Biz şimdi alçak sesle konuşuyoruz ya
Sessizce birleşip sessizce ayrılıyoruz ya
Anamız çay demliyor ya güzel günlere
Sevgilimizse çiçekler koyuyor ya bardağa
Sabahları işimize gidiyoruz ya sessiz sedasız
Bu, böyle gidecek demek değil bu işler
Biz şimdi yanyana geliyor ve çoğalıyoruz
Ama bir ağızdan tutturduğumuz gün hürlüğün havasını
İşte o gün sizi tanrılar bile kurtaramaz

Cemal Süreya

CHP'nin Figüranlığı

28 Şubat döneminin o hızlı yıllarından birinde, 1998’de İstanbul’da askerliğimi kısa dönem çavuş olarak yaparken kışlada günler geçmek bilmezdi. Can sıkıntısı, ordunun tatsız-tuzsuz havası, saçma sapan bir sürü şey... Bir gün haber geldi; bir film çekimi için figüran aranıyormuş, isteyen erler figüran olabilirmiş. Hayatımız renklensin, kışladan kurtulup İstanbul’un havasını soluyalım, gırgır-şamata olsun diye otobüslere doluştuk durduk günlerce.

CHP'nin Figüranlığı

Bizi her gün, önce ilk durak olarak Tepebaşı’ndaki TRT stüdyosu olarak kullanılan bir binaya sokarlardı. Orada,  “Bit Pazarı”ndan satın alınmış, yerlere atılmış yüzlerce eski ceket, pantolon, kravat, şapka falan olurdu. Yakıştı yakışmadı, bol geldi dar geldi demeden üzerimize elbiseleri geçirir, setlere götürülür ve filmin çekimlerinde yer alırdık. O sene cumhuriyetin kuruluşunun 75nci yıl dönümüydü ve bunu taçlandırmak için planlanan faaliyetlerden biri de Ziya Öztan’ın yönetmenliğinde “Cumhuriyet” filminin (daha sonra TRT’de dizi olarak oynadı) çekimiydi. Başrolde Atatürk’ü oynayan Rutkay Aziz vardı, yan rollerde bir sürü oyuncu ve biz kışladan toplayıp getirilmiş yüzlerce “er figüran”. Boylu poslu olanlarımız, kameranın biraz daha net ve fazla gördüğü açılardan çeşitli sahnelerde rol almıştı. Ben, Şeyh Sait’in yargılandığı mahkemede polis komiseri olmuş ve Dolmabahçe Sarayı’ında, Yıldız Sarayı’nda, Dolmabahçe Rıhtımı’da pek çok yakın veya geri planda yer almıştım. Çekimler boyunca pek çok matrak olay yaşamıştık.

***

Figüranlık deyip geçmeyin. Bir çekim için saatlerce bekletilirsiniz, ama öncesinde makyaj falan yapılır, elbiseniz kontrol edilir, size son bir defa çeki düzen verilir, başlarsınız yerinizde dikilmeye. Oldukça yorucuydu bizim deneyimimiz. Para almak falan hak getire, bedava emek. Çoğu zaman kuru kalabalık içinde seçilmezsiniz bile. Garnitür veya çeşni gibi sofraya konulursunuz. Bunu şunun için anlatıyorum: Yeşilçam’da figürasyon hep küçümsendi; figüranlar aşağılandı, dışlandı ve emekleri görmezden gelindi. Ama daha da kötüsü, bu insanların korkunç bir emek sömürüsüne maruz kalmalarıdır. Yeşilçam’dan iyi tanıdığımız çoğu figüran, yoksulluk içinde, yapayalnız öldü. Youtube’u bir tarayın, her birinin acıklı hikayesini görürsünüz. Çoğu, kötü adam oldu, dayak yedi, rol gereği tehlikeli dublörlük yaptı, kaza geçirdi ve sağlık sorunları yaşadı. Kısaca, figüranlar çok düşük ücretlere çalışan ve hayatları zor geçen emekçilerdir.

***

Kemal Kılıçdaroğlu’nun İstanbul’daki salon toplantısının, parayla “oyunculuk ajansı”ndan kiralanan figüranlarla doldurulmasını konuşuyoruz kaç gündür. Buradaki tuhaflık şu: Kılıçdaroğlu, CHP’de “arınma”dan bahsedip akçalı işlerde temizliğe vurgu yaparken sürekli “satın alınmama”dan bahsedip durdu son zamanlarda. Oysa İstanbul gibi bir megapolde bir salonu dolduracak birkaç yüz CHP’li bile bulamayıp oyunculuk ajansından paralı figüran tutmak zorunda kaldılar. Kayyum Gürsel Tekin, bunun yalan olduğunu söyledi ancak BirGün muhabiri, “angaje gazeteci”lik örneği sergileyip paralı figürasyon işini kanıtlarıyla gösterdi. Ortaya tuhaf bir durum çıktı. Ancak burada asıl mesele, figüran kiralayan CHP’nin kendisinin siyasette bir figürana dönüşmesidir. Figüranı burada, önemsenmeyecek bir kategori anlamında değil, etkisiz rolde yer almak anlamında kullanıyorum. Son olaylar gösterdi ki, artık açık biçimde saraya bağlı iplerin çekilmesiyle sergilenen kukla oyununda CHP, “asıl oyuncu” (başroldeki) AKP’nin basit bir aparatına dönüşmüş durumda. Yani Kılıçdaroğlu’nun mahkemece atanmış CHP’si, basit bir rozet takma töreninde bile oyunculuk ajansından figüran kiralayıp derken kendisi bir “figüran”a dönüşmüş durumda.

CHP'nin Figüranlığı

Boğaz’da dizi sefası

***

Fakat burada bir başka mesele de şu: Kaç gündür CHP’yi eleştireceğim derken bir emek(çi) kategorisi olarak figüranlığın küçümsenmesidir. Burada “parayla tutulan” figüranlar arasında Mısırlı, Özbek gibi göçmenlerin, atanamayan öğretmenlerin ve öğrencilerin bulunmasına değin çeşitli ve farklı ezilen, dışlanan ve işsiz emek ve iş kategorileri, bilmeden ve kasti olmadan olsa da, küçümsenip duruldu. Figüranlara ödenen günlük/yevmiyenin (950 TL), zar zor bir asgari ücret ettiği de gözden kaçtı. Figüranlara arka bahçede slogan provasının yaptırılmış ve CHP yeleği giydirilmiş olmasının belirtilmiş olması da, CHP’ye çakayım derken figüranlara “vurmuş” oldu. Oysa figüranlığın doğası böyle: Oynayacağınız rol için bazı şeyleri öğrenmek zorundasınız. Ne var ki onca haber ve yorumda CHP’nin paralı figüran kullanması eleştirilirken bir emek(çi) ve iş kategorisi olarak figüranlığın, değer ve önemi ne paranteze alındı ne de araçsallaştırılması eleştirildi. Şu denilmeliydi: Sinemada figüranlık doğal ve gereklidir ancak politikada bir değersizliktir. Siyaseten kendinizi değerli kılmanın tek yolu, üye, sempatizan ve seçmen nezdinde teveccüh sahibi olup doğrudan bir gönül ilişkisi yaratacak yapının kurulmasıdır. Atanmış CHP, doğal üye, sempatizan ve seçmen bulamayınca parayla kiralanan figüranlardan medet umdu. Bu eylemin kendisi değersizdir ancak figüranlar değil. Emekçi emeğini satar, bu bir şey; emeğin gerçek hakkını alıp almadığı ve ne tür koşullarda çalıştığı ise bambaşka bir şeydir. Gürsel Tekin’in nezdinde figüranlar, partinin sloganlarını atmaları için parayla tutulmuş insanlardan başka bir şey değil. Ama kendi partisinin figüran rolüne düşürülmesi, anlaşılan önem arz etmiyor. 

CHP'nin Figüranlığı

Yönetmen Ziya Öztan’la birlikte

***

Kayyum Gürsel Tekin, bu kanıtlı, gerçek ve aşikar olayı hemen FETÖ’ye bağladı, komplo olarak nitelendirdi. Oysa bu, gerçek bir haberdi ve BirGün muhabiri Ebru Çelik, üstelik kendisini de bu iş için kaydettirmiş ve olayın gerçek olduğunu ortaya koymuştu. Bu tür angaje gazeteciliğim temel motivasyonu, makam ve para değil, gerçek gazeteciliktir. Halkın haber alma hakkı engellenemez. Ancak asıl haber, CHP’nin siyaseten artık ne başrolde ne de yan rolde yer almasıdır. Bir gün halk da artık figüran rolünü reddedip baş rolü kaptığında, bu CHP’nin rolü de tarihe karışacaktır.

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış