Biz şimdi alçak sesle konuşuyoruz ya
Sessizce birleşip sessizce ayrılıyoruz ya
Anamız çay demliyor ya güzel günlere
Sevgilimizse çiçekler koyuyor ya bardağa
Sabahları işimize gidiyoruz ya sessiz sedasız
Bu, böyle gidecek demek değil bu işler
Biz şimdi yanyana geliyor ve çoğalıyoruz
Ama bir ağızdan tutturduğumuz gün hürlüğün havasını
İşte o gün sizi tanrılar bile kurtaramaz

Cemal Süreya

Trump’ın 50 günü

Unutmayalım, 20.yüzyıldan daha bütünleşmiş bir dünya ekonomisine bakıyoruz. ABD’nin küresel hegemonyasının güvenlik ayağı ile ekonomik ayağını aynı istikamette tutması artık zor görünüyor.

Trump’ın 50 günü

Amerikan başkanları kendi dönemlerini ile anılan doktrinlerle anılır ve tarihe bu sayede iz bırakılar. Obama dönemi (2009-2017) 8 yıllık ekonomik durgunluk ile sonlanmıştı. Trump ilk dönem başkanlığa hazırlanırken ekonomik büyüme hedefleri üzerinden ve pas kuşağı (rust belt) adı verilen sanayi bölgesini tekrar ayağa kaldıracağı vaatleriyle seçildi. Amerikalı (muhafazakâr) iktisatçılar Stephan Moore ve Arthur B.Laffer’in ‘Trumponomics’  (2018) kitabı Trump’ın kendi dönemine özgü ekonomik politikalarını anlatan bir kavram sundular. Kavramın kendisinin ne kadar bilimsel olduğunu bir kenara bırakırsak Trump’ın ekonomi politikalarını yazarlar belli nitelikleriyle tanımlıyorlar. Bunlar, bilinen sağ ya da sol ekonomik öğretilere yaslanmayan,  Cumhuriyetçilerin geleneksel vergi kesintilerini uygulayan, deregülasyoncu (müdahale etmeyen devlet), korumacı ticaret yanlısı ve altyapı yatırımları odaklı bir politikalar seti olarak tanımlanıyor. Bu politikalara ilaveten göçmen karşıtı tavrı ve Avrupalı müttefiklerinin güvenlik harcamalarını üstlenmeleri vurgusu yazarlar tarafından ‘popülist’ olarak nitelendiriliyor. Yazarların, Trump’ın bir dönem ekonomi danışmaları arasında bulunması bulgularını değerli hale getiriyor.

Trump’ın ekonomi politikalarını doktrin olarak nitelemek oldukça güç çünkü uzun dönemli ve sistemik bir duruma karşılık gelmiyor. Üstelik Trump’ın başkanlıkta son dönemi ve uzun vakti olduğunu düşünmüyor. Bu açıdan bakıldığında hızlı kararlar alıyor. Trump ilk başkanlık döneminde birkaç kere ulusal güvenlik danışmanlarını değiştirmişti. 2.başkanlık döneminde kendisine oldukça sadık bir kabine kurdu ve dış politika odaklı iddialı söylem geliştirdi. Liberal dünya düzeninin ana aktörü olan ABD için müttefikleri ve ortakları ile olan ilişkileri hayati rol oynuyor. Bu bağlamda ABD’yi tek başına belirleyici bir aktör olarak düşünmek eksik olur. ABD’yi müttefikleriyle ilişkileri, kurumsal ortaklıkları ve dünyanın geri kalanına nasıl baktığı üzerinden değerlendirmek gerekli. Bu durum Trump ya da herhangi bir diğer başkanın ekonomik hedeflerini de doğrudan etkileyecektir.

Trump’ın otoriter liderlerle geliştirdiği kişisel ilişkiler Amerikan değerler sistemine oldukça tezat bir durum. Özellikle demokratların benimsediği liberal uluslararasıcı ekol demokrasi ve insan hakları gibi norm/değer yüklü bir gözlükten dünyaya baktığı için Trump bu bakış açısına oldukça zıt bir duruş sergiliyor.  2.Soğuk Savaş olarak nitelenen Rusya - Ukrayna savaşındaki politikası ve Zelinsk’i ile basın önünde tartışması bizlere zayıf gördüğü liderlere karşı tavrını açıkça gösteriyor. Kazan - kazan tavrını ise otoriter ya da güçlü gördüğü liderlere karşı benimsiyor.  Benzer emperyal tavrı, Kanada, Panama ve Meksika için görüyoruz.  Trump’ın Panama politikasındaki iddialı tavrı sonuç vermiş gözüküyor çünkü Hong Kong merkezli şirket, Panama Kanalı'ndaki iki önemli limandaki hisselerinin çoğunu ABD'li yatırım şirketi BlackRock liderliğindeki bir gruba satmayı kabul etti.  ABD’nin konteynır trafiğinin %40’ı sadece Panama kanalı üzerinden gerçekleşiyor ve bu durum yıllık 270 milyar dolarlık deniz ticaretine karşılık geliyor. ABD’nin ekonomik büyüklüğünün  - güncel verilerle 30 trilyon dolar - ve liberal dünya düzenindeki başat rolünde Panama kanalı hayati rol oynuyor. 1989 yılında Panamayı yöneten asker ve uyuşturucu baronu Manuel Noriega ABD’nin askeri müdahalesiyle devrilmişti. Bu bölge tarihsel olarak ABD’nin askeri ve siyasi basıncı altında. ABD’nin arka bahçesi olarak nitelenen Latin Amerika ve Karayip bölgesinin 1.ticari ortağı uzun süredir Çin. Bu durum geri döndürülemez bir noktaya geldi ancak ekonomik işbirliği henüz askeri bir ortaklığa dönüşmüş değil. Ayrıca Trump, Kanada ve Meksika’dan yapılan ithalata %25 gümrük tarifesi uygularken Çin’den yapılan ithalata %10 oranında tarife uyguladı.  Biden döneminde Venezula’ya uygulanan ambargoya bazı muafiyetler getirilmişti. Trump bu muafiyetleri kaldırdığını duyurdu ve Venezuela’dan petrol alan ülkelerin ihraç mallarına %25 ikincil bir tarife uygulanacağını ilan etti.  Bu durum 340 milyonluk geniş bir pazara mal satmak isteyen başta Çin gibi ülkelerin mallarına ilave gümrük vergisi demek olduğu gibi Amerikalı tüketicilerin refahına büyük katkı yapan ucuz ithal ürünlerin fiyatlarının artması anlamına geliyor. Biden dönemi Covid-19 salgını ve Rusya Ukrayna savaşından doğan enerji fiyatlarının yükseliş dönemlerine tanıklık ettiği için ABD’den enflasyon son 40 yılın zirvesi olan %9.1 seviyesine yükselmişti. Fed’in faiz artışları sonucu enflasyon %3’ün altına indi. Dolayısıyla sesiz savaş olarak nitelenen Trump’ın gümrük tarifeleri politikasının ABD’de enflasyona nasıl etki edeceğini zamanla göreceğiz.

Trump başkanlığın ilk ayında BRICS ülkelerinin doların yerini alacak başka bir para birimine geçmeleri durumunda ihraç ürünlerine  %100 gümrük tarifesi uygulayacağını ilan etmişti. Trump’ın BRICS ortaklarını/küresel güneyi tehdit etmesi Çin’in rolünü büyütecek sonuçlar yaratır. Çin’in - tartışmalı bir kavram olan - az gelişmiş ülkelere öncülük etme hevesi bulunuyor. Çin mevcut uluslararası düzen içinde reform istiyor ve alternatif kurumlar geliştirmeye hevesli. Ayrıca, son yıllarda Brezilya, Türkiye, Mısır gibi ülkeleri tanımlayan orta büyüklükte devlet (OBD) literatürü gelişiyor. Bu devletler sınıfı küresel siyasette daha görünür olma ve kendi bölgelerinde bir hegemonik güç (dünya devleti) olmasına karşı bir tutum içindeler ve güç dengesi gözetiyorlar.  OBD’lerin iki kutuplu Soğuk Savaş yıllarında bloklardan bağımsız dış politika hedeflerini takip etmesi güç bir durumdu (Aron Paradigması).  BRICS gibi platformlar  - tıpkı 3.dünya ülkeleri gibi - henüz bir kutup olmuş değiller ancak ABD’nin küresel hegemonyasını sorgulatan gelişmelere tanık oluyoruz.  ABD ve AB arasındaki transatlantik ilişkilerin güvenlik kanadından ABD’nin çekilmesi ve Putin ile Trump’ın Ukrayna üzerinde anlaşması, Küba ve İran gibi ülkelerle yapılan anlaşmalardan Trump’ın çekilmesi ABD’nin müttefikleriyle olan ilişkilerine ve güvenilirliğine zarar veriyor. Benzer bir durum Kore Yarımadası için geçerli. Obama döneminin ‘stratejik sabır’ (silence patience) politikası Kuzey Kore’yi dünyanın geri kalanından izole etme üzerineydi. Trump ilk döneminde askeri seçeneğin masada olduğunu belirtince müttefiki Güney Kore ile eşgüdümlü hareket etmemesi endişeye neden olmuştu.

Çin’i çevreleme politikasına vereceği destek ve derinleşen ilişkileri ile bir başka otoriter lider Nerandra Modi ile Trump ortalık kurmuş gözüküyor. İsrail’in Gazze müdahalesinde ki açık ABD desteği malum. Üstelik Netayahu, Trump’ın 2. başkanlık döneminde Beyaz Saray’a davet edilen ilk yabancı lider. Arjantin devlet başkanı Javier Milei ve El Salvador’un genç başkanı Nayıb Bukele bu dönemde Beyaz Saray’ın müttefikleri olacaktır. Körfez Emirlikleri ve Victor Orban gibi otoriter liderler Trump’ın diğer müttefikleri gözüküyor.

Trump ABD’si, çok kutupluluğu körüklerken kurumsal ilişkileri ikinci plana attı. Uluslararası kurumlar ve hukuk - Gazze konusunda olduğu - itibar kaybettiği için, güven inşa edecek yeni mekanizmalara ihtiyaç var.  Ancak devletlerarası ilişkilerin/güvenin,  kalıcı olmayan, ikili ya da sınırlı ittifaklar üzerinden inşa edildiği bir döneme girdik.  Demokrasi ve hukukun üstünlüğü gibi değer yüklü dış politika yaklaşımı terk edildiği için yumuşak güç (soft power) tezi Trump döneminde itibar kaybetmiş yerine otoriter liderlerle kurulan ilişkiler önemli hale gelmiştir. Ayrıca, 130 ülkenin 1.ticari ortağı olan Çin’i Tayvan konusu üzerinden ve müttefikleriyle çevrelemek ABD’nin partilerden bağımsız politikası ancak ekonomik önlemler almak ve rakibini geriletmek konusunda ABD çok geç kalmıştır. Ticaret savaşları ve gümrük politikaları ile Trump dış ticaret açığını kapatmayı ve imalat sektörünü canlandırmayı düşünüyor. Bu sayede daha fazla iş imkânı yaratmayı umuyor. Ancak bu politikaların muhatabı olan ülkeler de Amerikan ihraç ürünlerine karşı gümrük tarifelerine geçiyor. Bu durum ABD’nin ihracat pazarının daralması anlamına gelecektir. Ayrıca, Trump’ın ticaret savaşları ve anti kurumsal dış politikası içe kapanmacılığı arttırıyor. Batı’nın kendi içinde diğer ülkelerin ise kendi aralarındaki ittifak örüntüsü içinde daha fazla ticaret yaptığı gözleniyor. (Özellikle teknoloji paylaşımı) Bu durum savaş öncesi bir durumu andırıyor ve adeta jeo-ekonomik bir ayrışma yaratıyor ve çok kutupluluk tezini desteleyen bir gelişme. ABD, kendi enflasyonunu dünyaya ihraç eden bir ülke ve bu sayede kendi büyümesini sağlıyor  (Aydın,2023).  Trump’ın ticaret savaşları politikası enflasyonist bir etki yaratırsa bu durum FED’in kararlarını etkileyecek ve gelişmekte olan ülkelerin şirketlerinin finansmana ulaşımı daha maliyetli olacaktır.  Küresel Güney ülkeleri bütçe çevrimlerini ağırlıklı olarak borçlanma ile yaptıkları için ABD’deki enflasyon ve faiz ilişkisi hayati öneme sahip. Unutmayalım, 20.yüzyıldan daha bütünleşmiş bir dünya ekonomisine bakıyoruz. ABD’nin küresel hegemonyasının güvenlik ayağı ile ekonomik ayağını aynı istikamette tutması artık zor görünüyor.

 

KAYNAKÇA:

  1. Aydın, Mustafa (2023) Global Akademi Söyleşileri Aralık,2023. https://www.globacademy.org/home/global-akademi-dersleri/
  2. https://www.youtube.com/watch?v=DBVT9yfDNC0
  3. https://www.bbc.com/news/articles/clyzlk259g2o
  4. https://www.porttechnology.org/news/fmc-highlights-panama-canals-importance-to-us-economy/
  5. https://www.whitehouse.gov/fact-sheets/2025/02/fact-sheet-president-donald-j-trump-imposes-tariffs-on-imports-from-canada-mexico-and-china/
  6. https://edition.cnn.com/2025/03/24/business/trump-venezuela-oil-tariffs/index.html
  7. https://www.investopedia.com/us-inflation-rate-by-president-8546447
  8. https://abcnews.go.com/International/top-south-korean-official-trump-comments-worrisome-causing/story?id=49186973

Yazar Koray Eser

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış