Biz şimdi alçak sesle konuşuyoruz ya
Sessizce birleşip sessizce ayrılıyoruz ya
Anamız çay demliyor ya güzel günlere
Sevgilimizse çiçekler koyuyor ya bardağa
Sabahları işimize gidiyoruz ya sessiz sedasız
Bu, böyle gidecek demek değil bu işler
Biz şimdi yanyana geliyor ve çoğalıyoruz
Ama bir ağızdan tutturduğumuz gün hürlüğün havasını
İşte o gün sizi tanrılar bile kurtaramaz

Cemal Süreya

Aydın Şimşek

1968’de doğdu.
Çocukluğu, rüzgârın tozu savurduğu harman yerlerinde, dağların sesini taşıyan patikalarda geçti. Daha altı yaşındayken bir bisiklet hayali kurdu. O hayalin peşinde kuzu çobanlığı yaptı. Sevdiği kuzuyu bir gün kurda kaptırdı; o gün hem kuzusu hem de bisiklet hayali öldü içinde.

Altı yaşında mekteple tanıştı. İlk mintanı da o yaşta giydi. Sevinci kısa sürdü; harmanda yırtılan mintanıyla birlikte çocuk kalbinin ilk hüzünlerinden birini öğrendi.

Altı yaşında âşık oldu. Mektebin harflerinden çok, çocukluk aşkının belikleriyle meşguldü gözleri. Altı yaşında okumaya merak sardı; on iki yaşında ise kelimelerin peşine düştü. Yazının, insanın içindeki sessizliği konuşmaya çevirdiğini o zaman fark etti.

On dokuz yaşında rakıyla tanıştı; hayatın acısını ve neşesini aynı kadehte gördü. Yirmi beşinde eline bir olta aldı; suyun sabrını öğrendi. Oltasına araç sandığı takıldığında ise acemiliğin de hayatın bir parçası olduğunu anladı.

Yirmi dokuz yaşında asker oldu. Bir gün muhabbet kuşu öldü; sesiyle dolu küçük bir dünyanın susuşunu gördü. Bir süre o da lâl kaldı.

Yıllar geçti. Kelimeler, çizgiler ve hayatın biriktirdiği hatıralar birbirine karıştı. Bugün bir Genel Yayın Yönetmeni olarak çalışıyor; aynı zamanda özel bir kurumda Grafik Tasarım dersleri veriyor. Çizgilerle, renklerle ve kelimelerle anlatmaya devam ediyor.

Ve bütün bu yolun sonunda, sanki bir masalın son cümlesi gibi aynı sözü söylüyor:
“Benim ol hikâyem budur.”

Aydın Şimşek İçerikleri