Biz şimdi alçak sesle konuşuyoruz ya
Sessizce birleşip sessizce ayrılıyoruz ya
Anamız çay demliyor ya güzel günlere
Sevgilimizse çiçekler koyuyor ya bardağa
Sabahları işimize gidiyoruz ya sessiz sedasız
Bu, böyle gidecek demek değil bu işler
Biz şimdi yanyana geliyor ve çoğalıyoruz
Ama bir ağızdan tutturduğumuz gün hürlüğün havasını
İşte o gün sizi tanrılar bile kurtaramaz

Cemal Süreya

Yaşlısıyla Genciyle Korona İle İmtihan

Yaşlısıyla Genciyle Korona İle İmtihan



Yaşlısıyla Genciyle Korona İle İmtihan

Evde kalabilme olanağı olanların şanslı bir azınlık olduğunu biliyorum, hele evde kalıp evini döndürebilme olanağı olanlar daha da küçük bir azınlık. Şimdi bu azınlıktan farklı yaş ve cinsiyetlerdeki iki Ankaralının korona günleri ile ilgili gözlemlerimi aktarmak istiyorum sizlere.

Gözlemlerime emekli maaşı ile evini döndürebildiğine yıllardır uzaktan şahit olduğum 65 yaş üzeri bir erkeğin hüzünlü hikayesi ile başlayayım. Karşı apartmanın girişindeki kahve virüsün yayılmasını engellemek üzere alınan önlemler çerçevesinde kapatıldı. 40 yılı aşkın süredir apartmanın bahçesinden kaldırıma hatta oradan sokağa taşmış olan etki alanı birdenbire bomboş kaldı. Mahalle sakinlerinin bir kısmı gürültüsü sigara dumanı ile karışmış olarak sokağın bu köşesini kimselere bırakmayan erkek egemenliğinin temizlenmesin karşısında bir derin ooh çekti. Ama biri var ki... Evine sığamıyor. Sanki gün doğunca oturamıyor evdeki kanepesine, kahvaltısını yaptı mı evden atması lazım kendisini. İşte bizim alt komşu kahve yasağı gelse de duramadı evinde. Alıyor sandalyesini, oturuyor kahvenin kapısının önüne, gün boyu tek başına sokaktan az gelip geçen az sayıda kişiye ya da arabaya mı bakıyor yoksa bu feministler haklıymış özel olan kamusalmış, yok ya kamusal olan özelmiş diye tartışıyor mu kendisi ile bilmiyorum.

Liseye başladığı yıl ergenliğinin hoş görülmesi ile birlikte evin içinde neredeyse görünmez olmayı başarmıştı. Evin geniş ve iki tuvaletli olması işini kolaylaştırıyordu. Evdeki tüm zamanını yakalanmadıkça odasında geçirmeye çalışıyordu. Ailesini seviyordu sevmesine ama her öğün birlikte yemek yemek, yemekle uyku saati arasındaki o saatleri salonda birlikte geçirmek... Aah bu kadarı da çok fazlaydı. Okul günleri eve dönene kadar zaten sınırlıydı bilgisayar oyunlarına ve sosyal medyaya erişimi. Evdeyken her an kulağında ana- babasının kaldır başını telefondan bilgisayardan, biraz dışarı çık bak hava çok güzel, gel balkonda kahvaltı yapıyoruz gibi ısrarlarını püskürtmek çok zor oluyordu. İnanılır gibi değil, virüs önce okulları kapattı. Ardından ailesi ile sosyalleşsin, kardeşi ile top oynasın ve D vitamini alsın diye zorla götürüldüğü parklar bahçeler yasak oldu. İnternet ortamında yapılan kısa saatli dersler bilgisayar başında olmasını meşrulaştırdı. Zaten ana-babası da ellerinde telefon, günlük değil anlık olarak paylaşımları takip eder haldeydi. 20 yaşından küçük olduğuna göre evden dışarı çıkmamasını isteyen bu kez yetişkinlerdi. Tabii ki kimse ölmeseydi daha iyiydi ama onun suçu değildi ya bu virüs. O gece uzun saatler ekrana bakmaktan mıdır bilinmez uykusu kaçtı. Bilim kurgu bir korku kapladı içini: Ya bir gün beklenmedik bir başka virüs çıka gelir de televizyon, bilgisayar, akıllı telefon gibi ekranlardan kulaktan kulağa gözden göze yayılırsa. Ya o gün okuldaki tüm ders notları ve ödevler el yazısı ile deftere kalemle yazılmak zorunda kalınır, hiçbir kaynağa internetten erişilmez tek yol kütüphanelere gitmek, basılı yayınları okumak olursa. Ya hiçbir arkadaşının yaptığını yediğini içtiğini kimlerle sosyalleştiğini instagramdan takip edemez de illa buluşup görüşmesi gerekirse? Ya anneannesinin sağlığından emin olmanın onu özlediğini söylemenin tek yolu evine gidip onu ziyaret etmek olursa. Bugün eve kapanmaya alıştığı hızla tüm erkanları ortadan kaldırıp yollara düşebilir miydi? Neyse dedi yaşadığım günlerin kıymetini bileyim en iyisi...

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış