“Vali göbeği parkında saçları kıvırcık, esmer bir kız çocuğu babasının elinden tutmuş etrafa bakıyor. Antakya baharının sıcak günlerinden biri… Okul çıkışı güzel bir günde parka getirilen her çocuk gibi çok mutlu. İşten erken çıkan bir baba çocuğunun her istediğini yapmaya hazır.
Bu anımı hiç unutmadım. Her gün kendime bu masalı okuyarak uyudum. Bazı yerler vardır anılarımızı yaşatır ve bazı anlar vardır mecburiyetten unutulmaz. Vali göbeği parkı Antakya için çok anı barındırır, her Antakyalının o parkta bir anısı vardır. Burası aslında babamla park anılarım olduğu için çok önemli. Artık babamla buraya gelemediğim için çocukluğumun bittiğini ve babama veda ettiğimi anladım. Bu yüzden bu park benim için cinayet mahalli sayılabilir. On bir yaşımdan beri önünden hızlı hızlı geçtiğim, hiç oturmadığım bir park. Önünden hızla geçerken babamın beni salıncaktan indirip tahterevallide karşıma geçtiğini hatırlıyorum. Küçük bedenime saygı duyarak benimle aynı davranmaya çalışmasını özlüyorum. Bu özlem üzüntüye dönüşmeden dikkatimi dağıtıyorum.
9 Kasım’ın ardından babamla hatıralarım yarım kaldı. Babam beni çok sevmesine rağmen babasız kaldım. Babam tepkisiz bir hayata başladığından beri kendi kafamda yarattığım bazen değiştirdiğim bazen acıma kızgınlık, çaresizlik, mutluluk, sevgi kattığım anılarım oldu. Anılar beni besledi büyüttü. Babamı hep taze tutabilmek için senaryolar yazdım. Sonra bu senaryoları inanarak anlattım. Anlattıktan sonra biraz utandım. Hayal kırıklıklarımızı, acılarımızı acıtıcı da olsa kendimize itiraf edebilmenin elzem olduğunu bilsem de bu oyuna devam ettim. Büyüdükçe bizi biz yapanın bu olduğunu da öğrendim. Bazen ailemiz hiçbir zaman eksikliğini kapatamayacağımız bir miras bırakır bize. Bu miras ucu kızdırılmış bir ok gibidir. Bir gün kalbe batar bir gün başkasının kalbinde patlar.
Anlayan yanında kalır, bıraktığın günleri de Antakya’ya yerleştirir ve yoluna devam edersin. Yeni bir başlangıç yapıp eski babama veda ettim ve yeni babama merhaba dedim. Sanırım kalbime en çok bu dokundu.
Yeni başlangıçlara…” diyerek beş yıl önce bu yazıyı babama yazmıştım. Her çocuk gibi içi doldurulamayacak kocaman bir boşluktu. Bunun üzerine daha kötüsünü yaşayamayacağıma inanıyor, dünyanın en kötü duygusunu yaşadığımı düşünüyordum. Ancak öyle olmadı.
Takvim, 6 Şubat 2023’ü gösterdiğinde yıkılan şehirlerle birlikte dünya değişti, tabi benim duygu durumum da… Hayatın, ne kadar karmaşık, zor olduğu ile karşı karşıya olmanın yanında çok yalnız ve çaresizdik. Biz diyorum çünkü 11 şehir benimle aynı haldeydi.
Hitler’in soykırım sürecini etkili anlatan Piyanist filminin meşhur bir sahnesi vardır; başrol oyuncusu olan piyanist, tüm şehir yıkılıp herkes öldükten sonra enkazların arasından tek başına yürür. Tam anlamıyla içinde bulunduğumuz durum buydu.
O anlarda tırnaklarımızla kazıdığımız enkazların altında canlıların yardım çığlığını duymak ve hiçbir şey yapamamak bizi insanlıktan utandırdı çünkü her birey ortak acıda kendi felaketini yaşıyordu. Örneğin; otuz kişinin yaşadığı bir aile apartmanında, 6 Şubat günü, ailenin bir ferdi şehir dışında, kalan herkes ise yuva bildikleri cinayet mahallinde. ‘Tüm görevlilerden’ önce enkaz alanına gelen kişi, her şeyini kaybettiği için enkaza girmeye çalışarak kendini öldürmek istediğine şahit oldum.
Şanslıysak yakınlarımızı enkazdan çıkarıp defnedip deprem bölgesinden ayrıldık.
Şu anda yabancı kentlerde hiç tanımadığımız dostlarımızın desteğiyle yaşıyoruz, günlerimiz bir şekilde geçiyor. Bu süreçte toparlanmak için çabalıyoruz. Elbette, iyileşmenin birçok yolu var ancak bu coğrafyada mümkün mü bilinmez çünkü bir daha yaşayamayacağım eşsiz anıları hatırlattığı için önünden geçmek istemediğim Vali Göbeği Parkı dahil tüm Antakya yok oldu. Ölü kentin içinde hayatta kalan bir parça arıyoruz. Bu parçayı kollektif mücadele ile bulacağımızın bilincindeyiz.
Yoğun gündemler, kafa karıştıran siyasi olaylar, yoksullukla uğraşarak dikkatlerimizi, hak arama mücadelesinden başka yere yöneltmemizi istiyorlar. Her şeye rağmen yine yan yana duran halk unutmanın değil, hatırlamanın iyileştirici olduğunun bilincinde. Bu yüzden geri döneceğiz Antakya.
Ma Rıhne Nıhna Hon!
Yorumlar (0)