Bu dosyanın en sarsıcı yanı, çocuklara ve kadınlara yönelik cinsel istismarın münferit bir sapkınlık olmasının ötesinde, tanınmış ve güçlü erkekler tarafından bilinen, paylaşılan ve olağanlaştırılan bir şekilde uzun süre devam ettirilmiş olmasıdır. Siyasetçiler, devlet yöneticileri, sermaye temsilcileri, bilim ve sanat dünyasının “saygın” figürleri… İstismar burada bir suç olmaktan çok, kapalı devre bir iktidar kulübünün sessiz sözleşmesi halini almıştır. Bu sözleşmede suskunluk, sadakat, ifşa ise en ağır ihanet sayılıyor.
Ne var ki kamuoyuna sunulan baskın anlatı, meseleyi bir grup “ahlaksız zenginin” karanlık fantezilerine indirgeme eğilimindedir. Reytingci ve yüzeysel bu yaklaşımın, olayı neredeyse magazinsel bir sapkınlık hikâyesine dönüştürerek (bilerek veya bilmeden) perdelediği esas soru, bu kadar yaygın, bu kadar korunmuş ve bu kadar uzun süre sürdürülebilmiş bir kötülüğün hangi toplumsal ve siyasal zemin üzerinde filizlendiğidir. Komplo teorilerinin gürültüsü, işte bu zeminin görünmez kalmasını sağlıyor.
Epstein olayı, ABD’den İngiltere’ye, Avrupa’dan Ortadoğu’ya uzanan küresel iktidar ağlarının nasıl işlediğini anlamak bakımından ürpertici bir kesit sunuyor. Burada karşımıza çıkan en önemli şey, sermaye, siyaset ve devlet aygıtları arasında kurulan çok katmanlı bir güç dengesidir. Çünkü iktidar dediğimiz şey aynı zamanda neyin suç sayılacağına, neyin ise halının altına süpürüleceğine karar verme imtiyazıdır aslında.
Çocuklara yönelik sistematik cinsel istismar ve insan ticareti, tek başına bile insanlığı sarsacak ölçüde büyük suçlardır. Ancak bu suçların, dünya siyasetini şekillendiren elitler arasındaki pazarlıkların bir parçasına dönüşmesi, karşı karşıya olduğumuz rejimin niteliğini göstermesi bakımından ibret vericidir. Burada beden, özellikle de kadın ve çocuk bedeni, hem bir kurban hem de bir değişim nesnesi, kirli diplomatik ve ekonomik ilişkilerin sessiz para birimi haline getirilmiştir. Kapitalizmin metalaştırma mantığı, en savunmasız olanı en kolay pazarlık unsuruna çevirmiştir.
Karşımızdaki tablo, kölelik rejiminin modern biçimlerde yeniden üretimidir. Epstein ağı, sermaye ilişkilerinin içinden filizlenen çağdaş bir kölelik düzenini temsil ediyor. Kapitalizm, tarihsel olarak yalnızca emek köleliği üzerinden değil, aynı zamanda insan bedeninin doğrudan mülkleştirildiği insan köleliği üzerinden de kendini var ediyor. Bunların ikisi de aynı metalaştırıcı aklın ürünüdür.
Öte yandan Epstein olayının yarattığı devasa anaforun kendisi de ayrıca şüphe uyandırıcıdır. Bu dosya, kaç başka suçun üzerini örtmek için bir perde olarak kullanılmaktadır? Hangi başka karanlık ilişkiler, bu büyük skandalın gölgesine sığınarak görünmez kılınmaktadır? İktidarların en maharetli olduğu alanlardan biri de bir ifşayı, başka ifşaların mezarına dönüştürmektir.
Ortaya çıkan tablo, kapitalizmin “yoldan çıkmış” bir anı değildir. Bu, sistemin başından beri taşıdığı ahlaki çürümenin görünür hale gelmiş biçimidir. Marx’ın metalaşma eleştirisi burada tüm çarpıcılığıyla bir kez daha karşımıza çıkıyor: İnsan bedeni, emek gücünden de öte, doğrudan bir nesneye indirgenmiştir. Bu, sistemin sonradan bozulan bir ahlakı değil, ağır ve sistematik bir ahlaksızlık üzerine kurulu yapısının kaçınılmaz sonucudur. Dolayısıyla Epstein, bu yapının nedeni değil, semptomudur.
Kadın ve çocuk bedenini pazarlık masasının üzerine koyan uluslararası kapitalist düzen, insanlığa dair değerleri aşındıran bir ahlak rejimi inşa etmiştir. Bu rejim, bugünü zehirleyen ve geleceği ipotek altına alan bir irin yuvası gibidir. Görünürde refah, güvenlik ve özgürlük vaat eder, pratikte ise şiddeti, sömürüyü ve istismarı yeniden üretir.
Bu nedenle Epstein olayı, yalnızca bir ceza davası ya da bir skandal olarak ele alınamaz. Bu dosya, kapitalizme karşı mücadelenin neden salt gelir dağılımı ya da emek sömürüsü meselesiyle sınırlı kalamayacağını da gösterir. Mücadele, aynı zamanda bu sistemin yok etmeye çalıştığı insanlık değerlerini yeniden inşa etme mücadelesidir. Aksi halde distopya, bir edebiyat türü olmaktan çıkıp gündelik hayatın sıradan dekoru haline gelmeye devam edecektir.
***
Kapak resmi: Hieronymus Bosch - Dünyevi Zevkler Bahçesi Cehennem Paneli
-
Yazarımızn yapılan eleştiriler üzerine açıklaması: Bu yazınının girişinde kullandığım “toplumsal körlük” kavramının sağlamcı bakışı yansıttığına yönelik eleştiriler yapıldı. Ben her ne kadar bu kavramı negatif etiketleme niyetiyle kullanmış olmasam da bunun niyetten ve kasıttan bağımsız olarak sağlamcı bakışla örtüştüğü yönündeki eleştirileri saygıyla karşılıyorum. Bu eleştirilerin, yazı yazarken niyetten bağımsız ortaya çıkan kimi sonuçların da dikkate alınması gerektiğini göstermesi bakımından öğretici olduğunu düşünüyorum.
Yorumlar (0)