Laka Deresi ve 1995 Sel Felaketi
“Olayların” yaşandığı alan, Yamanlar Dağından başlayan ve yaklaşık 1.750 hektarlık su toplama havzasına sahip Laka Deresi Havzası içinde yer almaktadır. Laka deresi havzası ise İzmir’de 1995 yılında meydana gelen sel felaketi sonucunda 65 yurttaşımızın yaşamını yitirdiği bölgedir.
Bu gerçek dikkate alınarak, Laka Deresi Havzası içindeki toplam 1.326 hektarlık hazine arazisi, 17.10.2006 tarihinde Bornova Erozyon Kontrolü ve Sel Dereleri Islah Projesi kapsamında Orman Genel Müdürlüğü’ne tahsis edilmiş ve orman rejimine dahil edilmiştir. Bu kapsamda 338.628 adet ağaç dikilmiş; yaklaşık 1.365.381 TL (yaklaşık 1 milyon 50 bin USD) kamu kaynağı harcanmıştır.
Ancak burada temel bir planlama sorusu ortaya çıkmaktadır:
Bir kamu politikası, eğer on yıl içinde kendi kararını tersine çeviriyorsa, ortada planlama değil; siyasal irade değişimlerine göre savrulan bir mekân politikası vardır.
Orman, kâğıt üzerinde değil; toprakta, kökte ve su döngüsünde vardır.
Ağaçlandırılan Bölge Yapılaşmaya Açıldı
2006 yılında orman rejimine dahil edilen bölge, ilerleyen yıllarda aşamalı biçimde yapılaşmaya açılmıştır. 2010 yılında 74 hektarlık alan, Şehir Hastanesi yapılmak üzere Sağlık Bakanlığı’na tahsis edilmiştir.
Burada sadece imar değişikliği değil; kamu kaynağının işlevsizleştirilmesi söz konusudur. Önce ağaçlandırma için milyonlarca lira harcanmış; ardından aynı alan yapılaşmaya açılmıştır.
Ağaçlandırma yaptıysanız orman nerede? Orman yoksa o kamu kaynağı nerede?
TOKİ, Mahkeme Kararı Tanımıyor
Devam edelim: 2020 yılında Seferihisar’da meydana gelen depremden 26 gün sonra idare eliyle ormanlaştırılan bu alanın 375 hektarlık kısmı Cumhurbaşkanı kararıyla orman alanı dışına çıkarılarak TOKİ’ye devredildi. Ve TOKİ burada hemen 4 bin 602 konut inşaatına başlamıştı.
Fakat Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu 27 Ekim 2021 tarihinde 2021/671 itiraz no’lu kararı ile orman alanı dışına çıkarma işleminin yürütmesini durdurmuş; fakat bu karara rağmen yürütme yine de durmamış ve TOKİ inşaatları tüm hızıyla devam etmişti.
Danıştay 8. Dairesi 04 Ekim 2022 tarihinde 2020/7745 esas numaralı kararıyla, ilgili Cumhurbaşkanı Kararı’nı iptal etti. Fakat Danıştay kararına rağmen TOKİ inşaatları yine durmadı. Ne Orman Bölge Müdürlüğünün ne de Orman Genel Müdürlüğünün Danıştay kararının gereğinin yerine getirilmesi konusunda bir girişimleri de olmamış; bölgenin yeniden orman vasfına döndürülmesi gerekirken TOKİ inşaatlarının devam etmesine göz yumulmuştur.
Orman Alanı Dışına çıkarılmak istenen bu bölge çevresinde ilginç bir tesadüf eseri 2024 Ağustos’unda yangın çıktı. Yangın, orman alanı dışına çıkarılan bölgeye de yayıldı. Bu yangında geniş bir alanın yanı sıra orman alanı dışına çıkarılan bölge içinde kalan 95 hektarlık ormanlık alan zarar gördü. Fiili işgaller, yapılan tahsisler ve vasıf değişiklikleri ile orman varlığı tahrip edilen bölge nihayet 2024 Ağustos’unda, Cumhurbaşkanı kararıyla orman alanı dışına çıkarıldı ve bölge doğasının tabutuna son çivi böylece çakılmış oldu. İşin en ilginç yanı ise Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının kendi internet sitesinde övünerek paylaştığı “İzmir'de Depremzedeler İçin İnşa Edilen 4 Bin 602 Konut Tamamlandı” haberinin yayınladığı tarihte, söz konusu bölge yasal açıdan henüz orman alanı dışında değildi. Önce inşaatlara başlanıp bitirildi; konutlar satıldı. Sonra da 2024 Ağustos’undaki Cumhurbaşkanı kararıyla bu durum yasal bir hale sokuldu. Yani önce yapıldı, sonra yasallaştırıldı.
Yargı kararlarının uygulanmadığı bir kentte planlardan çok, fiili güç dengeleri hüküm sürer.
Kent hukuku askıya alındığında, doğa da askıya alınır.
Bölgenin yeniden orman vasfına döndürülmesi gerekirken, fiili durum oluşturulmuş; hukuki statü ise sonradan bu fiili duruma uyarlanmıştır.
“Yanan Yerleri Yapılaşmaya Açmadık” İddiası Gerçeği Çarpıtmaktır
Konuyla ilgili tartışmalar karşısında yetkili kurumların “yanan yerler yapılaşmaya açılmadı” savunmasının dayanağı yoktur. Bölgenin tabutuna çakılan son çiviye bakıp bunu iddia etmek kolay olsa da gerçek durum bundan farklıdır. Son Cumhurbaşkanı kararıyla orman alanı dışına çıkarılan bölgenin 95 hektarı, 2024 Ağustos’un yanan bölgedir. O yangında yanan bölgeyle orman alanı dışına çıkarılan bölgenin birbiriyle nasıl kesiştiğini aşağıdaki görselden anlamak çok kolay.
2024 yılında yanan ormanlık bölge ve orman alanı çıkarılan yerlerin kesişimi
Tehlike, Daha Fazlasının Olacağı Yönündeki İşaretlerdir
Bu alanın yapılaşmaya açılması, bölgenin çevresindeki diğer ormanlık alanlar üzerindeki baskıyı arttırmakta ve bölgenin tamamını tehdit etmektedir. Bölgenin Google Earth görüntüsüne baktığımızda, TOKİ konutlarının kuzeyine ve batısına doğru uzanan geniş alanın yapılaşma tehdidi altında olduğunu, kısa süre içinde bu bölgelerde çeşitli tesislerin yapılmaya başlanacağını kestirmek hiç de zor değildir. Yani sorun sadece son Cumhurbaşkanı imzasıyla orman alanı çıkarılan bölge değildir. Bunun kat kat fazlası bölgeyi tehdit eden bir durumla karşı karşıyayız.
Bölgenin Google Earth ile alınmış güncel görüntüsü
İzmir Sellere Karşı Korunaksız Hale Getirildi
Var olan ormanlık alanların kuşatılarak zayıflatılması; hatta sonrasında yok edilmesi, dere yataklarının ıslah edilmemesi ve tam tersine yapılaşmaya açılması yerleşim yerlerinin çeşitli doğal olaylar konusunda korunaksız hale getirilmesi anlamına da gelmektedir.
Deprem gibi bir felaketten kaçan insanları başka bir felaketin kucağına itmenin akılla, mantıkla ve bilimle açıklanabilecek bir yanı yoktur.
1995 yılında iyi bir adım atılarak orman rejimine dahil edilen Laka Deresi havzası, bu adımdan kısa süre sonra yapılaşmaya açılarak İzmir, sel tehdidine daha da açık bir kent haline getirilmiştir. Laka Deresi Havzası yaklaşık 1.750 hektarlık bir su toplama alanıdır. Havza planlaması yapılmadan gerçekleştirilen her yapılaşma, taşkın riskini artırır.
Bilimsel çalışmalar göstermektedir ki:
- Kentleşmeyle birlikte yüzey geçirimsizliği arttıkça yüzey akışı katlanarak artar.
- %10–20’lik geçirimsizlik artışı bile taşkın pik debisini ciddi biçimde yükseltebilir.
- Orman alanlarının betonlaşması yüzey akışını 3–5 kat artırabilir.
Bu nedenle havza planlaması yapılmadan gerçekleştirilen her yapılaşma, gelecekteki bir afeti bugünden planlamak anlamına gelir. Dere yatakları ve su toplama havzaları imara açıldığında, doğa bunu bir gün mutlaka geri ister.
Selden etkilenen Karşıyaka sahili
Karşıyaka’da selden etkilenen Girme Kavşağı
Şimdi sadece tabuta çakılmış son çiviye bakıp yorum yapmak, durumu tam anlayamamak ve aslında uzun bir kronolojiyi görmezden gelmek anlamına gelir. Yamanlar Dağı ve çevresinin hikayesi, aynı zamanda doğal yaşam alanlarının inşaat şirketlerine rant sağlama alanına dönüştürülmesinin hikayesidir. Bu inşaat şirketinin adının şu veya bu, hatta TOKİ olması, bu tahribatın niteliğini değiştirmiyor.
Burada kısaca değinilen bu kronoloji, sellere ve taşkınlara yol açan bir dere havzasının ile çevresinin önce orman rejimine dahil edilmesinin, milyonlarca lira harcanarak ağaçlandırılmasının; ardından AKP iktidarı döneminde aşamalı bir şekilde imara, yapılaşmaya, inşaata ve ranta açılmasının hikayesidir.
Yorumlar (0)