Biz şimdi alçak sesle konuşuyoruz ya
Sessizce birleşip sessizce ayrılıyoruz ya
Anamız çay demliyor ya güzel günlere
Sevgilimizse çiçekler koyuyor ya bardağa
Sabahları işimize gidiyoruz ya sessiz sedasız
Bu, böyle gidecek demek değil bu işler
Biz şimdi yanyana geliyor ve çoğalıyoruz
Ama bir ağızdan tutturduğumuz gün hürlüğün havasını
İşte o gün sizi tanrılar bile kurtaramaz

Cemal Süreya

Öğretmen Gözüyle Engel

Öğretmen Gözüyle Engel

Engel… Engel nedir sahi? Bu sözcük insanların zihninde nelere karşılık gelir? Yapmak, başarmak, yaşamak istersin ama bir şeyler seni durdurur. Yolunu, hızını kesmeye çalışır. Ne kadar zor başarılar gelir aklımıza, engeli aşmak denildiğinde. Oysa bazı insanlar için engeli aşmak, sadece hak ettiği dünyada var olmak, insan olmaktır. Yakınlarımızı, çocuklarımızı koruduğumuzu söyleyerek çekip alıyoruz onları hayatın içinden, böylece onlar o kadar azalıyorlar ki etrafımızda, sanki yoklarmış gibi düşünüyoruz. İtalya’nın, Montemiletto kasabasındaki okullarda ağır engelli çocuklar gördüm. Yaşıtları ile aynı ortamları paylaşıyorlardı ve sınıflarda birden çok fazlaydılar. Mevcut öğrenci sayıları çok azdı ve eğitimcilerinin yanındaki bakıcılar, çocuklara destek oluyorlardı. Engelli öğrencilerin eğitimi konusunda herhangi bir fikri olmayan insan, rahatlıkla bu kadar engelli çocuğu gördüğünde, kasabada genel bir sağlık sorununun olduğunu düşünebilirdi.

Türkiye’de ise eğitim görülen binaların mimari yapısı, mevcutların kalabalık olması, engelli bakımında yetkin insanlardan destek alınmaması bu tür bireylerimizin toplum dışında kalmasına ve unutulmasına sebep oluyor. Kaynaştıralım ya da ayıralım gitsin tarzı çözüm odaklı olmayan yaklaşımlar ise bu çocukların bulundukları yerlerde iyice dışlanmalarına kadar götüren tepkiler ile yüz yüze bırakmaktadır. Az sayıda çocuk okula gitmeyi başardığında ise akranları, bu durumda olan arkadaşlarına hayretle, acıyarak, dalga geçerek bakıyorlar veya onlarla ilişki kurmayı erdem sayıyorlar, girdikleri iyi ilişkilerde de acıma ya da sevap duygularını tatmin ederek haz almaya çalışıyorlar. Farklı ihtiyaçları olan insanlar ile aynı ortamı paylaşmayan bireyler ise doğal olarak çözüm arayışına girmiyorlar. Öyle ya, hayatın içinde olmayan bireyin ne gibi bir sorunu olabilir ki…

Engelli insanlarımızı ne kadar hayatın içine katarsak ve onlarla yaşarsak, o zaman sorunları görmeye ve çözüm aramaya başlarız. Arkadaşı ile bahçeye inemeyen, geziye gidemeyen, istediği oyunu oynayamayan çocuklar çözüm aramaya başlar. Kardeşini, evladını ya da herhangi bir engelli sevdiğini hayata katamayan kişi çözüm aramaya başlar. Çünkü sevgi; hayatı yaşamak ve paylaşmaktır. Sınıf ortamında engelli bir öğrenci olsaydınız, neler yaşayabilirdiniz diye sorduğumda; üçüncü sınıf öğrencilerim; “arkadaşlarım benimle dalga geçerdi, evde yaşamak zorunda kalırdım” şeklinde cevaplar veriyorsa, çözümü çok da uzaklarda aramamak gerek. Sadece akademik başarının düşünüldüğü, seviye tespit sınavlarının yapıldığı, insani değerler yerine, başarının ölçüldüğü ortamlarda, maalesef vicdanlar da engelliler de hayatın dışında kalmaya mahkûm oluyor.

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış