Biz şimdi alçak sesle konuşuyoruz ya
Sessizce birleşip sessizce ayrılıyoruz ya
Anamız çay demliyor ya güzel günlere
Sevgilimizse çiçekler koyuyor ya bardağa
Sabahları işimize gidiyoruz ya sessiz sedasız
Bu, böyle gidecek demek değil bu işler
Biz şimdi yanyana geliyor ve çoğalıyoruz
Ama bir ağızdan tutturduğumuz gün hürlüğün havasını
İşte o gün sizi tanrılar bile kurtaramaz

Cemal Süreya

Irak Yeniden Dizayn Edilirken: Bölgesel Hesaplar ve Kürt Alanının Geleceği

Ortadoğu çok aktörlü, çok katmanlı ve denklemli bir bölgedir. Bu nedenle erken hükümler vermek risklidir. Dün “yenilgi” denilen tablo ertesi hafta diplomatik kazanıma dönüşebilir; “zafer” diye sunulan gelişme aylar sonra stratejik kayba evrilebilir.

Irak Yeniden Dizayn Edilirken: Bölgesel Hesaplar ve Kürt Alanının Geleceği

Suriye’den sonra şimdi Irak konuşuluyor.

Ortadoğu çok aktörlü, çok katmanlı ve denklemli bir bölgedir. Bu nedenle erken hükümler vermek risklidir. Dün “yenilgi” denilen tablo ertesi hafta diplomatik kazanıma dönüşebilir; “zafer” diye sunulan gelişme aylar sonra stratejik kayba evrilebilir.

Aynı erken hüküm, başlayan müzakere sürecinde de verildi. Müzakere oluyor diye otomatikman teslimiyet diyenler oldu. Oysa müzakere ile tasfiye arasındaki fark, niyet beyanlarında değil; sahadaki güç dağılımında ortaya çıkar. Bu farkı görmeden yapılan her yorum sübjektif kalır.

Rojava örneğinde de aynı refleks görüldü. “Bitti” denildi. “Kaybedildi” denildi. Oysa kısa süre sonra Kürt meselesinin uluslararası gündemde yeniden başlıca başlıklardan biri haline geldiği görüldü. Ancak Suriye hâlâ açık bir denklemle duruyor. Bu nedenle mevcut tabloyu zafer veya yenilgi olarak değerlendirmek erken olur.

Fakat bu denklem yalnızca Suriye ile sınırlı değildir. Irak da bu sürecin içindedir. Ve Irak’taki hareketlilik, Suriye’den bağımsız okunamaz.

Çünkü Irak yalnızca Irak değildir.

Irak, İran’ın stratejik derinliğidir.
Irak, ABD’nin askeri varlığıdır.
Irak, Türkiye’nin güvenlik hattıdır.
Ve Irak, Kürt siyasal alanının yeniden dizayn edilmek istendiği zemindir.

Irak'ta ki hareketliliğin İran’la yakın bağlantısı var. Fakat sadece burayla sınırlı değildir.

Irak sahasında yaşanan her hareketlilik, doğrudan ya da dolaylı biçimde İran’ı ilgilendirir. Çünkü Irak, Tahran için yalnızca komşu bir ülke değildir; Suriye ve Lübnan’a uzanan jeopolitik hattın merkezidir. Aynı zamanda ön hattır. Bu hattın zayıflaması, İran’ın bölgesel manevra kapasitesinin daralması anlamına gelir.

ABD’nin Irak’taki askeri varlığı ve İran’a yakın milis güçlerin tasfiyesine ya da sınırlandırılmasına dönük her adım, İran kuşatması perspektifiyle okunur. Ancak burada kritik olan şudur: İran’ın zayıflatılması ile Kürt alanının daraltılması her zaman aynı stratejik akla hizmet etmez.

Örneğin Türkiye açısından İran faktörü ikincil bir başlıktır. Öncelik, Kürt hareketinin Irak sahasında kurumsallaşmasının engellenmesidir. Çünkü Irak’ta kalıcı Kürt siyasal varlığı, Rojava ile psikolojik ve coğrafi bağın sürmesi anlamına gelir. Bu durum olası bir İran geriliminde Rojhilat hattını da dolaylı biçimde etkiler.

Dolayısıyla Irak sahasında atılan her adım hem İran denklemine hem Kürt denklemine temas eder; fakat öncelik sıralaması aktöre göre değişir.

Örnegin Şengal dosyası her aktör için aynı içeriğe sahip değildir.

Şengal dosyası Irak için ilk kırılma alanıdır. Salt güvenlik başlığı değil; bölgesel güç dengelerinin kesiştiği bir düğüm noktasıdır. Bu nedenle burada yaşanacak her gelişme yalnızca yerel sonuç üretmez; zincirleme etkiler doğurur.

Hakan Fidan’ın Mahmur–Şengal–Gare–Kandil hattını aynı nefeste sayması yalnızca askeri hedef listesi değildir. Esas hesap siyasi hedeflerdir. Bu hedeflerin başında Kürt özgürlük hareketinin siyasal sürekliliğini kırma stratejisi bulunmaktadır.

Burada hedeflenen yalnızca fiziki varlık değildir. Hedeflenen, coğrafi süreklilik ile örgütsel sürekliliğin bağının koparılmasıdır. Yani mekân değil; siyasal hafızadır. Alan değil; sürekliliktir.

Mahmur: zorunlu göçün ve kamp hafızasının mekânıdır.
Gare: askeri manevra alanıdır.
Kandil: stratejik kurmaylıktır.
Şengal: Êzidî özsavunmasının ve soykırım hafızasının mekânıdır.

Bu hattın daraltılması demek, yalnızca askeri bir mevzi kaybı değil; siyasal sürekliliğin daraltılması demektir.

Şengal Dosyasının Dünü ve Bugünü

2014’te IŞİD saldırıları sırasında yaşanan Êzidî soykırımı, Şengal’i sıradan bir bölge olmaktan çıkarmıştır. Orada yalnızca askeri bir savunma değil, siyasal bir özneleşme doğmuştur.

YBŞ’nin ortaya çıkışı ve özsavunma deneyimi, Êzidî toplumunda dışa bağımlı güvenlik modeline karşı bir alternatif üretmiştir. Bu alternatif yalnızca askeri değil; siyasal bir deneyimdir. Bu nedenle tasfiye edilmek istenen yalnızca bir yapı değil; bir özneleşme biçimidir.

Şengal’e yönelik olası müdahale aynı anda üç şeyi hedefler: Êzidî özsavunma yapılarının tasfiyesi, Irak–Rojava bağlantısının zayıflatılması, Kürtler arası güç dengesinin yeniden kurulması.

Dolayısıyla mesele yalnızca “YBŞ’nin varlığı” değildir. Mesele, özelde Irak’taki Kürt alanının, genelde tüm parçalarda Kürtlerin pozisyonunun nasıl ve kim tarafından şekillendirileceğidir.

KDP açısından Şengal dosyası iki boyutludur: Tartışmalı bölgelerde siyasi ve idari ağırlığı yeniden kurmak ve Kuzey eksenli hareketin alanını sınırlamak.

2020’de Bağdat ile imzalanan Şengal anlaşması bu çerçevede okunmalıdır. Ancak anlaşma sahada uygulanamamıştır. Çünkü Şengal sahası tek aktörlü değildir; çok denklemli ve çok katmanlıdır.

2014’te yaşanan geri çekilmenin yarattığı travma Êzidî hafızasında silinmiş değildir. Bu nedenle askeri veya idari dönüş yalnızca jeopolitik değil; derin bir toplumsal güven sorunu üretir.

Şengal bugün parçalıdır:
Bir tarafta YBŞ çizgisi, bir tarafta Haşdi Şabi içindeki Êzidî unsurlar, bir tarafta KDP’ye yakın siyasi çevreler bulunmaktadır.

Bu parçalı yapı dış müdahaleyi kolaylaştırır; ancak hiçbir aktörün tam hâkimiyet kurmasını da zorlaştırır.

Tasfiye mi, Kurumsal Daraltma mı?

Türkiye’nin iki temel modeli söz konusudur.

Birincisi doğrudan tasfiye modelidir. YBŞ’nin dağıtılması, özsavunma yapılarının ortadan kaldırılması ve merkezi güvenlik aygıtına zorla entegrasyon. Bu model kısa vadede kontrol üretir; orta vadede ise 2014 travmasını yeniden açar.

İkincisi, gerçekleşmediği takdirde devreye girecek olan kurumsal daraltma modelidir. Açık imha değil; çözülme, çözündürme ve federal güvenlik yapısına kademeli eklemlenmedir. Bu model açık çatışmayı düşürür; fakat siyasal öznenin sürekliliğini aşındırmayı hedefler.

Dolayısıyla mesele askeri başarı değil; siyasal sürekliliğin korunup korunamayacağıdır. Açık savaş kadar tehlikeli olan, sessiz çözülmedir.

Sonuç;

Aynı anda Rojava’da statü müzakeresi, Irak’ta Şengal dizaynı ve Türkiye’de müzakere söylemi yürümektedir. Bu eşzamanlılık rastlantı değildir. Parçalı ilerleyen fakat bütünlüklü bir stratejik sürecin işaretidir.

Eğer Kürtler arasında asgari savunma ve siyasal koordinasyon sağlanmazsa Irak’taki Kürt alanı yeniden konumlandırılır; ancak bu konumlandırmada Kürt iradesi merkezde olmaz. Bu da bütün parçalarda gerileme etkisi üretir. Eğer asgari savunma ve siyasal koordinasyon sağlanırsa dış müdahaleler istediği sonucu alamaz. Irak sahası başkalarının tasarım alanı olmaktan çıkar.

Bu anlamda Şengal, Irak’ta Kürt alanının kim tarafından ve hangi stratejik akılla şekillendirileceğinin turnusolüdür.

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış