Biz şimdi alçak sesle konuşuyoruz ya
Sessizce birleşip sessizce ayrılıyoruz ya
Anamız çay demliyor ya güzel günlere
Sevgilimizse çiçekler koyuyor ya bardağa
Sabahları işimize gidiyoruz ya sessiz sedasız
Bu, böyle gidecek demek değil bu işler
Biz şimdi yanyana geliyor ve çoğalıyoruz
Ama bir ağızdan tutturduğumuz gün hürlüğün havasını
İşte o gün sizi tanrılar bile kurtaramaz

Cemal Süreya

Emekçilerin Kutup Yıldızı: 1 Mayıs

Dünya emekçilerinin “Birlik, Dayanışma ve Mücadele Günü” olarak 1 Mayıs’ın arkasında, uzun ve çileli bir sınıf savaşımı tarihi vardır. Başta İngiltere, Fransa ve ABD işçilerinin 19. yüzyıl boyunca yürüttüğü bu savaşımın ana uğrakları, 1848 Avrupa Devrimleri, 1871 Paris Komünü ve 1 Mayıs 1886 ABD Genel Grevi’dir.

Emekçilerin Kutup Yıldızı: 1 Mayıs

ABD ve Kanada Örgütlü İş ve İşçi Birlikleri Federasyonu (FOTLU), 1 Mayıs 1886’yı, 8 saatlik işgününün yasalaşması için yapılacak Genel Grev’in tarihi olarak belirledi. Genel grev sürerken, 4 Mayıs 1886’da Şikago’daki Haymarket Meydanı’nda bir miting düzenledi. Ancak bu barışçıl toplantı, bitime yakın, polis ve yedekteki paramiliter Pinkerton çetesi tarafından basıldı. Çatışmada 12 kişi öldü. Suç, işçi liderlerinin üzerine atıldı. Yalancı tanıkların kullanıldığı düzmece yargılama sonucunda idama mahkum edilen 7 kişiden 4’ü asıldı, 1’i cezaevinde öldü, 2’sinin cezası ömür boyu hapse çevrildi. II. Enternasyonal 14-21 Temmuz 1889’da Paris’teki kuruluş kongresinde, anılan genel greve atfen 1 Mayıs’ı Uluslararası Emekçiler Günü olarak kararlaştırdı. İlk 1 Mayıs etkinlikleri 1890’da 22 Avrupa kenti ile Şili, Peru ve Küba’da gerçekleştirildi.

Çoğu ülkede resmi tatil günü sayılan 1 Mayıs 126 yıldır coşkuyla kutlanıyor. Bizde ilk kez 1909’da Selanik’te ve 1910’da İstanbul’da kutlanan ve aralıklı biçimde yasaklanan 1 Mayıs, 2009’da “Emek ve Dayanışma Günü” adıyla yasallaştı. Dünya emekçileri gibi Türkiye işçi sınıfı da, 1 Mayıs’ı İşçi Bayramı olarak kutlayabilme uğrunda ağır bedeller ödedi. 1977’de DİSK’in öncülük ettiği 1 Mayıs Taksim Mitingi, emek ve özgürlük düşmanlarının Haymarket Meydanı’ndakine benzer bir provokasyonuyla kana bulandı. 37 yurttaşımız yaşamını yitirdi.

Ölümcül çalışma koşullarının düzeltilmesi ve kimi yerde 20 saati bulan işgününün 8 saate indirilmesi talebiyle başlayan hak arama savaşımının bir ürünü olan 1 Mayıs, geçen 126 yıl içinde, sömürüsüz, baskısız ve sınıfsız bir toplum özleminin evrensel sembolü haline geldi. Dünya emekçileri, en zor koşullar altında bile 1 Mayıs’ı tarihsel ve güncel anlamıyla yaşatmayı başardı. Bu iniş-çıkışlı yolculukta işçi sınıfı, 8 saatlik işgünü de dâhil sendika, toplu sözleşme, grev, sosyal güvenlik gibi yeni kolektif haklar kazandı. Bunda 1 Mayıs’ın aşıladığı birlik ve dayanışma bilinci önemli rol oynadı. Her 1 Mayıs, erişilen kazanımların kıvancını yansıttı; sermaye karşısında sınıfsal duruşun ve toplumsal sorunlara emek cephesinden bakışın platformu oldu.

Bugün kuşkusuz, 19. yüzyıl kapitalizminin vahşi çalışma koşulları değişti. Patronları korumak için, devletin açıktan kaba güçle gerçekleştirdiği işçi kıyımları
da azaldı. Ancak kapitalist sömürü ve baskı çarkı işliyor. Özellikle 1980’li yıllarda emek karşıtı ideolojik bombardıman altında dayatılan neoliberal politikalar, emekçileri güç ve mevzi kaybına uğrattı.

Güney Afrika Sendikaları Kongresinin 1 Mayıs Afişi (2007)

İşçilerin son 40 yılda kazandıkları hemen hiçbir temel hak ile ilgili, anlamlı ve kalıcı hiç ilerleme olmadı. Tersine sendikalaşma oranı her yerde çarpıcı biçimde düştü. Toplu sözleşme ve grev sistemi sulandırıldı. Ücretler ve sosyal haklar görece geriledi ve sınıfsal gelir bölüşümü bakımından tarihin en adaletsiz tablosu ortaya çıktı. İşçi sağlığı ve iş güvenliği ilkesi, işçiden çok, işyerinin ve işverenin korunmasına endekslendi. Bilim ve teknolojideki ilerlemelere karşın, iş kazaları arttı, toplu iş cinayeti boyutuna erişti. İşçilerin işini ve geleceğini güvence altına alan kıdem tazminatı budandı; haksız iş akdi fesihleri sıradanlaştı. Kapitalist sistemin kar oranlarındaki düşüşü önlemek üzere geliştirdiği sendikal yasaklar, taşeronluk, esneklik, tele iş vb. “ince” yöntemler yetmezmiş gibi, şimdilerde özel istihdam büroları eliyle uygulanacak bir “kiralık işçi” sistemi tezgâhlanmaktadır.

Sendikalar toplumsal-siyasal işlevleri bakımından da geriletildi. Örneğin Türkiye’de bugün gelinen noktada işçi sendikalarının toplumsal sorunlara yönelik ilgisi, sınıfsal yaklaşım bilinci ve yaptırım gücü minimum düzeydedir. Aynı ölçüde olmasa da İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya, ABD ve hatta İskandinav ülkelerindeki işçi örgütleri de nicel ve nitel açıdan ciddi güç kayıpları yaşamaktadır.

Neoliberal politikalar, külfeti son tahlilde emekçilere yansıyan genel felaketler de getirdi.

DİSK'in 1 Mayıs Afişi (1976)

Tarihte eşi görülmemiş boyutta yapısal işsizlik, gelir dağılımında devasa eşitsizlik, doğa katliamı, yolsuzluk furyası, göçmen trajedisi, küresel terör, kabile ve mezhep savaşları peydahladı. Sınıf bilincini köreltmek üzere, dinci ve milliyetçi duyarlıklar kaşındı ve azdırıldı. Kimlik politikaları insanları ötekileştirecek biçimde fetişleştirildi. Bir yandan da halkların etnik, dinsel ve kültürel sorunlarını çözecek barışçıl girişimler bastırıldı; her türlü baskı, inkâr ve ayrımcılığı reddeden sosyalist ideoloji itibarsızlaştırıldı. Toplum, bilim karşıtı safsataların saldırısına açık tutuldu. Örgütlü savaşımla kazanılan ve yasal güvenceye bağlanmış haklar yerine, egemenlerin sadaka ve himmetine dayanan bir “sosyal yardım” düzeni kuruldu. Kapitalizmin yarattığı yoksulluk ve çaresizlikler böylece gizlenip kalıcılaştırıldı.

Günümüzde bütün bu birikmiş sorunlarla baş edilmesi, tüm emekçilerin birlik ve dayanışmasını gerektiriyor. Sınıf gerçeğinin ekonomik, ideolojik ve politik düzlemde yeniden anımsanmasını zorunlu kılıyor.

Gün, sınıfsal birlik, dayanışma ve mücadele kararlılığını tazeleme günüdür. 126. yılında 1 Mayıs’a yakışan ve ondan beklenen budur.

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış