Biz şimdi alçak sesle konuşuyoruz ya
Sessizce birleşip sessizce ayrılıyoruz ya
Anamız çay demliyor ya güzel günlere
Sevgilimizse çiçekler koyuyor ya bardağa
Sabahları işimize gidiyoruz ya sessiz sedasız
Bu, böyle gidecek demek değil bu işler
Biz şimdi yanyana geliyor ve çoğalıyoruz
Ama bir ağızdan tutturduğumuz gün hürlüğün havasını
İşte o gün sizi tanrılar bile kurtaramaz

Cemal Süreya

“Geç Faşizm” Döneminde Mücadele

Yeşil Sol Söyleşileri kapsamında Yeşil Sol Parti Ankara İl Örgütü, “Türkiye’de Geç Faşizm: Alt-Emperyalist ve İç Sömürgeci Dinamikler Üzerine” başlıklı bir söyleşi gerçekleştirdi. Akademisyen Şebnem Oğuz’un konuşmacı olduğu etkinlikte, Türkiye’deki rejim dönüşümü klasik “demokrasi geriliyor” çerçevesinin ötesine taşınarak, alt-emperyalizm ve iç sömürgecilik ekseninde ele alındı.

“Geç Faşizm” Döneminde Mücadele

Şebnem Oğuz: “Faşizmi demokratik gerilemeye indirgersek, devletin iç sömürgeci çekirdeğini ıskalarız”*

Yeşil Sol Söyleşileri kapsamında Yeşil Sol Parti Ankara İl Örgütü, “Türkiye’de Geç Faşizm: Alt-Emperyalist ve İç Sömürgeci Dinamikler Üzerine” başlıklı bir söyleşi gerçekleştirdi. Akademisyen Şebnem Oğuz’un konuşmacı olduğu etkinlikte, Türkiye’deki rejim dönüşümü klasik “demokrasi geriliyor” çerçevesinin ötesine taşınarak, alt-emperyalizm ve iç sömürgecilik ekseninde ele alındı.

Oğuz sunumuna şu soruyla başladı:
“Türkiye’de bugünkü faşistleşme sürecini, alışıldık biçimde ‘demokrasinin gerilemesi’ üzerinden değil de alt-emperyal ve iç sömürgeci devlet dinamikleri üzerinden okursak ne görürüz?”

*Faşizmi analojiyle değil, tarihsel zeminiyle düşünmek*

Oğuz, güncel faşizm tartışmalarında en temel yöntemsel sorunun “analoji” olduğunu vurguladı. Bugünkü rejimleri 1930’ların klasik faşizmiyle benzerlikler üzerinden kıyaslamanın iki yanılgı ürettiğini söyledi:
Ya klasik faşizmin geri döndüğü sonucuna varılıyor ya da farklılıklar gerekçe gösterilerek “bu faşizm değil” deniliyor.

Oysa Oğuz’a göre asıl soru, bugünün rejimlerini hangi tarihsel-toplumsal zemin üzerinden kavramsallaştırmamız gerektiği. Faşizmi yalnızca kurumların aşınması, hukuk devletinin gerilemesi ya da otoriter başkanlık rejimi olarak okumanın yetersiz kaldığını belirten Oğuz, bu yaklaşımın antifaşist siyaseti de “kurumları restore etme” hattına sıkıştırdığını ifade etti.

*Irksallaştırılmış sermaye birikimi ve şiddet rejimi*

Sunumda faşizmin, kapitalist kriz momentlerinde merkezileşen ırksallaştırılmış şiddet rejimi olarak kavranması gerektiği vurgulandı. Oğuz, bu perspektifin kökenini W.E.B. Du Bois’in “mülkiyetin karşı-devrimi” kavramına dayandırarak, faşizmin sömürgecilik ve ırksal tahakkümle tarihsel süreklilik içinde ele alınması gerektiğini belirtti.

Faşizmin yalnızca iki savaş arası Avrupa deneyimine indirgenemeyeceğini söyleyen Oğuz, günümüzde şiddetin yalnızca hukuki ve askerî teknikler olarak değil, doğrudan sermaye birikiminin yapısal bir unsuru olarak dolaşıma girdiğini ifade etti. Savaş, mülksüzleştirme, ekstraktivizm ve sınır rejimlerinin artık ekonomi dışı değil, birikimin merkezî mekanizmaları hâline geldiğini dile getirdi.

*Emperyalizmin kriz uyarlanması ve askerîleştirilmiş dolaşım*

Oğuz’a göre 2008 krizi neoliberal küreselleşmenin sınırlarını açığa çıkardı. Bu kriz sonrasında emperyalizm, genişleme mantığından çok kriz yönetimi mantığıyla işlemeye başladı. Amerikan emperyalizminin “gerilemesi”nden ziyade, zor temelli bir uyarlanma sürecine girdiğini belirten Oğuz, fosil kapitalizmin askerîleştirilmesi, dijital kapitalizmin güvenlikleştirilmesi ve yeşil ekstraktivizmin yükselişine dikkat çekti.

Bu çerçevede geç faşizmin, istikrar üreten bir rejim değil; belirsizliği yönetim tekniği hâline getiren bir siyasal form olduğunu vurguladı. Seçimlerin askıya alınmadığı, ancak muhalefetin sürekli kısa vadeli döngülere hapsedildiği bir zaman rejimi üretildiğini ifade etti.

*Türkiye’de geç faşizmin beş momenti*

Oğuz, Türkiye’de faşizmin tarihini beş moment üzerinden ele aldı:

1920’ler–30’lar: Türk-Sünni blokun tahkimi, azınlık mülkiyetinin tasfiyesi ve Kürt coğrafyasının iç sömürge alanı olarak yapılandırılması.

Soğuk Savaş dönemi: NATO bağlantılı kontrgerilla yapılanmaları ve içerde bastırma mekanizmalarının kurumsallaşması.

1980 sonrası neoliberal-İslamcı yeniden kuruluş: 1982 Anayasası, sendikal hareketin dağıtılması ve Kürt coğrafyasında savaş rejimi.

1990’lar: OHAL, köy boşaltmalar, zorla kaybetmeler ve “sömürgeci bumerang”ın metropole taşınması.

2015 sonrası: OHAL rejimi, kayyum kapitalizmi, sınır ötesi operasyonlar ve alt-emperyal militarizmin iç sömürgecilikle bileşik hâle gelişi.

Bu tarihsel çizgiye göre Türkiye’de faşizm, yalnızca İslamcı otoriterlik ya da darbe geleneğiyle açıklanamayacak; kurucu iç sömürgecilik ile alt-emperyal militarizmin diyalektiği içinde şekillenen bir devlet biçimi olarak ele alınmalı.

*Antifaşist strateji: Kürt meselesi ve savaş ekonomisi*

Sunumun son bölümünde Oğuz, strateji tartışmasına odaklandı. Alt-emperyal iç sömürgeci devlet biçimine karşı antifaşist hattın iki temel ayağı olduğunu belirtti:

Birincisi, Kürt meselesini merkeze alan anti-kolonyal bir perspektif. İç sömürge rejimi adlandırılmadan demokratikleşme söyleminin eksik kalacağını vurguladı.

İkincisi, savaş ekonomisine karşı emek, kadın özgürlüğü, LGBTİ+, gençlik ve ekoloji mücadelelerini birleştiren bir hat. Özellikle enerji, lojistik ve dolaşım altyapılarındaki toplumsal mücadelelerin rejimi sarsabilecek potansiyel taşıdığına dikkat çekti.

*Yoğun katılım ve tartışma*

Oğuz’un sunumunun ardından 15 dakikalık bir ara verildi. İkinci oturumda katılımcılar sorularını yöneltti, katkılarını sundu ve özellikle seçim stratejileri, CHP’nin konumu ve “terörsüz Türkiye” söylemi üzerinden yürütülen yeni konjonktür tartışıldı. Söyleşi, teorik çerçeve ile güncel siyasal gelişmeler arasında kurulan bağlar sayesinde canlı ve tartışmalı bir atmosferde tamamlandı.

*Şebnem Oğuz kimdir?*

Şebnem Oğuz, siyaset bilimi alanında lisans ve yüksek lisans eğitimini ODTÜ’de, doktora eğitimini Kanada’daki York Üniversitesi’nde tamamladı. Farklı üniversitelerde görev yaptıktan sonra 2022 yılında emekli oldu. Halen günümüz faşizmi, Türkiye’de rejim dönüşümü ve solun stratejileri üzerine çalışmalarını sürdürüyor. Ankara Dayanışma Akademisi üyesidir.

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış