Biz şimdi alçak sesle konuşuyoruz ya
Sessizce birleşip sessizce ayrılıyoruz ya
Anamız çay demliyor ya güzel günlere
Sevgilimizse çiçekler koyuyor ya bardağa
Sabahları işimize gidiyoruz ya sessiz sedasız
Bu, böyle gidecek demek değil bu işler
Biz şimdi yanyana geliyor ve çoğalıyoruz
Ama bir ağızdan tutturduğumuz gün hürlüğün havasını
İşte o gün sizi tanrılar bile kurtaramaz

Cemal Süreya

Ankara 1890: Tiyatro ve Toplumsal Yaşamdan Kesitler

Ankara 1890: Tiyatro ve Toplumsal Yaşamdan Kesitler



Solfasol'da yayınlanan "Ankara'nın 'Gavur' Tarafı" başlıklı bir yazımda (sayı: 34), 1920 öncesi Ankarasına ilişkin bilgilerin kıtlığından söz etmiştim. Özellikle Kale eteklerindeki eski Ankara'nın fiziksel ve belleksel boşluğunu anlatmıştım. Mutlaka bilenler vardı, ama bu boşluğa neden olan olaylar hakkındaki ayrıntılı araştırmalar, ancak son yıllarda yapılan yayınlarla çok daha geniş bir okur kitlesine ulaşabildi.

İttihat Terakki'nin "ulusal temizlik" politikası ve 1916 yangını Ankara'nın Müslüman olmayan sakinlerini kentten sürüp çıkarmış ve onların yaşadığı semtleri, binaları ortadan kaldırmıştı. 1920 sonrasında bu konuda sessiz kalındığı, konunun hatırlanmadığı, hatırlatılmak istenmediği açık. Ne de olsa kurucu kadroların kökenleri bir şekilde İttihatçılıkla bağdaşıktır.

Bir ara konuyu İlhan Hoca'ya (Tekeli) sorduğumda bana pek aklımdan geçmeyecek bir kitap tavsiye etmişti: "Ahmet Fehim Bey'in Hatıraları". Ülkemiz tiyatrosunun öncülerinden Ahmet Fehim'in anıları 1926'da Vakit gazetesinde tefrika edilmiş. Elli yıl sonra 1977'de günümüz Türkçesine çevrilerek yeniden yayınlanmış. Bir solukta okunacak türden yalın anlatımlı, sadece tiyatro tarihine değil, döneminin toplumsal tarihine de ışık tutan zenginlikte bir kitap.

"Ülkemiz tiyatrosunun öncülerinden Ahmet Fehim'in anıları 1926'da Vakit gazetesinde tefrika edilmiş, 1977'de günümüz Türkçesine çevrilerek yeniden yayınlanmış, sadece tiyatro tarihine değil, döneminin toplumsal tarihine de ışık tutan zenginlikte bir kitap."

Tornacılıktan Tiyatroculuğa

Ahmet Fehim sanatçı bir babanın, hattat Kadir Efendi'nin oğludur. 1851'de doğmuştur. Dönemin itibarlı teknik okulu Tophane Sanat'ı bitirir, tornacı olarak çalışmaya başlar. Ama batılılaşmanın, modernleşmenin getirdiği tiyatroya vurgundur. Abdülhamit'in tahta çıktığı 1876 yılında, İstanbul Gedikpaşa'da, "Güllü Agop"un yönettiği tiyatroya katılır.

Osmanlı'daki ilk Müslüman tiyatro oyuncusudur. Ermeni sanatçılardan oluşan bir ekiple birlikte sahneye çıkar. Yönetmen Fasulyeciyan'dır. Altı ay sonra Bursa turnesine çıkılır. Ekipte kadın oyunculardan Hiranuş, Nıvart Şirinyan, Virjin Sahakyan vardır.
Bursa Valisi Ahmet Vefik Paşa, Molyer'den çeviriler, uyarlamalar yapacak kadar tiyatroya önem vermektedir. Ahmet Fehim ve arkadaşlarına destek olur. Hatta provalara katılarak katkıda bulunur. Bir süre sonra Paşa, Saray'la ters düşer, görevden alınır. Bursa'da çalışma olanağı kalmamıştır, İstanbul'a dönülür.

Fasulyeciyan, ekibini Selanik turnesine götürür. Ahmet Fehim İstanbul'da kalır ve kendi tiyatrosunu kurar. İşler tam yoluna girmişken, bağımsızlık isteyen Çerkezlere ilişkin bir oyun dolayısıyla Abdülhamit rejiminin hışmına uğrar, Gedikpaşa'daki tiyatrosu öfkeli saldırganlar tarafından yıkılır. Ahmet Fehim, o sırada Edirne'de bulunan Fasulyeciyan ekibine katılır, on ay bu kentte sahneye çıkar.
Ahmet Fehim'in tiyatro yaşamının önemli bir bölümü İstanbul dışında, turnelerde geçmiştir. Gidilen kentler arasında Selanik, Kavala, İskeçe, Gümülcine, Filibe, Manastır; Ege bölgesinde İzmir, Midilli, Bozcaada, Çanakkale, Ezine; Karadeniz kıyılarında Samsun, Ünye, Giresun, Ordu, Trabzon vardır. Bu kentlerde kendilerini ilgiyle izleyen tiyatro meraklıları bulmuşlardır. Böylesine bir hareketlilik, Osmanlı'nın son yıllarındaki kültür coğrafyasının yaygınlığını, kozmopolitliğini yansıtmıyor mu?
Gittikleri kentlerin bir bölümünde halk ilk kez tiyatro ile karşılaşıyordu. Ahmet Fehim'in bu kentlere ilişkin anlattıkları ilginçtir. Örneğin Trabzon turnesinden şöyle söz ediyor: "Trabzon ilk defa tiyatroyu görüyordu. Bu vilayette aşırı bir dindarlık ve kabadayılık hâkimdi. Bununla beraber hiç kimseden fena muamele görmedik."

Bugün de dikkate alınacak bir değerlendirme diyebiliriz.

"Trabzon ilk defa tiyatroyu görüyordu. Bu vilayette aşırı bir dindarlık ve kabadayılık hâkimdi. Bununla beraber hiç kimseden fena muamele görmedik."

1890’ların Ankarası’ndan Kesitler

Ahmet Fehim'in yolu 1890'ların başında Ankara'ya düşer. Kocamanoğlu Tiyatrosu'nu kiralamış olan Kolacı Agop'un davetini kabul eder. Ekibine bir de incesaz heyeti ekleyerek Ankara'ya doğru yola çıkar. Ekibinde, karı koca Külhanyanlar, İtalyan Reçina ve Agavni Keçeciyan vardır. O tarihte henüz demiryolu Geyve'ye kadar çalışmaktadır. Geyve'den sonra 9 günlük araba yolculuğuyla Ankara'ya varırlar.

Kocamanoğlu Tiyatrosu, bugün Anafartalar Caddesi'nin Eski Belediye ile Çıkrıkçılar Yokuşu girişi arasında olan kesimindeki eski Balık Pazarı'nın "sağ alt başında", altında dükkân ve gazinolar olan bir yerdir. Yeni yapılmıştır, Ahmet Fehim binayı beğenir ama yine de kolları sıvar ve bir hafta çalışarak tiyatronun iç düzenlemesini elden geçirir. İlk gece verdikleri temsili Vali Abidin Paşa "şereflendirir". Bu, önemli bir destektir. Ankaralıların ekibe gerekli önemi ve itibarı göstermesini sağlar.

"Ankara, çöl ortasında kalmış bir şehir, Katolik Ermenilerin toplandığı bir belde idi. Müslümanlar azdı. İzbe yerlerde, kümes misali evlerde adeta tünemişlerdi."

Ahmet Fehim'in anlattıklarından kente canlılık kazandıranların Müslüman olmayan Ankaralılar olduğu anlaşılıyor. Şöyle diyor: "Ankara, çöl ortasında kalmış bir şehir, Katolik Ermenilerin toplandığı bir belde idi. Müslümanlar azdı. İzbe yerlerde, kümes misali evlerde adeta tünemişlerdi."

Kocamanoğlu Tiyatrosu'nun Müslüman izleyicileri, memurlar, subaylar ve kentin kabadayılarıdır.
Bir süre sonra kumpanyada anlaşmazlık baş gösterir, tiyatro kapanır. Ama Ahmet Fehim'in elinden başka işler de gelir. Tabelacılığa başlar, tablolar yapar. Evini bir atölyeye çevirir. Mahallenin çocukları okul tatilinde meslek öğrenmek için evi doldurur. Yardımcısı nakkaş Yanko ile kiliseler için ikonalar yapar ve satar. Bu arada Bakkal Viçen ve Gazozcu Kirkor'un bir türlü onarılamayan makinelerini işler hale getirir ve iyi bir para alır.

Gazozcu Kirkor'un önerisiyle Balık Pazarı'ndaki bir başka binada "Cendercioğlu Tiyatrosu"nu açarlar. Tiyatronun gazino bölümü de vardır. Demiryolu Ankara'ya yaklaşmıştır. Demiryolu inşaatında çalışan yabancı işçi ve mühendisler kentin gece yaşamına hareketlilik getirmiştir. Ahmet Fehim onları düşünerek İstanbul'dan bir Macar orkestrası bile getirir.

Ankara'ya ilk tren 27 Ekim 1892'de gelir. Bunu kutlamak için kent süslenir, taklar hazırlanır. Ahmet Fehim bu işleri de yapar. Hatta Ankara Kalesi'ne göz alıcı bir Osmanlı tuğrası bile kondurur. İşler iyidir ama gazinoya Ankara'nın belalı takımından Kodobaş, Kasap Şerif, Kasap İbrahim ve arkadaşları dadanmıştır. Kimsenin söz geçiremediği bu güruh müşterilerin huzurunu bozmakta, üstelik hesap ödememektedir. Sonunda bir gece çıngar kopar ve böylece iki buçuk yıllık Ankara serüveni sona erer. Ahmet Fehim ekibini toplar Çankırı'ya doğru yola koyulur.

Osmanlı'nın son yıllarında, Cumhuriyet'in ilk döneminde Ahmet Fehim mesleğini İstanbul'da sürdürür. Darülbedayi'de hocalık yapar. Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati'nin girişimiyle 1926'da 50. sanat yılı jübilesi yapılır. Birkaç yıl sonra, 2 Ağustos 1930'da yaşamını yitirir. Anılarını sahaflarda bulamazsanız internetten indirebilirsiniz. Tarih meraklıları için hoş bir yan okuma olacaktır.

Yazar Arif Şentek

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış