DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, Eş Genel Başkan Yardımcısı Tayip Temel, Antalya Milletvekili Saruhan Oluç ve STK Komisyonu üyesi Sultan Özcan'dan oluşan DEM Parti heyeti, bugün Ankara'da bir grup gazeteciyle kapalı bir görüşmede bir araya geldi. Görüşmede, barış sürecinde gelinen aşamaya ilişkin bilgilendirme yapıldı ve gazetecilerin sorularına heyet yanıt verdi.
Görüşmede yasal çerçevenin Meclis tatile girmeden çıkartılması konusunda AKP-MHP ile fikir birliğinde olduğunda bir kez daha paylaşıldı. Ancak kapsama dair tartışmalar sürüyor.
Heyet, yaklaşık 2 ay sonra yapılacak olan İmralı görüşmesinin kritik olduğunu ifade ederek, PKK'nin silah bırakma sürecinden af ve pişmanlık tartışmalarına kadar birçok başlıkta net açıklamalar yaptı.
Genel olarak DEM Parti yetkililer süreçten umutlu olduklarını gözlemlendi ve işlerin ters yönde gitmesine ihtimaline karşı sorulara, "mücadele ediyoruz" yanıtı verdi.
Doğan, en çok merak edilen sorunun "bir mutabakata varılıp varılmadığı" olduğunu belirterek, "Mutabakat demeyelim, fikir birliği. Meclis çalışmalarına ara vermeden bu yasal çerçevenin Meclis'e gelmesine ilişkin ortak bir fikir birliği var" dedi.
Doğan, zamanlamaya dair fikir birliğinin tek başına yeterli olmadığını, kapsamın ne olacağına dair tartışmanın sürdüğünü vurguladı. DEM Parti'nin AKP heyetiyle son görüşmede ilettiği talebi ise şöyle özetledi: "Kategorik olmaması, ayrım yapmaması, kucaklayıcı ve kapsayıcı bir yasal düzenleme olması. Suçlu-suçsuz, şiddete bulaşmış-bulaşmamış, lider kadro ve değil gibi bir kategorizasyon yerine tamamını kapsayan bir yasal düzenlemeyle yaklaşılması gerektiğine ilişkin görüşlerimizi ilettik."
YAZILI METİN PAYLAŞILMADI
Doğan, İmralı'da tutulan Abdullah Öcalan'la 24 Mayıs'tan bu yana kesintiye uğramış olan görüşme trafiğinin yarattığı riskleri de AKP yetkilileriyle paylaştıklarını ifade etti.
AKP ve MHP ile yapılan görüşmelerin olumlu geçtiğini ancak İmralı Heyeti'yle şu ana kadar yazılı bir taslağın paylaşılmadığını teyit eden Doğan, yazılı metnin siyasi partilerle görüşmenin ardından paylaşılmasını beklediklerini kaydetti.
DEVLET-PKK ARASINDA MEKANİZMA VAR, HALA ÇALIŞIYOR
Sözü devralan Tayip Temel, şunları ifade etti: "27 Şubat hem Türkiye hem dört parçada yaşayan Kürtler açısından kırk yıllık çatışmalı sürecin bir miladıydı. Yüz bini aşkın insanın yaşamını yitirdiği, büyük zararların yaşandığı, insanların yurtlarından edildiği, işkencelerden geçirildiği bir çatışmalı sürecin sona ermesi çağrısıydı" dedi. Bu çağrının devletin, DEM Parti'nin ve PKK lideri Abdullah Öcalan'ın ortak tartışmasıyla oluştuğunu belirten Temel, metni "yeni dönemin manifestosu" olarak niteledi.
Temel'in aktardığına göre çağrının hemen ardından PKK'nin tek taraflı ateşkesiyle birlikte, TSK'nin de süreç hassasiyeti nedeniyle Irak ve Rojava sınırları dahil bütün cephelerde yeni operasyonlara girmeyerek fiilen karşılık verdi.
Temel, bunun ardından PKK ile devlet arasında kurulan bir mekanizmanın çatışma riski taşıyan bütün alanları değerlendirdiğini, PKK'nin bu bölgelerden kış aylarına kadar sistematik biçimde çekildiğini anlattı.
RAPORLAR SON DERECE OLUMLU
DEM Parti'nin bu süreçteki rolünün, mekanizmanın çalışmalarına ilişkin Öcalan'ı bilgilendirmek ve raporlamak olduğunu belirten Temel, devletin de bu konuda "son derece olumlu raporlar" tuttuğunu, bunun karşılığında TBMM'de komisyonun kurulduğunu söyledi. Güney Kürdistan'daki Erbil ve Süleymaniye yönetimlerinin sürece katkısının da altını çizen Temel, bu katkının "pozitif" olduğunu ifade etti.
YASA ÇIKMAZSA...
Bütün bu sürecin sonunun, tarihsel adımlara uygun ve doğru bir yasal çerçevenin çıkmasına bağlı olduğunu söyleyen Temel, şöyle devam etti: "Eğer bir kardeşlik hukuku içinde, yeniden bir çatışma zeminine yol açabilecek gerilimi, inkârı, yanlış siyaseti önleyecek nitelikte yasalar çıkmazsa bu sadece çatışmayı önleyici bir yasa olur." Temel, yasanın ilk aşamasının silahın devre dışı bırakılması, çatışma zemininin ortadan kaldırılması ve yasa dışı ilan edilenlerin dönüşünü kapsadığını, ancak sorunun bununla bitmediğini vurguladı: "Türkiye'de hâlâ Kürtlerin Türk olarak tanımlanması sorunu var. Kürtçenin önünde hâlâ ciddi fiili ve resmî engeller var, eğitim dili değil. Belediyelere el koyan yasalar hâlâ yürürlükte, siyasetçiler hâlâ cezaevinde."
Bu ilk adıma "Barış Yasası", ardından gelmesi gereken demokratikleşme paketlerine ise "Özgürlük Yasaları" dediklerini belirten Temel, tartışmanın nihayetinde anayasa değişikliğine kadar uzayabileceğini söyledi.
MECLİS KOMISYONUNUN 6. VE 7. BÖLÜMÜ
Söz sırası kendisine gelen Saruhan Oluç, TBMM'de kurulan komisyonun Şubat ortasında açıkladığı raporun altıncı ve yedinci bölümlerinin süreç açısından kritik olduğunu anlattı. Oluç, "Altıncı bölüm, İmralı'da Öcalan'ın 'kök yasa' ya da 'barış yasası' dediği özel yasayla ilgiliydi. Böyle bir yasanın çıkması gerektiği konusunda bütün partilerin fikir birliği vardı, onun için altıncı bölüm yazıldı. Yedinci bölümde ise bu özel yasaya bağlı olarak hangi yasalarda düzenleme yapılması gerektiği demokratikleşme başlığı altında ele alındı; infaz yasası, terörle mücadele yasası, Ceza Muhakemeleri Kanunu ve kayyumlar çerçevesinde yerel yönetimler yasası bunlar arasındaydı" dedi.
10-12 MADDELİK UZUN OLMAYAN BİR YASA
Şubat ortasından bu yana somut bir sonuca henüz dönüşmediğini ancak son görüşmelerden edindikleri izlenime göre Meclis'in yaz arasına girmeden özel yasa çalışmasını tamamlayacağını belirten Oluç, yasanın "10-12 maddelik", uzun olmayan bir yasa olacağını söyledi. DEM Parti'nin hazırladığı önerileri İmralı'da Öcalan'a ilettiklerini, Öcalan'ın da yedi-sekiz maddede toplanan kendi önerilerini kendilerine aktardığını belirten Oluç, "Hem bizim önerilerimizi hem Öcalan'ın önerilerini iktidar ve devlet duydu, not aldı, bilgisi var. Ancak şu ana kadar ne biz onlara yazılı bir öneri verdik, ne onlar bize yazılı bir öneri verdi" dedi.
Oluç, yasanın "işlevsel" olması için kapsamının ayrım içermemesi, kategori yaratmaması ve isteyen herkesin faydalanabilmesi gerektiğini yineledi. Komisyon sürecinde bazı ceza hukukçularının Türk Ceza Kanunu'nun 221'inci maddesindeki "etkin pişmanlık" düzenlemesine atıfta bulunmasına karşı DEM Parti'nin itiraz ettiğini de hatırlatan Oluç, "Bu bir pişman olup olmama meselesi değil, pişmanlık kavramı üzerinden tartışılamaz dedik ve bu itirazımızın tutanaklara girmesini sağladık" diye konuştu.
"BİRİNCİ HAT BOŞALTILDI, DİĞERLERİ BOŞALTILMADI" TARTIŞMASI
Gazetecilerin sorularına geçildiğinde ilk yanıtları Temel verdi. AKP kaynaklarının, PKK'nin Irak'ta yalnızca "birinci hattı" boşalttığı, diğer bölgelerde durduğu yönündeki değerlendirmelerine ilişkin soruya Temel, bu tartışmanın "yanlış ve teknik olarak mümkün olmayan bir önermenin" zeminini hazırladığını söyledi:
"PKK ile devlet arasında kurulan, Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin de katkı ve ev sahipliği sunduğu bir mekanizma var. Herkes bunu biliyor ama ısrarla söylemek istemiyor. Bu mekanizma yasayı tartışmıyor, süreçteki pratik sorunları gidermeye çalışıyor. Yasanın muhatabı Öcalan'dır. 'Birinci hat boşaltıldı, diğerleri boşaltılmadı' söylemi, 'silahlar bırakılsın, teyit edelim, sonra yasa çıksın' gibi teknik olarak mümkün olmayan bir zemin hazırlamaya yarıyor. Bu propagandayı çözüm karşıtlığı yapanlar yapıyor."
Temel, otuz kişilik grubun silahını bıraktıktan sonra bir daha silaha dokunmadığını ama silahlı güçlerin yanında kaldığını hatırlatarak, "PKK silahlıdır, silahı bırakmış değil. Kongrede fesih kararını ve bunun sembolik adımını attığını ilan etti, şimdi yasayı bekliyor. Hangi güvenli alanda silahlar teslim edilecek, bu teknik olarak nasıl mümkün olacak sorusu hâlâ cevapsız" dedi.
'KARAR VERMİŞ BİR DEVLET VAR MI, EMİN DEĞİLİZ'
Türkiye'de bu sorunu çözmeye dair büyük bir kararlılık ve iradenin hâlâ istenilen düzeyde oluşmadığını söyleyen Tayip Temel, şöyle devam etti: "Bu irade Öcalan'da tamdır, Bahçeli'de bu niyet tamdır. İktidarda da Cumhurbaşkanı'nın bir yol verme kararlılığı var; en azından görüşmelerin, müzakerenin sürmesine dair bir şey var. Ama mekanizmalar buna göre oluşmadı, basın dili buna göre oluşturulmadı."
Temel, hâlâ "öcüleştirilen bir Öcalan" olduğunu, ortak yaşamı ve Türk-Kürt barışını savunan tek aktör olmasına rağmen basın dilinin sürekli geçmişteki imajına gönderme yaptığını, bunun üzerinden "düzenlemeler onu kapsamamalı" propagandasının yürütüldüğünü söyledi.
Bunu bir zihniyet meselesi olarak tanımlayan Temel, "Buna karar vermiş bir devlet var mı, bundan emin değiliz. Geçmişteki acılara hepimiz saygı duyarak, geleceği kurtarmak için barış ve kardeşlik hukukuna karar vermiş mi vermemiş mi bilmiyoruz; bu konuda iktidardan herhangi bir söz duymadık. Çatışmayı önleme gibi bir iyi niyet var, eyvallah — ama mesele hâlâ böyle ele alınıyor" dedi.
BAHÇELİ NEDEN SUSKUN?
Devlet Bahçeli'nin son dört haftalık grup toplantısında sürece değinmemesine ilişkin soruyu da yanıtlayan Temel, "Bu sorunu çözmeye dair büyük bir kararlılık ve irade Türkiye'de hâlâ istenilen düzeyde oluşmamış. Bu irade Öcalan'da tamdır, Bahçeli'de bu niyet tamdır. İktidarda Cumhurbaşkanı'nın bir yol verme kararlılığı var ama mekanizmalar buna göre oluşmadı, basın dili buna göre oluşturulmadı" dedi. Bahçeli'nin son grup konuşmalarında sessiz kalmasını "geçmişe takılmadan geleceği kurtarma" derdiyle açıklayan Temel, bu sessizliği "söylenen pratik adımların hâlâ atılmamış olmasına dair bir tutum" olarak okuduklarını belirtti.
"GERİ ADIM ATMAYACAĞIZ"
AKP, MHP ve devletin bu süreçte ortak bir noktada mı olduğuna dair soruya Doğan, sürecin söz konusu aktörler tarafından "devlet projesi" olarak tanımlandığını, buradan geri adım atılmayacağına dair söylemlere işaret etti. Doğan, "Adına Terörsüz Türkiye deseler bile biz buradan geri adım atmayacağız, kararlılıkla ilerleyeceğiz."
Oluç da hükümetin şimdiye dek somut bir demokratikleşme takvimi sunmadığını, komisyon raporundaki bütün başlıklara zaten evet dediklerini ama bunların "hangi takvimde" hayata geçeceğinin bir müzakere meselesi olduğunu sözlerine ekledi.
"HANGI PKK LİDERİNİN NEREDE YAŞAYACAĞI MÜZAKERE KONUSUDUR"
PKK'li yöneticilerin geri dönüşünün "Türkiye'ye dönüş" dışında bir seçenek içerip içermediği sorusuna Temel, yasanın PKK'nin feshine dayanması ve PKK'li olmaktan doğan bütün soruşturma ve davaların düşmesi gerektiğini, ama "hangi PKK liderinin nerede yaşayacağı" sorusunun ayrı bir müzakere konusu olduğunu söyledi: "Bu, Öcalan, örgüt ve devlet arasındaki müzakereyle belirlenir. Yasanın dışında bırakılarak çözülemez bu mesele; dünyadaki bütün çatışma çözümü örneklerinde gerilla liderlerinin kapsam dışı bırakıldığı bir düzenlemeye ne PKK ne de Öcalan razı olur. Türkiye dışındaki seçenekler, yasayla Türkiye'ye dönüşün önünü kapatmamak şartıyla müzakere edilebilir."
"AF DA OLMAZ, PİŞMANLIK DA OLMAZ"
Bahçeli'ye ilişkin sitem sorusunu da yanıtlayan Doğan, karşılıklı eleştiri ve önerilerin her görüşmede paylaşıldığını belirttikten sonra, senelerdir çatışma çözümü alanında çalıştığını, Güney Afrika'dan Kolombiya'ya birçok süreci yerinde takip ettiğini hatırlattı. Doğan, yakın zamanda Eş Genel Başkan Tuncer Bakırhan'la katıldıkları bir toplantıda dinledikleri Kolombiya deneyimini şöyle aktardı: "Kilit isimlerden biri bize 'Aslında biz FARC'ı köşeye sıkıştırmıştık, yenmek üzereydik' dedi. Biz de sorduk: 'Yenmek üzere olduğunuz bir örgütle niye masaya oturdunuz?' Cevap şuydu: 'Onlar bizim vatandaşlarımızdı, bu sorunun tekrar ortaya çıkmaması için kalıcı bir çözüm istedik.'"
"Af da olmaz, pişmanlık da olmaz" diye vurgulayan Doğan, şöyle devam etti: "Eğer bu mesele af içeren yasal düzenlemelerle çözülebilseydi bugüne kadar çözülürdü. 1985'ten bu yana 10'u aşkın etkin pişmanlık yasası çıktı, 100 başvuru bile yok. Demek ki ne af ne pişmanlık. Yine demek ki ne teslimiyet ne de taviz. Devlet, devlet olma ciddiyetiyle yaklaştığında bu sorun zaten çözülür; biz bu ciddiyetin altını yurttaş olma hakkının tanınmasıyla dolduruyoruz."
Doğan, silahsızlanmanın tek başına bir mesele olmadığını, kendisinin zaten siyasi bir başlangıç adımı olduğunu, bunu takip etmesi gereken İnfaz Kanunu'ndan TCK ve TMK'ya uzanan demokratikleşme paketlerine ihtiyaç duyulduğunu söyledi: "Barışı demokrasiden, demokrasiyi barıştan ayırmamız mümkün değil. Biz telaşlı değiliz ama bir takvimi olsun istiyoruz."
"PAZARLIK YAPMIYORUZ"
AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanması, kayyum meselesi ve Selahattin Demirtaş'ın durumunun çerçeve yasa kapsamında bir "pazarlık konusu" olup olmadığı sorusuna en net yanıtı Oluç verdi: "Bir pazarlık yapmıyoruz, çünkü AİHM ve AYM kararlarının uygulanmasının önünde zaten bir engel yok; anayasaya göre bu kararlar tartışmasız uygulanmalı, bunun için yeni bir yasaya gerek yok. Kayyum meselesinde de komisyon raporunun yedinci bölümünde bütün partiler anlaştı: Görevden uzaklaştırılan belediye başkanının yerine kayyum değil, belediye meclisinin içinden bir vekil seçilmesi. Bu bir-iki maddelik bir yasa değişikliği, meclise geldiğinde birkaç saat içinde çıkar."
Demirtaş ve Figen Yüksekdağ'ın durumuna ilişkin dört ayrı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı bulunduğunu, bir buçuk yıla yakın süredir istinaf mahkemesinde usule aykırı biçimde beklediğini hatırlatan Oluç, "Bizim gözümüzde onların çoktan salınması gerekiyordu. Bu bizim için özel bir müzakere konusu değil, hukuken zaten yapılması gereken bir iş; her görüşmede hatırlatıyoruz, hatırlatmaya da devam edeceğiz" dedi.
ANAYASANIN İLK DÖRT MADDESİ GÜNDEMDE DEĞİL
Anayasa'nın ilk dört maddesinin tartışılıp tartışılmayacağı sorusuna Oluç, bugüne kadar ne AKP'yle ne İmralı'da böyle bir tartışma yürütülmediğini, bunun DEM Parti'nin gündeminde olmadığını söyledi: "Anayasa'nın geri kalanını tartışmaya hazırız ve açığız; bu konudaki hem Kürt sorununun demokratik çözümüne hem sistemin bütününe dair önerilerimiz hazır. İstenirse bunu kapalı kapılar ardında değil kamuoyunun önünde tartışırız." Oluç, nihai bir çözüm için Türkiye'nin yeni, demokratik ve özgürlükçü bir anayasaya ihtiyacı olduğunu düşündüklerini, çünkü Kürt sorununun hem bir kimlik hem bir kültür hem de bir yönetim meselesi olduğunu sözlerine ekledi.
NUMAN KURTULMUŞ'UN TURU BEKLENİYOR
Diğer siyasi partilerin sürece dahil edilmesine ilişkin soruları yanıtlayan Doğan, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş'un bir tur yapacağına dair bir "duyum" aldıklarını ancak partilerine henüz resmi bir bildirim yapılmadığını söyledi: "Numan Bey'in ziyaret takvimi henüz paylaşılmadı. Meclisteki ortak komisyon raporu bir yazım ekibiyle, siyasi partilerin asgari müştereklerde buluşmasıyla ortaya çıkmıştı; bu uzlaşı yöntemini önemsiyoruz. Taslağın tek imzayla değil, diğer partilerin de imzasıyla Meclis'e sunulması hem kolaylaştırıcı hem toplumsal desteği artıracak bir adım olur."
KONGRE HAZIRLIKLARI SÜRÜYOR
Toplantının açılışında kongre hazırlıklarına da değinen Doğan, il konferanslarının tamamlanmak üzere olduğunu, ardından bölge konferanslarının (Ege, Marmara, Diyarbakır, Van) yapılacağını söyledi. Eylül başında kadın ve karma olmak üzere iki büyük konferans düzenleneceğini, 20 Eylül'de ise Ankara Arena Spor Salonu'nda kongrenin toplanacağını belirten Doğan, "Amacımız kongreyi yeni bir yapılanmanın başlangıcı hâline getirmek. Yalnızca merkezi organların değişeceği bir kongre hazırlığı içinde değiliz, program yeniden yazılıyor, her şey değişime açık bir biçimde tartışılıyor" dedi.
"ONLAR SATRANÇ OYNARKEN BİZ TAVLA OYNAMIYORUZ"
İki saate yakın süren toplantıyı Saruhan Oluç'un bir değerlendirmesi kapattı. Sürecin, hangi iktidar olursa olsun ertelenemeyecek bir öncelik olduğunu vurgulayan Oluç, "Bizim böyle bir lüksümüz yok; hangi parti iktidardaysa, devlet kimin tarafındaysa onunla konuşuruz. Karşımızdakiler satranç oynuyor, biz de satranç oynuyoruz; onlar satranç oynarken biz tavla oynamıyoruz" dedi. Bazı kozların karşı tarafın elinde tutulduğunu gördüklerini ama bunu değiştirmek için mücadele ettiklerini belirten Oluç, "Kürt sorununun çözümü Türkiye'de demokratikleşmeyle iç içedir, demokratikleşme de Kürt sorununun çözümüyle. Biz kendimize güveniyoruz, inşallah en iyisini yapacağız" diyerek sözlerini tamamladı.
Toplantıyı yöneten Sultan Özcan da kapanışta sürecin "silahtan demokratik mücadeleye geçişi" hedeflediğini belirterek katılımcılara teşekkür etti.
Yorumlar (0)