Biz şimdi alçak sesle konuşuyoruz ya
Sessizce birleşip sessizce ayrılıyoruz ya
Anamız çay demliyor ya güzel günlere
Sevgilimizse çiçekler koyuyor ya bardağa
Sabahları işimize gidiyoruz ya sessiz sedasız
Bu, böyle gidecek demek değil bu işler
Biz şimdi yanyana geliyor ve çoğalıyoruz
Ama bir ağızdan tutturduğumuz gün hürlüğün havasını
İşte o gün sizi tanrılar bile kurtaramaz

Cemal Süreya

İnsan

Öte dünya, beri dünya, dünya. Öncesini ve sonrasını bilmiyorum. Ancak
bu üç uzam arasındaki geçişişin bir ''kıyamet'' olacağından neredeyse çocukluğumdan beri eminim. Bir ''kıyamet'' kopacak ve biz şimdiden çok uzaklara öteleneceğiz. Geleceğe ya da geçmişe, fark etmez. Şimdi, elimizden alınacak.

İnsan

Bu kıyamet, ilahi bir yolla da mümkün olabilir, insan eliyle de. Ancak bir kıyamet mecburi. Çünkü her şeyin bir sonu vardır. Ancak bazı ''sonlar'', sonsuzlukla yarışacak kadar uzun sürer.

''Umarım, bu kıyamet her neyse, ben yaşarken vuku bulmaz. Hayatım yarım kalmaz. Öldükten sonra olsun ne olacaksa'' diye diye, çok geceler ağlayarak sabahladığımı bilirim. Yarım kalmak üzücü. Hevesin kursakta kalması, korkunç(!) diye düşünürdüm .. Önceden.

Şimdi, zaman elimde bir ceset olarak yatıyor. Bakıyorum, düşünüyorum, ellerim titriyor, gözüm seğiriyor, yutkunamıyorum. Kıyamet, uzun zamandır inceliyormuş da 10 Ekim günü kopmuş sanki, inceldiği yerden. Yarım kalmışlık, kursağa dolan hevesler... Bir darağacındaymışız da, ayağımızın dibine, yavrumuzu koymuşlar sanki. Öyle, kopuyor işte ip, ölmüyoruz çok şükür diyemeden, daha ilk soluğuna kavuşmamış bir bebeğin üzerine düşüyoruz.

Belimiz bükülüyor, gözümüz kuruyor, kalbimizin içine sığmıyor hiç tanımadığımız barış güvercinleri. Kalbimiz de patlayacak yakında, bir bomba gibi. Olan yine bize olacak tabii. Çünkü, hayatını alamayız biz kimsenin elinden. Çok canımız sıkılsa, dayanamasak bile en kuru yalnızlığa, çıksak
bir dama mesela, atamayız kendimizi aşağıya. İntihar diyorum , intihar bile edemeyiz, kendimiz de olsak fail ve maktul, yaşayamayız o ağırlığı en küçük zaman birimi kadar bile.

Yarım bırakılmaz çünkü hiç bir umut, hiç bir hayat, hiç bir nefes. Bunun içindir, barış.

Ancak, ısırdığımız dudağımızdan akan kanın tadını unutmadan, daha büyük, daha gürültülü bir şekilde bağıracağız ''barış'' diye. Barış için, barışmalıyız diye ! Barışmalıyız!

Yitip gidenlerin, gözümüzün önünden geçenlerin, ağlayan annelerin, bir yanını toprağa gömen babaların, bir fotoğrafa dönüşen çocukların, umut olup havaya karışan gençlerin hayatlarını da alıyoruz, hayatımıza.

Adı ''barış'' olan bu gökkuşağı, tüm yarım kalmışlıklara inat, tüm eksik bırakılmışlar için dimdik olarak dirilecek topraktan. Ölen bir beden, sakat kalan bir hafıza da olsa yanımızdaki yöremizdeki ''insanlar'' , biz tamamlayacağız onları eksik bırakmaya çalışanlara inat.

En sevdikleri şarkıları dinleyeceğiz, öksürtse bile onların sigaralarını tüttüreceğiz, hiç sevmedikleri sokaklara gidip, onların yerine oraları bile seveceğiz. Biz tamamlayacağız. Bir gün, bizi de yarım bırakırlarsa eğer, tamamlanmış bir ''umut'' olacak o kefenin içinde. Öyle ağır olacak işte hayatımız. O zaman , yeni bir ''şimdi'' olacak, beyaz bir "gelecek" havalanacak.

İnat edeceğiz! Barışacağız. Burnumuzun direğindeki sızıyı da, gömleğimize bulaşmış kan lekesini de unutmadan, hep bir elimiz vicdanımızda, utanmadan, sıkılmadan, yorulmadan, barışacağız.

Kendimiz için değil, yitip gidenler için barışacağız. Onların, hayatlarını biz tamamlayacağız. Yalnız doğduk, kalabalık öleceğiz.

Nereden başlayacağız? En yakın klavyenin tuşlarını yiyeceğiz önce, akıllı telefonumuzun aklını alacağız elinden, televizyonların içine elimizi sokup , boğacağız yalanları, iftiraları, arsızlıkları ...

Nereden başlayacağız? İnsan olacağız. İnsan olduracağız.

Nereden başlayacağız? Sokağa çıkacağız. Demsiz bir çayı bile seveceğiz mesela.

Nereden başlayacağız? 10 Ekim günü, Ankara'da , "onların" bıraktıkları yerden başlayacağız.

Kalbimizin içine sığışmaya çalışan yüzlerce bedeni, aklımızın içine yer etmiş acıları, ciğerlerimize dolan kan kokusunu unutmayacağız. Güzel çocuklar getireceğiz dünyaya, onların kalpleri daha geniş olsun , akıllarında hiç tanımadıkları acılar dolaşmasın, göz yaşları ancak mutluluktan aksın diye , barışacağız.

Unutmayacağız. Barışı, unutmayacağımız gibi.

Zamana, kalp masajı yapacağız. Zamanı, dünyaya getireceğiz bir daha. Eksik kalmasın diye, zaman ...

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış