Biz şimdi alçak sesle konuşuyoruz ya
Sessizce birleşip sessizce ayrılıyoruz ya
Anamız çay demliyor ya güzel günlere
Sevgilimizse çiçekler koyuyor ya bardağa
Sabahları işimize gidiyoruz ya sessiz sedasız
Bu, böyle gidecek demek değil bu işler
Biz şimdi yanyana geliyor ve çoğalıyoruz
Ama bir ağızdan tutturduğumuz gün hürlüğün havasını
İşte o gün sizi tanrılar bile kurtaramaz

Cemal Süreya

Başka Bir Gezegen Yok

Ekolojik kriz sadece bir çevre sorunu değil; politik, toplumsal ve ekonomik bir sorundur. Ranta, talana ve ekolojik yıkıma karşı örgütlenmeliyiz. Sadece muslukları kapatarak veya ampulleri söndürerek doğayı korumuş olmuyoruz. Ekolojik yıkıma, ranta, talana ve sömürü düzenine karşı mücadele ederek ormanların yok olmasını, kuraklığı ve susuzluğu durdurabiliriz, golf sahası, madencilik, termik santraller, atıklar doğayı iyileştirmez kirletir. İklimi değil, sistemi değiştirelim.

Başka Bir Gezegen Yok

“Küresel ısınma ile savaşmak için ağaç dikeceğinize; olan ağaçları da kesip golf sahası yapmaya uğraşıyorsunuz.”

Bu cümle Selena dizisinin 29. Bölümünde geçiyor. Ev hapsinde bunaldığım sırada kendimi Selena izlerken buldum. Selena, 2006-2009 yılları arasında yayınlanan fantastik/komedi türünde bir dizi ve bugün bile YouTube’da bölümleri tekrar tekrar izleniyor. İzlediğim bu 29. Bölümde iklim krizi işleniyordu; ben de bir ekolojist olarak bölümü değerlendirmeye karar verdim, bölüm liberal çevrecilik anlayışı hissi veriyordu.

Kıvılcım; çocukluktan beri aşık olduğu Ozan’ı elde etmek ve Ozan ile Selin’in arasını bozmak için erkeklerin popüler kızlardan hoşlandığını düşünerek televizyona çıkmak ister. Bu amaçla, büyük bir rant hırsına bürünerek bir “golf sahası” yaptırma kampanyası başlatır. Kıvılcım, doğayı sadece bir eğlence ve rant aracı olarak görüyordu. Bölümde Selena ışıkları kapattığında Nazlı korkuyla uyanır. Selena; ışıklar kapanmazsa küresel ısınmanın artacağını ve gelecekte neler olacağını göstermek için Selin, Leyla ve Nazlı ile birlikte 2006 yılından 40 yıl sonrasına, 2046 yılının İstanbul’una ışınlanır.

2046 yılındaki İstanbul müsilajla kaplanmış; kuraklık sonucu dünyadaki denizler ve göller kurumuş, denizde yaşayan canlıların %90’ından fazlası yok olmuştur. 2006 yılında müsilaj henüz ekoloji gündeminde yokken bile 2046 yılı İstanbul’unun müsilajla kaplanmıştı, 2021 yılında Marmara Denizi’nde yaşanan felaketin bir habercisiydi, bölümün sonlarına doğru küresel ısınmayla ilgili yapılan kumpanya da Selin “gidebileceğimiz başka bir dünya yok” diyor, gidebileceğimiz başka bir gezegen yok.

Bölüm boyunca küresel ısınma, soğuma, kuraklık ve rant konuları işleniyor; 100 yıl sonra dünyanın her yerinin sular altında kalacağından ve buzullarda yaşayan birçok hayvanın neslinin tükeneceğinden bahsediliyordu. Peki; sadece ağaç dikerek, karbondioksiti azaltarak veya gereksiz yere yanan ışıkları kapatarak iklim krizini durdurabilir miyiz? Bunlar iklim krizini durdurmak için yeterli sebepler değil. O dönemin senaryo ekibi bu bölümü yazarken ekolojistlere ve bilim insanlarına danışarak iklim krizi konusunda daha detaylı bilgiler alabilirdi.

İklim krizinin ana sorunu ampulleri açık tutmak veya gereksiz yere su harcamak değil; rant, talan, sömürü, sermaye ve kapitalist sistemdir. Ampulleri kapatmak, musluğu kısmak veya ağaç dikmek gezegeni tek başına kurtarmaz; bu söylemler “yanlış bilinç” yaratmaya ve “yeşil boyama” (greenwashing) kavramına giriyor.

Ekolojik kriz sadece bir çevre sorunu değil; politik, toplumsal ve ekonomik bir sorundur. Ranta, talana ve ekolojik yıkıma karşı örgütlenmeliyiz. Sadece muslukları kapatarak veya ampulleri söndürerek doğayı korumuş olmuyoruz. Ekolojik yıkıma, ranta, talana ve sömürü düzenine karşı mücadele ederek ormanların yok olmasını, kuraklığı ve susuzluğu durdurabiliriz, golf sahası, madencilik, termik santraller, atıklar doğayı iyileştirmez kirletir. İklimi değil, sistemi değiştirelim.

Yazar Eylem Ceylan

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış