruyu, Savcı bey. Yanıtım: Recep Tayyip bey ne kadar isterse o kadar diye yanıtlardım”, diye cevap veriyor, şaka yollu. “Bizi kendileri gibi tek bir lidere biat edenlerden sanıyorlar.“.
Biraz ulusal basının halinden, çarpıtılmış gerçeklerin haber diye sunulmasından, belli bir kesime kendini ifade hakkının tanınmamasından söz ediyoruz. “Şu
savaş çıktı çıkalı, bölgede yaşananlar o kadar korkunç, o kadar insanlık dışı ki, iktidar gerçeklerin duyurulmasını istemiyor. Gazetelere sürekli baskı yapılıyor, direnebilen birkaç yayın organı var, onları da başka türlü boğmaya çalışıyor, iktidar” diyor. Bu arada Solfasol’a da gerçeklerin duyurulmasına katkılarından dolayı, hem bir Ankaralı hem de bir gazeteci ağabeyimiz olarak teşekkür ediyor.
Ahmet Abakay, ömrünü demokrasi mücadelesine, hak mücadelesine, sınıf mücadelesine adamış gazetecilerden biri. Biraz eskilere gidiyoruz. 80 darbesi sonrası Aziz Nesin’le birlikte Aydınlar Dilekçesinin örgütlenmesi, duyurulması ile ilgili eğlenceli hikayelerini dinliyoruz. Sohbete katılan arkadaşlarımızdan biri, zamanında Öğrenci Derneklerinde hak mücadelesi de yürütmüş bir arkadaşımız (Can Mengilibörü), YÖK’e ve polis saldırılarına karşı Ahmet Abakay’ın açtığı evde açlık grevi örgütlemişler. “Zor günlerdi”, diyor ama gülümseyerek anıyor...
Farazi Bir Ülkenin Gaddar Padişahının Hikayesi: 'Devr-i Sultan'
Son olarak yazdığı kitaplardan söz ediyoruz. “Devr-i Sultan”. Kitapta farazi bir ülkede tüm yetkileri eline geçirmiş bir padişahın halkına neler çektirdiğini, yaptığı haksızlıklar ve yolsuzluklar nedeniyle nasıl yargılandığını trajikomik bir dille anlatıyor.
Sona doğru söz annesi “Hoşana”dan açılıyor. Kahkahalarla tekrar tekrar hikayelerini dinliyoruz, Hoşana’nın. Hoşana’yı anıyoruz. Ahmet Abakay’a Hoşana’yı yazdıktan sonra gelen tepkileri soruyoruz. Büyük ölçüde olumlu olmuş gelen tepkiler, “Ama" diyor "Can acıtanları da vardı, üstelik yakın çevremden”. Hoşana’nın Ermeni aslını kabullenemeyen yakın çevresinden yakınıyor.
Tüm haksızlığa uğrayanların birleşerek mücadele etmesiyle güzel günlerin geleceğine dair inancımızı, umudumuzu paylaşarak bitiriyoruz sohbetimizi...
Yorumlar (0)